Ömrümüz tıpkı gökyüzüne ulaşan, sayısız basamağı olan merdivenlere benzer. Daha küçücük bir çocukken başlarız sağlam adımlar atmaya. Masumiyetimizi bırakırız ilk basamaklara, gülüşlerimizi, kahkalarımızı, umudumuzu ve hayallerimizi. Artık her aşama için bir şeylerden zaruri şekilde feragat etmekten belki de bitkin düşeceğiz ama düştüğümüz zaman kalkmasını da bileceğiz. Çocukluğun eğlenceli dünyasından çıkıp büyüdükçe, hayat henüz tatmadığımız alışık olmadığımız birçok farklı duyguyu önümüze serer. İlk üşümelerimizi, beraberliklerimizi, ayrılıklarımızı, özlemlerimizi iliklerimize kadar yaşarız. Yaşamımız bir yol gibi ya güya ortasında, upuzun merdivenin basamaklarına daha sert ve emin adımlarla basmaya başlarız. Hayal kırıklıkları gırla giderken biz onlarla dolup taşarken, ruhumuzu esareti altına alan kalınca bir sis perdesi vardır artık. Korkularımız, çaresizliklerimiz, kayboluşlarımız, hoşçakallarımız ile bezenmiştir son merdivenler. Uçurumun kıyısında dolanıp dururuz, acı gerçekle yüzleşirken adım atabileceğimiz tek bir basamak dahi kalmamıştır. İki ihtimalli bir denklem düşünün; her halükarda bembeyaz sayfalara simsiyah bir nokta olacağız. Uçurumun kenarında dolanırken dengemizin kasıtlı kaybolması sonucu birkaç adım daha atıp özgürlüğe kavuşabilecekken; zümrüdüanka misali küllerimizden yeniden de doğabiliriz. Seçimi kendimiz yapacağız, büyük irade gerektiren durumların içerisine yerleşke kurmak zorlayıcı olsa dahi; sonucu her ne olursa olsun insan kişisi kendine bembeyaz sayfalar açmaktan çekinmemelidir.Yaşamdan korkmalı mıyız, yoksa meydan mı okumalıyız?
Öncelikle beyaz bir sayfa açmanın zor mu ya da kolay mı oluşuna değineyim. Beyaz bir sayfa açmanın kolaylığı ve zorluğu aslında karaktere göre değişiyor. Hani benim yaşadığım kötü şeyler diğer insanlara göre az olsa da ben bunları rahatça aşamıyor, sindiremiyor ve halledemiyorsam içimde yeni bir sayfa açmak sorunlarımın az olmasına rağmen zor olur. Bir diğer örnekle ben çok kötü şeyler yaşamış olayım bunları sindirmem daha kolaydır diğer insanlara göre. Yani her şey karakterle alakalı. Rahatça sindirebilenin silgisi o karalanmış sayfaları bir çok şeye rağmen kolayca temizleyebilirken rahatça sindiremeyen kişinin bir kaç kez silmesi gerekir tamamen kağıdın beyazlığına kavuşması için. Onun dışında yaşamdan korkulmaması gerektiğini düşünüyorum. Yaşamak dediğimiz şey iyisiyle kötüsüyle tüm duyguları, tüm ihtimalleri içerisinde barındıran bir şey. Yaşamaktan korkmak demek; onunla savaşmamak demek veyahut hedefler ve gelecek için bir şey yapmayıp uğraşmamak demektir. Bu da bizi ileriye taşıyan şey değil geriye taşıyandır. Bir uğraşımızın olmayışı, hayatı yaşamaktan korktuğumuz için duyulan o boş vermişlik hissi kişi depresif ve karamsar bir ruh haline sokacaktır kanımca. Hani bu bağlamda da korkulması gerektiğini, savaşılması, uğraşılması gerektiğini düşünüyorum hayatla.
Nasıl kolay olsun ki? Ufaklıktan beri yaşadıklarımı nasıl sileyim. Hadi beynimden sildim. Ya ufakken sürekli kırılan çocuk? İmkanı yok beyaz sayfa açamam. Yüreğim cam kırıkları ile dolu. Normalde isyan etmem ama sürekli bana o günleri hatırlatan sorular çıkıyor karşıma bu aralar.
Korkarak büyür insan ve korkularını test ederek alışır ve gelişir.
Neye ve hangi konuda hayattan korktuğun önemlidir. Bu korku bazen seni hayatta tutar. Kimi korkularsa seni tutsak eder. Bu yüzden her korkuyu yenmeye çalışmadan bazı şeylerden korkmalıyız.
Meydan okumaya gelince ünlü filozof Vortolu Saadettin 😄😄😄 abimiz diyor ki önce bir bakıcan ben bunu tek ısırıkta yer miyim. Buna karar verdin diyelim kararda yiyemem o zaman birlik olup zamanını bekleyip en zayıf anında topluca ısıracan diyor😄😄
Hayatı cesaret ve akıl dolu yaşamak gerekiyor. Cesaret dediysem cahil cesaretinden bahsetmiyorum. Bilgiye, akla, analize dayalı bir cesaret bahsettiğim. Meydan okuyacağın tek kişi kendin ol. Sakin bir güç ol. Her zaman için yeni başlangıç mümkün yeterki neya başlamak istediğini bil.
Yaşamdan korkmak olmaz. Yaşamaya gelindiyse riskleri ile savaşları ile herşeyiyle hayata meydan okunmalı. Hayat bu diyip, kenara çekilmekte olmaz. Yaşananlardan sonra olumsuzluğa düşüp “ah bu benim kaderimmiş” demekte olmaz. Herşeye rağmen savaşmak lazım. Ki hayattan korkmak için hayat fazla kısa. Yeni sayfa açmak belki zor. Ama zorun üstüne gidip o sayfaya yeni şeyler çizmek lazım. Başka şekilde yol alamaz insan. Yeri gelicek eski sayfaları tek tek yakıp kül etmesini de bilicek
Bence her yeni dakika yeni bir başlangıçtır. Zamanın bir bütün olmadığı kanaatindeyim. Bu sebeple her an yeni başlangıç içinde iken bende eskiyi sürdürme çabasında olanları şaşkınlıkla izliyoeum
Aslında ne için yeni bir sayfa açtığına göre değişir. Aşk mı, aile mi, iş mi, okul mu? Tabiki manevi değeri yüksek olan şeylerden vazgeçmek, tamamen değiştirmek ruhen yıpratabilir ki bu kararı tamamen uygulamak da zordur.
Yeni bir sayfa açmak zordur. Yılların birikimi olan maddi, manevi her şeyi veya bir kısmını hayatından çıkarıp yerini yeniden doldurmak güçlü bir irade ve inanç gerektirir ki herkesin yapabileceği bir şey değil.
Zordur ama bir o kadar da rahatlatıcı. Yaşamdan korkarsak ya da meydan okursak üstümüze daha çok gelir. Yaşamla sevgiyle dengeli bir ilişki kurabiliriz bence. Bu arada yazı yazıyor musunuz?
Hayatta beyaz bir sayfa açmak zor olur değil çaba ve azim lazım. Kendi adıma öz eleştiri yapayım İzmirdeki hayatımı bırakıp burada bir beyaz sayfa açtım. Neden:idealler uğruna tabi:)
kendime beyaz bir sayfa açmayı çok isterdim böyle hafızamın silindiği hiç birşeyi hatırlamadığım ama yaşamdan korkmak değil de yaşam ile meydan okumayı dengeleştirmek gerek