Yokluğunu tatmasından ziyade yaptığı her işten keyif alabilmesi için işe her zaman ilk günkü gibi bağlı olması gerekir. Ne yapıyorsa yapsın en iyisi olmak için didinmesi gerekir.
Akılsız bir insan için belirli bir haz yoktur çünkü bir şeylerin keyfine varabilmekten çok uzaktırlar. Yanlış yöne baktıklarından hiçbir şekilde haz da alamazlar. Sadece öyle zannedeler. Mutluluk için ele alırsam mesela çoğu insan doğar, büyür ve ölene kadar sürekli inişli, çıkışlı ama çoğu zaman dümdüz bir çizgiden ibaret hayatlarıyla mutluluk diye bağırıp dururlar. Onlara "hayatlarında en çok mutlu anlarının mı, kötü anlarının mı olduğunu ve hangilerinin daha etkili olduğunu" sorsanız istisnasız hepsi kötü olanı seçer. Hepsi diyorum ama insanların yüzde 95'i bu halde. İnsanlar düşünme yetilerini başka bir kelimeyle; gürültüyle karıştırdıkları için düşündüklerini zannediyorlar. Ancak mutluluk üzerine pek bir şey düşündüklerini sanmıyorum. Düşünen insan zaten düz bir kalp ritminden çok inişleri, çıkışları derin ve fazla olan kalp ritmine sahiptir. Her inişte olduğu gibi kalkmasını bilir; her çıkışta da nasıl davranacağını bilir. Öte yandan insanlar sürekli bir koşuşma içerisinde. Neden? Bir olimpiyatta altın madalya için? En iyi okullar için? En iyi meslek / terfi için? Ne için? Bu tıpkı doğada bir yöne doğru saatlerce düşe kalka yürüyüp, tırmanıp bunları yaparken de terleyip yorulduktan sonra yolun sonunda yine doğayı bulmak gibi. İşte bu zirve noktası insanlara sıradan geliyor. O zirve noktası, yolun sonu mutluluk sebebi. Ancak kişinin felsefesi hatalı olunca işte tam o noktada insan boşluğa düşer. O çabaladığı mutluluk uzun sürmediği gibi aldığı haz da hiçtir. Bir değeri kalmaz. Yeni hırsları için yeni yollara düşer ve yine tekrar tekrar aynı hatayı yaparak yolun sonuna koşar. Halbuki o yürüyüşçü, saatlerini doğada harcarken yolun sonuna değil de yola odaklanmış olsa, bundan keyif almış olsaydı bu hayatı boyunca kendisine hep hatırlayacağı veya onlarca kalıcı mutlu anıların arasında kaybolacak huzurlu, mutlu, haz dolu bir deneyim olurdu. İşte bu noktada hata yapıyoruz. Tüm bunlar sadece mutluluk için geçerli değil. İnsan önce kendini bilmeli, bir hiç olduğunu anlamalı. Bunun için yokluktan daha da ilerisi olmalı. Eksilere battıkça batmalı. Bir hiç olduğunu anladıktan sonra her şey daha kolay olur ve nasıl yaşanmalı bunu bulmalı.
Ben bu konuda şuna değineceğim askere giden erkekler bana katılacaktır. Askerdeyken öyle şeylere muhtaç kalıyorsun ki normal hayatında okadar sıradan olan şeyler askerde çok kıymetli oluyor ve herşeyin aslında hayatımızda olan en ufak detayların bile değerini anlıyorsunuz.
Varlık olmasa yokluğun, yokluk olmasa varlığın bir anlamı olmazdı bence. Var olan senden gittiğinde değerleniyor, yok olan sana geldiğinde değer kazanıyor. Şu an saçmaladım bir şeyler ama 😀 Mutsuzluk olmasa insanlar mutluluğu aramazdı. Mutluluk olmasaydı insanlar mutsuz olmamak için çabalamazdı
Eveeet tamda bu noktada şunu söylemek gerekiyor; önce mutluluk, sonra başarı. Siz eğer başarıyı mutlulukla beraber görürseniz, mutlu olamazsınız. Neden? Çünkü başarı, nankördür. Yaptıkça daha fazlasını ister sizden.. Kaynak:
Gerçektende herkesin mutlu olabileceği bir dünyanın olmayacağının kanıtı gibi. Mutsuzluğun olmadığı dünyada mutlulukta yoktur. Kötü yoksa iyi de yoktur. Herşey karşıtlıklar üzerine var.