Vakitlerin birinde artık kendinizi anlatmaktan, insanların sahteliklerine tanık olmaktan sıkılıp bıkarsınız. Koşar adım kaçarsınız herkesten ve her şeyden; gidebildiğiniz en uç noktalarda kendinizi onlardan olabildiğince uzaklara gizlersiniz. Canınız yanmıştır, gururunuz çiğnenmiştir, reddedilmişsinizdir, kırılmışsınızdır bir şekilde sizi benliğinizden bile bezdirmişlerdir. Yalnızlığın soğuk hissiyatıyla bütünleşirken tüm insanlığa lanet edersiniz.
Charles Bukowski'nin 'Ekmek Arası' romanını okuyanlar şu satırları hatırlayacaktır: "İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlar adna uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi."
Hayat boyunca belki de aradığımız şeyleri hiçbir zaman bulamamış olduğumuzun göstergesidir kaçışlar. Mağlubiyetin üzerimize yığılmasından korkarız; yoksa başarının ve mutluluğun olduğu yerden neden kaçalım ki? Gereklidir diye düşünürsünüz, lakin sahip olduğunuzda da oyunbozanlık yapıp esasen aramadığınızı "rasyonel haliyle" istemeyeceğinizi idrak edersiniz. Sosyal hayvanlar olarak birlikteliğe mecburuz dürtüsünden çıkamıyoruz. Hani kırılan kalplerin, dökülüp heba olan ayranların ve yaşanan tatsız tuzsuz olayların hiç olmamış gibi görülmesinden bahsediyorum. Bir başkasına ihtiyaç duyuyor birçoğumuz; kafamızın içerisinde yapayalnızız da bunun bile farkına varamıyoruz. Hepimiz içimizde kendi romanımızın baş karakteriyiz, yazıyoruz; durmadan yazıyoruz ve yazdıkça eriyoruz harflerin arasında. Tutkularınız törpülendiği vakit tek çare uzaklaşmaktır sanırım.Yorulduğunuz hayattan, düşünen primatlardan, yaşanılanlardan ve yaşanacak olanları düşünmekten, "yeniden mücadeleye hazır olana kadar" uzaklaşmak istiyor musunuz?
Bazen siz de "her şeyden ve herkesten uzaklaşmak" istiyor musunuz?
Bazen yoruluyorum ben de sahiden. Evet mutluyum evet çoğu duyguyu içimde kolayca aşabiliyor ve sindirebiliyorum ancak bazen öyle zamanlar oluyor ki sanki o an’a dek tüm sindirdiğim, aştığım duyguların yükü üzerime biniyor. Yorgun hissediyorum, yalnızlaşma ihtiyacı duyuyor köşeme çekilmek istiyorum. Ancak genelde bu duygu en fazla 2 gün hakimiyet kuruyor ben de. Sonra çekiliyor, eski halime geri dönüyorum. Bu süreçte her ne kadar fiziksel anlamda yalnızlaşmaya ortam bulamasam da etrafımda insanlar olsa da fikirlerimi, ruhumu yalnızlaştırıyorum. O an için yani böyle hissettiğim zamanlarda kendimi mutlu etmeye uğraşmıyorda batacaksam dibe batıyor, hissedeceksem en kötüyü hissediyorum. Zaten kendime bu imkanı sunduğumdaysa daha öncede bahsettiğim gibi sindirdiğim tüm şeylerin yükünü atıvermiş oluyorum üzerimden..
Olmaması gereken bir durum yaşasam bile hep alttan almaya çalışıyorum, hep mutlu olmam gerektiğini hatırlatıyorum kendime. Yaşam kısacık bir zaman dilimi, kendime bu eziyeti yaparsam nasıl geçer bu ömür diye düşünüyorum ama yok illa her şeyi düşünüp dürüyorum. Belki olmayacak şeyleri takıntı haline getiriyorum ama kesinlikle yine üzüyorum kendimi. Bu duygular içersindeyken tabi ki herkesten, her şeyden hatta yaşadığım hayattan bile uzaklaşmak istiyorum ama mümkün değil. Belki 5 dakika belki 1 saat belki de ertesi gün yine hayatım beni takip ediyor. Öylesine vuran bir dalga gibi geçip gidiyor o duyguda.
Bunu sıklıkla hissederim. Herkesten, herşeyden hatta kendimden bile.İnsan yaşadığı olayların yorgunluğunu, bedeninde, ruhunda taşır. Ve öyle bir zaman olur ki o taşıdıklarını taşıyamaz olur. İşte bu noktada kendini, bedenini dinlemek ister. Aklında, kalbindeki bütün yüklerden kurtulup yeni bir sayfa açmak ister.
Bunu istemek, çağımızın bir gerekliliği oldu artık galiba. Bence insanlar eskiden bu kadar yalnızlık hissetmiyordu. Çünkü teknoloji geliştikçe sahip olduklarımız ve iletiştiklerimiz de cansız varlıklara dönüştüler. Bu zaten yaygın bir görüş. O yüzden yalnız hissetmeyi ve her şeyi boş verip kaçmak arzusunu normal buluyorum. Eskiden ben de bu konuyu kafama çok takardım. Sonra herkesin aynı şekilde düşündüğünü ve teknolojinin etkisinin büyük olduğunu öğrendim. Hem zaten nereye kaçacağız sanki? "Dünya"dan çıkış yok. Sonuçta insanız ve her şeyden ne kadar sıkılırsak sıkılalım yaşamak zorundayız.
Evet öyle anlar oluyorki herkesten ve herşeyden nefret edip kendi içimde kayboluyorum saatlerce ağlıyorum ama öyleyken bile birine ihtiyaç duyuyorum beni teselli edicek konuşup dertleşeceğim bir insan yani ne kadar insanlardan uzaklaşsamda onlar olmadan bu kuyudan çıkamıyorum.
İşte şu an o duygu ve düşüncelere sahibim uzaklaşmak istiyorum düşünmek dahi istemiyorum dinlenmek güzel vakit geçirmek ailemle sohbet etmek gülmek istiyorum deşarj olmak lazım bazen, onun içinda uzaklaşmak ən güzel yoldur.
İnsanın yenilenmesi için uzaklaşmak gereklidir. Kendini dinlersin, bakış açını değiştirirsin, yükleri atarsın. Sonra tilki gibi tıpış tıpış kürkçü dükkanına dönersin. Hayat böyledir.