Yeni doğan bir bebek ağlar. Kelime hafızası olmadığından, kelimeleri bilmediğinden ve çokça da dişleri çıkmadığından konuşmayı bilmez. Dolayısı ile: Acı duyduğunda veya acıktığında, bunu gözyaşlarıyla iletir. Fakat bebek büyüyüp, bir şeyler öğrendiğinde: İsteklerini konuşarak dile getirir. Öyleyse bilmek, acıları en aza indirmek demektir. Bilmenin de yolu, aklınızı çalıştırmaktan geçer.
Seçmezsiniz, dolayısıyla aklınız düşünmeyi durdurmaz. Taraf seçmeyen akıl, gelişmeye devam eder!
Bir fanatizm uğruna yapılan seçimin, sizi ilgilendirmemesine rağmen size kaybedildiğinde verilen acı veya üzüntü yerine, fanatizmi itip aklınızı kullanarak, seçimsiz, daima aç bir nötr kavramı oluşturabilirsiniz. Seçim yapmayan akıl, düşünmeye devam eder. Düşünen akıl ise, kat ettiği yol kadarıyla genişler.
Herkes bir yöne doğru bakıyor, fakat bakılanı gören gözler; beyne farklı algılar gönderiyor!
Aklınızı çalıştırdınız an, bakmayla görmeyi ayırt edeceksiniz. Kafamızı bir yöne çevirdiğimizde etrafımızda ki nesneleri görürüz. Fakat gözlerimiz neyi görmek isterse onu görürüz. Bakıyor olmak demek, sadece fiziksel maddedeki kafamızın nesneye çevrilmesidir. Çevrilen,bakılan şeyi gören gözler ise, o yöndeki neyi görmek isterlerse o netlik kazanır gözlerde. Ve bu da algıyı oluşturur.
Bu arada unutmadan, fikirlerinizin anlam bulup, sığınabileceği beyinlerin de olması sizi mutlu edecektir.
Ben sana bir sebep söyleyeyim haret etmeyen cansız varlıklar çürümeye canlı varlıklar ise uyuşup felç olup işlevini yitirmeye mahkumdur. Buna beyin de dahil.