Görmeden sevmek, dokunulmadan hissetmeyi öğretir. Hiç görmeden sevmek tam bir kalple teslimiyeti gerektirir. Sana ne dokunmasına, ne yanında olmasına gereksinim duymazsın. Gülümsemesine tanık olmazsın ama güldüğünde çiçekler açar gönlünde. Varlığına tanık olmadan yokluğuna alışırsın. Alıştığın yanı, yanı başında hissedersin. Kimi zaman varlığı ile şenlendirirsin örneğin.
Doğuştan gözü görmeyenin ateşi hissettiği gibi, sıcaklığının elini yakması gibi. Ateşin ne olduğunu hiç görmeyip, avuçlarının yanması, yakacağını bilmesi gibi. Bir okul düşün örneğin, zil çalar dağılır çocuklar, kapıda bekler kadınlar. Biri yanaşır beraber çıkış kapısına yürüdüğü sınıf arkadaşının yanına, tutar elini uzaklaşır. Ertesi gün sorar çocuk, o kadın kimdi "annem" der bir diğeri. Minik ellerini avuşturur sıranın üstünde. Tatmadığım ana özlemi sarar dört yanını. Esmer cümleler, esmer elleri sever o çocuk çok sonra..
Bir baba düşün Şehid düşmüş girdiği çatışmada. Geride yerim bırakmış bir çakır gözlü yiğidi. Resimlerden tanımış onu örneğin. Ölümü bilmiş, ayrılığı bilmiş varlığını tatmadan yokluğunu hissetmiş. Çocuk yağız delikanlı olmuş.. Sormuşlar baban kime benzerdi, nasıl kokardı?
Demiş, "babam toprak kokardı." boğazında düğüm olmuş cümleler, yokluğu böyle hissettirir bazı sorular..
Hisseder miydi? Bence tamamen o kişinin iradesine bağlı. Ben babamın yokluğunu hiç hissetmedim. Kimisi duygusal olmadığımı söylüyor. Aslında alakası yok. Sadece gerçeklerden kaçmam. Öyle bir yapım var ki her şeye hazırlıklıyım gibi.
Varlığı tatmadan yokluk mu? Yoklukta bir varlıktır bence. İnsanlar bazı şeylere varlık bazı şeylere yokluk demiş. Ama asıl olan şey yaşadığımız hayatın ciddiyeti ile eğlenceli arasında ki bağ değil mi zaten? Bu bağ içinde herkes varlık ve yokluk yaşayacaktır. Mutlu ve üzgün olacağı gibi. Ağlayıp güleceği gibi.
Fazla uzatmadan yazımı şöyle noktalamak istiyorum. Evet tam böyle işte. Ehehe :)
Tadını bilmediğin bir yemek yinede merak uyandırabilir, evet. Tadını bilmek istersin. Annesiz büyümüş bir çocuk, olmayan bir şeyin yokluğunu hissedemez teoride, doğrudur. Öğrenmediği bir duygunun eksikliğini hissedemez. Ama annesi olan bir çocuğun annesiyle olan ilişkisini gördüğünde içine bir ateş düşebilir. Bir hayal filizlenebilir. Bir eksiklikle, bir yoklukla büyüyen insanlar hep bir hayale, o hayalde hissettikleri duyguya sarılırlar. Bir tabloda büyüleyebilir insanı, sıcacık yapabilir bir ortamı. Annesiz, babasız, sevgisiz büyümüş bir insan, en kötü ihtimal bir dizi/ film sahnesinde hisseder o boşluğu. Çünkü anlayamadığı şeyin ona verdiği güzellik duygusunu izleyen değil tadan olmak ister.
Bazı duygular, tatlar, hisler, bilinmez ama bu yokluk hissi yaratır mı orası muamma.
İlk verdiğiniz örnekte, yokluk hissedilir hem de varlığını hiç bilmediğin, hissetmediğin birine karşı. Çevreden gördükleri ailelerden olsun, topluma dayatılmış olan özel günlerden olsun (Anneler, babalar günü.).
İkinci örnekte, bu yokluktan ziyade, öyle bir ihtiyaç olabilir.
Üçüncü örnek tamamen farklı bir boyut, sadece merak hissi uyandırır rahatsızlık vermez.
Tanrının varlığını bilmeden bir Tanri ihtiyacı hissederek yalnızlığını bastırmaya ihtiyaç duyan, güçsüzlük duygusundan arınmak için manevi desteği bu şekilde bastıran, öldükten sonra bir hayatın varligina kendini inandırarak ideallerini gerçekleştirme cesaretini toplayan insanoğlu varlığı tatmadan yoklugu hisseder.
Varlığının bilmediğin şeylerin yokluğunu tabiki çeymeyiz. Dürtüler hariç tabiki. Misal cinsellik bir dürtüdür. Issız bir adada doğsan büyüsen çevrende hiç insan bile olmasa cinsel dürtülerin illaki olacakki. Misal pasta canın cekmeyecek ya da yokluğunu hissetmeyeceksin. ya da yanlızlık bunun yoklugunuda hissetmessin çünkü öyle doğmus öyle büyümüssün. Hayat bizi zaten yontacaktır durum ve şartlara göre.
Insan varligi tatmadan yoklukta oldugunu dusunur bazen.. Bazende varligini sorgular yoklugunu elestirircesine.. Bazende var olduğu halde varligi icinde yoklugun boyutundadir..
İnsan kendi başına, hiçbir eğitim almadan sadece doğayı gözlemleyerek ve düşünerek "insa-ı kâmil" seviyesine ulaşabilir.
Gözlem, deney ve akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy ile çelişmez. Başka bir deyişle din ile felsefe ve daha dar olarak da bilim çelişmez.
Mutlak bilgiye ulaşmak bireyseldir ve bunu herkes başarabilir.