
Kimileri için cesaretsizlik anlamına gelir. Korkaklıktır.
Ama gerçekten öyle mi?
Ya vazgeçemeyi de bilmeli isek?
İnsan nelerden vazgeçmeli?
Vazgeçmesini bilmeli?

Üzen, kıran, iyi gelmeyen, enerji sömüren, saygısızlık eden herkesten vazgeçebilmek lazım. Kimse vazgeçilmez değildir.
Bunun dişinda bir takım hayallerden de vazgeçmek gerekebilir. Göze aldığımız şeyler için değip değmeyeceğini iyice süzgeçten geçirmeliyiz.
bu konuda elif şafak ne güzel demiş. (Vazgecebilmeye methiye)
Vazgeçebilmek bir erdemdir. bir deli güzel meziyettir ki insan kolay kolay kavrayamaz önemini. gençken daha zordur buna vasıl olmak. ama öyle gençler vardır ki ihtiyarlardan bilgedir, o başka. geri kalan çoğumuz seneler geçtikçe anlarız vazgeçebilmenin kıymetini. hayat öğretir bize. hayat ve bir de kronikleşmiş hatalarımız. kimilerimiz ise hiçbir zaman öğrenemeyiz ya. dersimizi almayız. dün nasıl isek yarın da aynen öyle.
genelde zannediyoruz ki vazgeçmek bir zayıflık belirtisidir. hatta bir nevi korkaklık, adeta acz. halbuki tam tersidir bence. ancak kendine güvenen, karakteri sağlam ve komplekslerden arınmış olan insanlar vazgeçmenin erdemine vakıf olabilirler. şu hayatta yaşadığımız sorunların çoğunu vaz-ge-çe-me-di-ğimiz için yaşıyoruz aslında. ısrar ve inat ettiğimiz için. takıntılarımızdan dolayı. takıntı ile tutkuyu birbirine karıştırıyoruz sürekli, oysa ne kadar farklılar. nasıl da zıt. gelin bu pazar bir de başka bir pencereden bakalım kendimize, ilişkilerimize ve bilhassa vazgeçemediklerimize!
onda da bir hayır var
seviyoruz diyelim, birini seviyoruz, hem de ne çok, ne derin, ölesiye. o kişi de aynı şekilde aşkımıza karşılık veriyor diyelim. ama sonra, zamanla, tavsıyor muhabbet, örseleniyor. kazara delinmiş bir balon gibi sürekli hava kaçırıyor, küçülüyor. giderek canlılığını yitiren bir ateş gibi sönmeye yüz tutuyor. gün geliyor, sevdiğimiz insan bizden ayrılmak istiyor. inanamıyoruz. yıkılıyoruz. kalbimizin etrafında bir yumruk, demirden zırh gibi sıkıyor, nefes alınca bile canımız yanıyor. dayanamıyor, heyheyleniyoruz. kabullenemiyoruz. ısrarla onu elimizde tutmaya çalışıyoruz. sinirleniyor, öfkeleniyor, hatta sözlü ya da fiziksel şiddete başvuruyoruz. şiddetin olduğu yerde muhabbetin yeşeremeyeceğini anlayamadan. mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor böyle terk edilmek. öyle çünkü. insanız ne de olsa. etten ve kemikten ve billur bir kalpten müteşekkil. oysa unutmamak lazım ki nefsimize ağır gelen şeyde bizim için hayır var.
bırakmak lazım
peki ne yapmalı? zor da olsa, bırakmak lazım. gitmek istiyorsa sevgili, madem ki budur onun güzel gönlünün dilediği, agulu dilinin söylediği, kenara çekilip yol açmak lazım gidene. vazgeçebilmek. aşk ancak özgürlükten doğar, özgürlükten beslenir. özgürlüğün olmadığı yerde ne tam anlamıyla aşk vardır, ne dostluklar.
diyelim bir mesleğimiz var, uzun zamandır icra ettiğimiz bir kariyer. ama öylesine mutsuz ediyor ki bizi, içten içe kemiriyor. kimse bilmiyor. göremiyor. lakin her gün mesleğimiz bizden bir şeyler kopartıp alıyor. etimizden et, ruhumuzdan ruh çalıyor. gene de ısrar ediyoruz. bırakmıyoruz kariyerimizi. değil istifa etmek bir gün bile ayrı kalmayı aklımızın ucundan dahi geçirmiyoruz. başka türlü yaşayamayız, var olamayız zannediyoruz. bu mesleğin bizi ve çevremizdekileri mutsuz ettiğini bile bile. göz göre göre. peki neden? hep aynı mesele; vazgeçemiyoruz da ondan. vazgeçmeyi bir mağlubiyet olarak algıladığımız için.
sevinçten çalanlar...
diyelim ki makam sahibiyiz. nice işler yaptık bu koltukta. bir bürokrat, bir politikacı, bir vali ya da bir okul müdürü. ama öyle bir an geldi, gitme vakti çattı, seziyoruz. artık yerimizi bir başkasına bıraksak daha iyi olacak sanki. şu veya bu sebepten ötürü. ama olmuyor. yediremiyoruz kendimize. yapamıyoruz işte. kabuğuna tutunan midye misali elimizdeki otoriteye yapışıyoruz. neden? hep aynı refleks. çünkü vazgeçemiyoruz.
örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, insanı içten içe kemiren meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler... hepsine aynen doludizgin devam ediyoruz, sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.
gabriel garcia marquez en sevdiğim ve en dikkatli okuduğum yazarlar arasında oldu her zaman. bende derin izi var. seneler var ki birçok romanını döne döne okurum. romancının bir söyleşişinde söylediği bir sözü ise hiç unutmam. nasıl yazdığını soran bir gazeteciye şu cevabı verir: “vazgeçerek!”
yazarlar için en büyük sınavdır bence yazdığından vazgeçebilmek. diyelim bir roman kaleme alıyorsunuz fakat bir yere gitmiyor. ya da bir karakter geliştirdiniz ancak bir türlü istediğiniz gibi olmuyor. elinizde yüzlerce sayfa var. kıyamazsınız atmaya. silemezsiniz kolay kolay. inat edersiniz o yolda. halbuki marquez diyor ki, bazen 120 sayfa yazar, 80 sayfasından pat diye vazgeçerim. geriye kalan o 40 sayfa, işte odur yazarı bir sonraki aşamaya taşıyacak olan tılsım. ama o 80 sayfayı atmadan bu 40 sayfayı bulamazsınız. ormanda yolunu kaybeden yolcu gibi dolanır durursunuz. çemberler çize çize. vazgeçebilmek insana netlik getirir. zihnimizi, kalbimizi fazla eşyaların karman çorman etkisinden kurtarır. bir berraklık kalır geride. hüzünlü bir durgunluk. ama bir o kadar sakin, âlimane.
demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım. yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek. vazgeçebilmek, bazen en güzeli!
Rica ederim.🌻
İnsan..
Zorladıkça anlamını yitiren her şeyden vazgeçmeli..
Gönülden gelmeyen uslubunu yitiren ve dahası kendi öz saygısını kaybettiren her eylemi terk etmeli.
Gerekirse herşeyden
gerçekten herşeyden
Cevap
13Cevap
İstediği şeyin kendisine faydadan çok zarar verdiğini anladığında vazgeçmeyi bilmeli. Aksi takdirde kişi kendisine işkence etmiş olur.
Kendine zarar veren herşeyden vazgeçmeli..
En sağlıklı yöntem..
Sevilmediğini ve kullanıldığını hissettiğinde vazgeçmeyi bilmeli insan...
ama bu çok geç bir vakit değil mi?
@KuşKQnmaŽHayrįye hayir degil insanlar kendilerini hemen belli eder
🙂:)
kendisine cevresıne dınıne serefıne huzuruna saglıgına namusuna parasına kötü gelen seylerden vazgecmeyı bılmeli..
Nelerden vazgeçmeyi bilmeli? Kendi canından. Çünkü...
Zamaninda degmiyecek insanlar için kendimizden vazgeçtik artık değmeyenlerden vazgeçme zamanıdır
Acı veren, zarar veren şeylerden vazgeçmeyi bilmeli. Ancak o şekilde iyileşiriz.
Vazgeçmek... Zor. ama insan bunuda başarabileli bazen.
Hayatını olumsuz etkileyen her şeyden.
Ne kadar değer verirse versin üstüne çizgi çekmeyi bilmeli
En zorlandığım konuyu sormuşssun vazgeçmeyi bilmiyormuyum benmi istemiyorum karar veremedim
olmayacak olandan vazgeçmeli.. her şey için geçerli bence bu
Eğer olmayacak bir şeyse vazgeçmeyi bilmeli. Eğer vazgeçmese gözünü hırs bürür. Gözü hiç bir şey görmez ve etrafındaki insanlara zarar vermeye başlar. Sevdiği insanları bile siler hedefine ulaşmak için. Ben böyle düşünüyorum.
onu üzen kıran, değersiz hissettiren herşeyden, herkesten..
Bazen vazgeçmesini bilmeli, ama bu genelde çok zor =(
Bazı fedakarliklar için konfor alanından
Problemli insanlardan
Herzaman, herşeyden vazgeçebilecekmiş gibi yaşamak lazım.
bazen vazgecmek kazanmaktır..💜💫
iki kere deneyip üçüncüde de olmayan herseyden..
Bizim için kötü olan ieylerden
Zarar gördüğü herşeyden.
Daha çok kaybetmemek için bilmeli
Olmayacak şeylerden
herşeyden
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?