Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Hayat bazen bizler için oldukça yıkıcı görünür. Sanki hayatımızda hiç güzel şeyler yokmuş gibi hep en kötüye odaklanırız. Basit bir sorun için üzülür, ağlarız. Öyle boşuna geçiririz ki vaktimizi, ömrün ne kadar kısa olduğunu bir anda unutuveririz.

Hayat çok mu zor? Acılara dayanamıyor musun? Öyleyse senin biraz ibret almaya ihtiyacın var!

Senden daha kötüleri var!!!

Anlamsız gelen 3 kelimedir aslında melakonlik duygu durumunu yaşarken. Ama senden daha kötüsüne canlı şahit olmak? İşte bu dönüm noktamız olabilir belki de. Hepimiz için küçük bir ibretlik hikaye.

Başlıyoruz.

Benim adım İsmail Emir. Siz büyüklerin zaman dediği kavramın içinde 5 yaşındayım. 5 yıl önce dünyaya gelmişim yaşayacaklarımdan habersiz. Sahi bir insan doğarken gelecekte yaşayabileceklerini bilir mi? Yoksa sadece ben mi bilmiyorum? 5 yaşındayım ama boyumdan büyük hayallerim var benim geleceğe dair. Hayallerimi yaşarsam geleceği bilmiş mi olacağım?

Ya kötü olanlar? Onlar hayal edilmiyor, bu yüzden de bilmiyordum doğduğumda başıma gelecekleri.

Sizin kadar büyümediğim için hiçbir soruya cevabım yok benim. Eğer sizin yaşınıza gelirsem bir gün bu soruların hepsine cevap vereceğim. Ve benim gibi olan tüm çocuklara yaşadıklarımı anlatacağım. Şimdi sizlere anlatsam, dinler misiniz?

Henüz 3 yaşımdaydım. Büyümüştüm. Sizler kadar değildim tabii. Ama tek başıma yürüyordum. Konuşuyordum. İstediklerimi yaptırmak için tek yolum ağlamak değildi artık. Düşünebiliyordum. Duygularım vardı, her şeyi hissedebiliyordum. Hatta bir gün dedem ile gezmeye gittiğimizde Onun elini bırakıp tek başıma yürümüştüm gerçek bir erkek gibi. Sonra parkta salıncakların önünde bir kız ile tanışmıştım, arkadaş olmuştuk. Yıllar sonra babam ile annemin yaşadığı gibi bir şeyi ilk kez o gün yaşamıştım. Siz büyükler buna AŞK diyorsunuz. Hala çocuktum hatta bebek ama büyümüştüm.

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Büyümenin verdiği mutluluk ile küçücük iki odalı evimizin girişinde arabalarım ile yepyeni bir dünya kurmuştum. Halı kenarlarında motifler benim için büyük birer yoldu. Girinti ve çıkıntı motifleri ise garajlar, park yerleriydi. Sessiz sedasız o dünyanın içinde bir şehirden başka bir şehre yolculuk ederken başımın dönüp gözlerimin karardığını hissettim. İlk kez fark ediyordum insanların neler yaşayabileceğini. Demek ki insan büyüyünce gözleri kararıp başı dönebiliyor. Daha fazla dayanamadı zihnime küçük gelen bedenim. Oturduğum yere yığıldım. Birkaç dakika sonra annemin çığlıklarına uyandı kulaklarım. Gözlerimi açamıyordum ama annemi duyabiliyordum. “Oğlum ne oldu?” Yüzümü ıslatan bir damla beni uyandırır gibi oldu. Ama devamı yüzüme düşmedi. Demek ki yağmur değildi. Galiba annem ağlıyordu. Birkaç dakika sessizlik oldu. Ya da ben duymadım. Zaten göremiyordum. Sonra babamın sesini duydum. Nefes nefeseydi ama konuşmuyordu. İki kol beni hızlıca kaldırdı. Bu muhtemelen babamdı. Çünkü yabancı olsa korkardım. Sadece babamın kollarında bu kadar güvende hissedebilirdim kendimi. Annem ise beni böyle güzel taşıyamazdı. Hiç rahatsız değildim böyle taşınmaktan. Dedem de beni omuzlarına alırdı ama hiç böyle rahat etmemiştim. Annem ve babamın beni çok sevdiklerini bilirdim. Annem her gün beni defalarca öpüp koklardı. Babam ise sürekli başımı okşar, ne zaman yorulsam kucağını benden esirgemezdi. Ama bugün çok başkaydı. Beni bir başka seviyorlardı bugün. Hissediyordum bugün beni bambaşka sevdiklerini. Sonra bir anda midem bulanmaya başladı. Kalbimin olduğu yerde de bir ağrı. Canım acıyordu. Söyleyemiyordum. Uyanık değildim ki. Rüyamda söylesem duyarlar mıydı? Annem öperdi kalbimin üstünü, babam ellerimi tutardı, geçerdi.

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Dışarıdan sesler duymaya başladım. Komşuların seslerini duyuyordum. Ayşe teyze bile telaşlıydı. Korkmalı mıydım? Öyle değilse bile korkmaya başladım. Tamam, büyüdüm belki ama hala çocuktum ben. Korkuyordum. Ve bir güç buldum kendimde. Babamın kucağından sarkan elim babamın eline değerken onu tutup sıkabildim. Babam fark etmedi bile. Ama benim korkularım azaldı. Babam yanımdaydı.

Bir arabaya bindik. Ben babamın kucağındaydım, annem ise yanımızda. Annem yüzümü okşuyor, bir yandan da gözlerindeki yağmur ile beni ıslatıyordu. Hoşuma gidiyordu ıslanmak ama annem mutluyken hiç ağlamazdı ki. Babam sürekli hızlı diyordu arabayı kullanan abiye. Tamam abi, diyordu o da sürekli. Bir yandan da neyi var diye soruyordu. Babam bilmiyorum dedi ve sustu. Annem hıçkırarak ağlamaya başladı. Her şey biraz daha karışıyordu ve ben hala uyuyordum. Tüm konuşulanları dinleyerek, babamın kollarını, annemin ellerini hissederek uyuyordum.

Arabadan indik ve koşarak bir yere girdik. Oldukça serin bir yerdi. Üşüdüm. Sonbahar gelmişti. Sabah annem söylemişti. Bana sonbaharı da anlatmıştı. Ağaçlar yapraklarını döker, hava serinler, bolca yağmur yağar demişti. Sonbahar geldiğinde annemin gözlerindeki yağmur hep yağacak mıydı? Annem her sonbahar ağlayacak mıydı peki bundan sonra?

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Doktorlar bana iğne yaptılar o gün. Kollarıma hortum taktılar. Sürekli annem ve babam ile konuştular. Annem sürekli ağlıyordu. Sonra ben uyandım. Gözlerimi açtığımda annem başını babamın göğsüne dayamış, babama sarılmıştı. Babam ise anneme omuzlarından sarılmış Onun saçlarını kokluyordu. Babamın da mı gözlerinden yağmur yağıyordu yoksa? Ama erkekler ağlamazdı ki. Babalar hiç ağlamazdı. Aklıma çok güzel bir fikir geldi. Babam hep ben ağladığımda erkekler ağlamaz derdi. Sende erkek oldun artık ağlamayacaksın derdi bana. Ama şimdi babam da ağlıyordu. O zaman bende yine rahatça ağlayabilirdim. Yüzüm gülüyordu. Benim uyandığımı fark edip hemen yanıma koştular. Annem dualar ediyor, babam gülen gözlerle bana bakıyordu. Her yerimi öptüler. Ellerim, bacaklarım, yüzüm, saçlarım. Burası hastaneymiş bende hasta olmuşum. Doktorlar hep hastanede olurlarmış. Her soruma cevap alıyordum bu gün. Çok mutlu bir gündü. Gelecekte aklıma takılacak soruları bilseydim onları da bugün sorardım. Büyümeden öğrenirdim her şeyi. Ama büyümeyi beklemeliyim.

Ertesi gün hastane denilen yere doktor amcalara gittik. Hemşire adındaki ablalar vardı. Neden hepsinin adı hemşireydi acaba? Annem çalışmıyordu ve hep çalışmak isterdi. Hemşire ablalar ise çalışıyorlardı. Keşke dedem de annemin adını hemşire koysaydı. O da çalışırdı adı hemşire olsa. Mutlu olurdu. Hep gülerdi. Bizde gülerdik. Ama ben hemşire ablaları hiç sevemedim. Bana çok iyi davrandılar ama kollarıma hep iğneler batırdılar. Kan alıyorlarmış. Annem daha iyi olmam için kan almaları gerektiğini söyledi. Babamda erkeksin sen dedi. Güldüm. Erkekler de ağlıyor baba diyecektim. Korktum. Ya kızarsa. Canım çok acıdı ama dayandım. Büyümüştüm ben. Bir sürü abiler, ablalar, amcalar, teyzeler, dedeler, nineler kan veriyordu. Ben de büyüktüm, ağlamadım. Hem boyumdan büyük hayallerim vardı benim. Daha büyüyüp çöpçü olacaktım. Çöp kamyonunda her gün bir oraya bir buraya gezecektim. Belki bir gün sürerdim bile o çöp kamyonunu.

Akşama doğru teyzem geldi yanımıza. O gelince annem ve babam doktorun yanına girdiler. Teyzem bana en sevdiğim arabayı getirmişti. Bir sandalyeye oturup oynamaya başladım. Tam oyuna dalmışken ağlayarak annem çıktı odadan, arkasından da babam. Annem yere eğilip bana sıkıca sarıldı. Kemiklerim dahi acıdı o bana sarıldığında. Ağzımdan küçücük bir ses gelince irkilip beni bıraktı aniden. Sonra babam beni kucağına aldı ve eve doğru yola koyulduk. Evde ara sıra hastaneye gideceğimizi, bana bazen iğne yapacaklarını söylediler. Yorulurmuşum. Çok hareket etmemeliymişim. Büyüklerde yorulurmuş çok hareket edince. Babam da bazen işten yorgun gelirdi. Demek ki o günler çok hareket etmiş babam.

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Sürekli hastaneye gitmeye başlamıştık. Her gün gittiğimizde bana bir sürü iğne yapıyorlardı. Ellerimin üstü, kollarım, bazen popom her yerime iğne yapmışlardı. Artık canım çok acıyordu. Hep uyumak istiyordum ama hastaneye hiç gitmek istemiyordum. Parka gidip oynamam da yasaktı artık dedem ile gezmem de. Sadece evde oynayabilirdim. Eve misafir bile geldiğinde hemen ağzına beyaz mendil takılıyordu. Bende de vardı aynısı. Ama en çok üzüldüğüm anı hiç unutmuyorum. Hastaneden gelmiştik, banyo yapacakmışım. Annem kıyafetlerimi çıkartıp beni banyoya götürdü. Aynada kendimi gördüğümde tanıyamamıştım. Öylece bakakaldım. Ben değildim ki bu. Saçlarım vardı benim eskiden. Nereye gitmişti saçlarım? Kaşlarımda vardı? Anneme baktım Onun saçları ve kaşları yerindeydi. Hemen kaçtım annemin elinden. Babama koştum. Ona baktım, Onunkilerde duruyordu. Büyüklerin saçları vardı. Eve gelen misafirlerin çocuklarının da vardı. Benim neden yoktu? Dudağımı bükerek banyoya döndüm. Annem yine ağlıyordu. Sonbahar bitmiş kış gelmişti, annem neden hala ağlıyordu? Saçlarım neden yoktu? Ve ben neden birkaç dakika içinde bu kadar yorulmuştum? Bilmiyordum.

Büyüyünce öğrenecektim.

Hastane artık evim gibi olmuştu. Her gün gitmiyorduk belki ama ne doktorları ne hemşireleri özlememe fırsatım olmuyordu. Beni de herkes tanıyordu hastanede. Neşesi olmuşum hastanenin. Hemşire ablanın biri söyledi. Oyun oynardık beraber ve benimle konuşmayı çok severlerdi. Benimle konuşurken, büyümüşte küçülmüş derlerdi. Sürekli gülüyorlardı. Anlamıyordum neden güldüklerini ama bende gülüyordum. Hastaydım hastalığımın ne olduğunu bilmesem de ama mutluydum.

Küçücük bedenime ağır gelen iğnelerim vardı. Ağrılarım vardı. Acılarım vardı. Her defasında annemin kollarında ağlarken bile mutluydum. Büyümüştüm ve daha da büyüyecektim.

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!

Bir gün hastaneden döndüğümüzde annem evde çok ağladı. Hiç susmadı. Benim yüzüme bile bakmadı. Bende küstüm anneme bana bakmadığı için. Ama babamda ağlıyordu. Annem hep ağlıyordu da babam neden ağlıyordu? Gidip küçük ellerimle büyük yüzlerini okşadım. Susmaları gerekiyordu. Daha çok ağladılar. En son ikisinin arasında bende ağlarken buldum kendimi. Üçümüz birbirimize sıkıca sarılmıştık. Ağlıyorduk ama ben hala mutluydum.

Doktor anneme söylerken duydum büyüdüğümü hiç göremeyeceğimi. Oysa çok büyük hayallerim vardı benim. Eğer bedenime uygun ilik bulunabilseydi. Kötülükleri hayal edemeyiz. Ama iyi olan şeyleri hayal edersek bir gün yaşarız belki. Ben yaşayamayacakmışım. Her şeyden habersiz veda bile etmeyi öğrenemeden gideceğim.

Benim adım İsmail Emir. Küçücük bir bedene koskoca bir hastalığı sığdıran, ama mutluluğumdan hiçbir şeyi kaybetmemiş İsmail Emir. Bugün 5 yaşındayım. Ve ölüme senin yaşından çok daha yakınım.

Yaşamımızda dönüm noktası yaratacak insanlarla karşılaşmanız dileklerimle.

#HaksizAdam

Hayat Çok mu Zor? Acılara Dayanamıyor musun? Öyleyse Senin Biraz İbret Almaya İhtiyacın Var!
Cevapla