Yaratılan beden, doğduğu andan itibaren besine muhtaçtır.
İnsan bedeni normal koşullar altında yani bulunulan ortamın aşırı sıcak veya soğuk olmadığı ya da aşırı güç harcanmadığı durumlarda bir insan 3-5 gün susuz kalabiliyor ancak. Bu durum açlık olunca da normal bir insan açlığa ancak 10-14 gün dayanabiliyor.
Peki beden sek maddeden ibaret mi?Ruhani doyumun, bedensel doyumdan çok daha tatmin edici olduğunu düşünenler, maddeye tamahını zamanla yitirip, gayba iman ettiklerine, gayba iman üzerine doğduklarına şükredenlerdir de aynı zamanda.
İbadet tek başına birçoğuna yapay ifadeler olarak yansıyabilir. Fakat ibadet bir olgunlaşma safhasıdır, alınan lezzete ulaşabilme yolunda dur durak bilmeden gidilen bir yoldur. Lezzet demiş iken, sahi, insan nasıl ibadet ile lezzet alabilir ki? Manevi anlamda kalpte yaşanan boşluğu besleyen bir zikirdir aslında ibadet. İcra edip eda edebilme mevkisine nail olabilenler, lezzet aldıkta huşu bulur ve yönelimindeki yüceliği, lezzeti fark ederler. Koskoca bir kalabalık içerisinde, o kalabalık içerisinden ancak kimler soyutlanabilirler başka alemlere? İman edip ibadete zikrini dökebilenler elbette. İbadet öyle bir lezzet olmalı ki, kimseye bir şey gösterme çabasında da olmamalı insan. Zira bir tek varlık görmeli, bir tek O mükafatlandırır inananı.Bu nasıl bir teslimiyettir?"Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et." (Hicr, 15/99)
Ruhen yükselmektir aslında O'na yönelmek. Kısıtlamalarla dolu, acı ve kederden ibaret olan, çıkar ve menfaatin neredeyse olmadığı düzlemlerin ev sahibi olan dünyada nasıl daimi huzuru bulabiliriz ki başka.
Tek yol ibadet demiyorum, hevesler ve lezzetler doğrultusunda edinilen meşgaleler de ruhu besler elbette. Ama yeküne bakıldığında terazinin ağır basan tarafı sanıyorum ki ancak O'na yönelmek oluyor.
Bedenlerimiz nasıl ki bizlere Allah'ın emanetidir, ruhlarımız da aynen öyledir. O emanete sahip çıkmak da en güzel, o emanetin asıl sahibine yönelerek olur.
Bu da ibadetle, zikirle, Allah'ın anıldığı meclislerde bulunmakla, Allah'ın dini için çaba harcamakla mümkün olur.
Beden namaz kılar ama elde edilen huşu ruhu besler. Beden oruç tutar, aç kalır ama insanın ruhu şahlanır. Yani aslında beden araçtır, aslolan o ruhu her daim besleyebilmektir.
Ruh ve nefs insandaki iki zıt kutup gibidir. Nefs bencilliğe, şehvete, kibire, makam ve mülk sevdasına, pofpoflanmaya , haset gutmeye cıkarcılığa meylettirir. Ruh ise Ilahi nin hosnutluğuna programlanmış gibidir. Allah 'ın hoşnut olacağı güzel şeyler ruha iyi gelir. Bunlarda gayba iman ama dogru bir sekilde iman etmek gerekir. Sonra sadaka vermek, yardima ihtiyaci olana yardim ederek , Allah a olan kullugunu yerine getirerek ( secde etmek insana çok ilginç bir şekilde huzur veriyor ve secde halindeki o duruş insandaki elektrigide atmasına sebep olduğu da ispatlanmistir). Allah i zikretmek kediyi kopegi besleyip suyunu vermek bile insana huzur veriyor. Ayni sekilde severek yaptigin her guzel iste insana guzel sekilde geri dönüyor. (Severek buyutulen gül cok daha canli olur severek karşılık beklenmeden yapilan iyilik sonucu ne olursa olsun insana huzur verir aynı şekilde severek yapılmış yemek bile daha lezzetli olur.) . Cunku buna inanan insan herkesin ektiğini alacağına inanır... Ruha iyi gelen şeyler nefse zor gelir. Nefse hoş gelecek şeyler ise ruhu olumsuz etkiler. Bu iki olgu birbirisiyle zıttır. Insanda bu ikisi arasında hangisini seçerse o taraftan olur. Kotuluk yapmak kötü düşünce ve davranışlar kalbe leke bırakır. Kalb lekelendikce ruhta acı çeker. Bu hep böyle olmuştur. Kinle. hasetle, nefretle, bencillikle ve kötülükle dolu olan kişilerin ruhları oldukça acı çeker ve saldırgan olurlar. Ne kendilerine nede bir başkasına faydaları olmaz. Bu durumu çevremizde ve hatta bu sitedeki üyelerden bile gözlemlemek mümkündür. Kirilian kamerasiyla bazı şeyler çekilip yaydığı aura enerjileri çekilmiş. Ruha iyi gelen şeyler yapıldığında çekilen resimlerde olumlu enerji yaydığı kötü şeylerde ise olumsuz enerji yaydığı goruntulenmistir. Aynı şekilde suya Besmele ve seytanin adi anilarak suya uflendiginde suyun kırılgan resmi arasında çok fark olmuştur. Dileyenler bu konuyu araştırabilir
Hoş geldiniz. Su olayını biliyorum, çok daha detaylı bir şekilde anlatılırken dinlemiştim, gerçekten çok enteresan bir durum ve insanlık için de ibret verici bence. Kendimize sırf o anlatılan suyun durumu ile çıkarımlar yapabiliriz pekala. Sizinle kesinlikle hemfikirim, çok teşekkürler ^^
Zamanın önemli alimlerinden olan Said Nursi Hz., risalelerinde bu mevzuyla alakalı çok güzel izahatta bulunuyor. İlgili bölümün bir paragrafını buraya bırakıyorum; "İnsan rûhunda hadsiz istidâdlar vardır. Ancak bu istidâdlar çekirdek halindedir. Hayat boyunca bu istidâdlar inkişâf eder. O istidâd çekirdeğini İslâmiyet suyuyla, îmânın ziyâsıyla, ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek, evâmir-i Kur’âniyeyi imtisâl edip cihâzât-ı mâneviyesini hakîkî gâyelerine tevcîh etmek gerekir. Çünkü rûhun gıdası hakâik-i îmâniye ve esmâ-i İlâhiyedir. Çünkü rûhun, rûhânî lezzetlere ihtiyacı vardır."
Beden nasıl ki ihtiyaçları giderilir, beslenmesini zaman hastalanır. Ruhum da beslenmesi gerekir. Beslenmediği zaman adına depresyon verdiğimiz ve farklı ruhsal hastalıklar, sinir vs gibi rahatsızlıkların da yaşandığı bir hale geldiği hepimiz tarafından bilinir. Beden nasış ki bir hassasiyete sahipse ruhta aynı hassasiyete sahiptir, belki de daha fazlasına. Ruhun beslenmesi de ibadet, Allah'ı zikir ve sevdiği işlerle öeşgul olma gibi eylemlerle mümkündür ki bunların hiçbiri maddeye muhtaç değildir ve hiçbir maddi çıkara gereksinim duymaz..