Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim

Bugün, kendime dair üstü hiç açılmamış itiraflarda bulanacağım. İnsanlıktan nasıl çıktığımı anlamanızı istiyorum çünkü. Hümanizmin benim yanımda nasıl da pamuklara sarılı bir bebek gibi görüneceğini bilseniz mutlaka nefret edersiniz benden. Hatta en sinkaflı küfürleri edecek ve aşağılayacaksınız belki de. Bütün benliğimle bu riski göze alarak anlatacağım ama. İçimdeki irin dolu ruhumu sizin de görmeniz gerek artık.


Ne diyordum? İnsan değilim ben hatta insan bedenini boşa kullanıyorum. En büyük vicdansızlıklarım anlatmakla bitmez ama birkaçını paylaşmam bile ne denli pisliğe bulandığımı ve yoldan çıktığımı görmeniz için yeter de artar bile.



Ben adi bir katilim aslında!


Evimizin arka bahçesinde her yaz daha da ustalaştığım sapanımla ava çıkmıştım ve kararlıydım bu defa bir şeyler avlayacaktım. Kanımdaki alev iyice kızışmış ve zihnimi ele geçirmişti artık. Her adımımda daha sessiz olmaya çalışarak güneşin ışıklarının bile bahçenin zeminine ulaşmasına zorla izin verdiği metrelerce yükseğe ulaşmış ağaçların dalları ve yaprakları arasında avımı bulup, zihnimi ve ruhumu uyuşturan bir cana kıyarak tatmin olma hazzını yaşamak istiyordum. Artık bu duyguya hazırdım.



Biraz daha araştırmanın sonunda, bahçenin kuytu bir köşesinde bir serçeyi yemyeşil dallar arasında fark ettim. Sessizce nişan aldım, sapanımı iyice gerdim ve aniden bıraktım. Yaprakları yararak göremeyeceğim kadar hızlı fırlatmıştım taşı. Hedef görünmüyordu, gözlerim serçeyi aradı ama yere aheste aheste inen birkaç yaprak dışında serçeden iz yoktu. Omuzlarım düştü, başımı yere eğip derin bir şekilde iç geçirdim, yine becerememiştim.



Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim



Tam bu sırada ayaklarımın önüne boynu tamamen gövdesine doğru kırılan serçe düşüverdi. İşte, bu defa olmuştu! Hemen eğilip daha yakından nasıl vurduğuma baktım. Dizlerimi kırıp iştahla yerdeki cesede eğildiğim sırada, kırık dizlerimden saçlarıma kadar bir sızının yükseldiğini hissettim. Bir dakika, neden sevinemiyordum? İçimdeki bu alev neden aniden sönmüştü? Nereye gitti benim az önceki kana susamış ruhum? Bedenimi esir alan sızı, yerini her yanıma gümbür gümbür vuran bir zonklamaya bırakmıştı. Derken aceleyle pembe bir poşet buldum çer çöpün arasından ve serçenin cansız bedenini içine koyup çeperlerin üzerinden komşunun bahçesine aceleyle fırlattım. Kimsenin beni görmesini istemiyordum.



Olduğum yere çakılmıştım adeta. Ellerim terlediği gibi saçlarımın arasından alnıma süzülen ter damlalarını da fark ediyordum. Bir sapana baktım bir de ellerime. Öylece kaç dakika geçti, neyi ve neden sorguladım hiç hatırlamıyorum. Oradan ayrılırken dönüp dönüp arkama baktım hatta tekrar geri dönüp sebepsizce bir iz olup olmadığını da kontrol ettim, sanki arkamda kalacak ya da kendime dair geride bırakacağım hiçbir şey olmasını istemiyormuş gibi. Çocukluğumun o gününden sonra elime bir daha sapan almadım fakat bu durum katil olduğum gerçeğini değiştirmedi hiçbir zaman. Evet, o serçeyi öldürdüğüm ağacın dibinde insanlığımdan kocaman bir parçayı bırakmıştım.



Mide bulandırıcı bir hırsıza, tecavüzcüye dönüştüm bir zaman sonra!


_ Laz Kadir gitti lan.


_ Olm gitti de Deli Hasan var bahçede.


_ Hassiktiirr görmedim onu ne yapcaz?


_ O da gider birazdan, Ceyhangilin bahçeden dalarız.



Bu heyecanlı konuşmaların bir müddet ardından tıpkı plandaki gibi Ceyhan’ın da annesine görünmeden, Laz Kadir’in geniş arazisindeki bahçesine dalıp, bostanındaki salatalıkları ve o meşhur lezzetiyle ün yapmış armut ağacını talan etmiştik. Bu kaçıncıydı ve kaçıncı kişinin bahçesindeki sebze, meyve hırsızlığımızdı kim bilir.



Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim



Aniden kulağımda yankılanan sesi hatırlıyorum. ‘’Kaçııınnnn laaannn Deli Hasaaannn!!!’’ Kimsenin olmadığını sanmış, planı uygulamıştık ama bu defa işler yolunda gitmemişti. Nasıl bir korkuydu öyle, kim bilir bu deli bizi yakalasa ne yapardı, ya bir de elindeki balta sapıyla döverse? Bu heyecanla kucağıma aldığım salatalıkları da armutları da savurdum. Bu defa cebimde kalanlarla idare edecektim, tabii yakalanmazsam. Var gücümle koşup sokağa açılan, yan taraflarından uzanan duvarın boyundan küçük, kilitli tahta kapının üzerine çıkıp sokağa atlamalıydım. Öyle de yaptım ama tahta kapının üzerine çıktığımda sağ dizimde bir ıslaklık hissetmiştim, aldırmadım, bizim deli peşimizdeydi. Kapıdan atlamayı başardığımda korkum hızla azalmaya başladı ama koşmaya devam ediyordum.



‘’Lan dizin kanıyooorrr!!’’ Emrah’tı konuşan. Kapıdan atlarken dizimde hissettiğim ıslaklığın ve gördüğüm paslı çivinin nasıl bir sonucu olduğunu öğrenmiş oldum böylece. Küçük yaşta bu kadar aksiyonun bile yettiğini düşündüm. Ben eve gidiyorum, deyip ayrıldım arkadaşlarımdan. Eve gidene kadar her adımımda dizim daha çok acımaya başladığında anladım nasıl bir halt yediğimi. Yaşım küçük olabilirdi ama kendi evimin geniş bahçesinin bostanı da farklı farklı meyve ağaçları da olsa başkasının malına göz dikmiş bir hırsız ve hanesine tecavüz eden bir aşağılık olduğumu anlayacak kadar yaşamıştım. Üstelik ailem de bu konularda ne kadar duyarlı olunması gerektiğini defalarca kez öğütlemişti, haklıydılar da.


Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim



Şimdi, dizime batmış çivinin açtığı yarayı temizlemesi ve olanlardan dolayı hesaba çekmesi için annemin yanına gitmeliydim. Gözlerimden usulca süzülen damlalar, sessizliğimin ve düşüncelerimin sebebini sanki bedenimin dışına taşıyıp beni ifşa ediyordu tenimi ısıtan güneşe karşı. Korkuyordum, hak ediyordum bir cezayı ve biliyordum artık bu suçları bırakmam gerektiğini, bırakacaktım da. Yaralı bir dizin acısı mıydı bana bütün bunları düşündüren, yoksa biraz önce yaşadığım korku muydu? Hayır hayır, insanlık ruhunu gittikçe kaybettiğimi haber veren bir vicdanın sesine kulak vermiştim sadece.



Ve yıllar sonra insanlığı mı tamamen bıraktım Ankara’da?


Kışın kendini bahara bırakacağını hissettirdiği o akşama kadar, bir kemikten ince ince sıyrılan et parçaları gibi insanlığımdan kademe kademe sıyrıldığım ne olaylar yaşadım ne hatalar yaptım, daha neler ziyan ettim hepsini tek tek hatırlıyorum. Ama ben en sonuncu parçamı, kalbe giden son kaleyi, vicdanımı nasıl kaybettiğimi anlatacağım. Hoş artık vicdanım da bölük pörçük kalmıştı ya. Geriye harcanacak ne kaldıysa o akşam harcadım ben de.



Huzursuzdum, sinirliydim nedenini bilmediğim bir şekilde. İşin tuhaf yanı evimde, en rahat olduğum ortamdaydım. İnternetin sosyal mecralarını gezdiğim sırada birden telefonumun ekranında kıpkırmızı bir şerit belirdi: ‘’Ankara’da Canlı Bomba!’’ Görür görmez bütün vücudumun iğnelendiğini, uyuştuğunu hissettim. Televizyonu açana kadar telefonumda gördüğüm o kırmızı şerit, gözlerimde ve zihnimde büyüyerek her yanımı kapladı, kanın o metalik kokusu geliyordu burnuma. Bu koku, o serçeyi öldürdüğüm ve dizimi kanattığım günlerde aldığım kokuya ne kadar da benziyordu ama hislerimin artık daha vurdumduymaz ve soğuk olduğunu anlamıştım.



Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim



Televizyon ekranı aydınlandı sonunda, kırmızı şerit bu defa daha büyük ekranda karşılamıştı beni. Hemen bir haber kanalını açıp neler olduğuna baktım. İşte, vahşet karşımdaydı ölü ve yaralılarıyla fakat gördüklerim, daha önce benim yaptıklarımdan farklıydı. Kaçışan onca telaşlı insan, sağa sola bağıran polisler, birbirine karışan ambulans çığlıkları… Koltuğa çöktüm, bir yandan neler olduğunu izlerken bir yandan kendimi sorgulamaya başladım. Ölen onca insan onca yaralı… Ruhumda koskocaman bir delik açılmıştı. İçini doldurmak için öfkemi kullanmak istedim, sonra yumruk halindeki elimi diğeriyle sardım, kalp atışlarım hızlanmıştı; gözlerimi kıstım, vücudum gerildi.



Ben kendimi insan yerine koymuyordum ama bir terörist çıkmıştı ve onlarca hayatın bahçesine tecavüz edip, ruhlarını çalmış ve onları katletmişti. Tek seferde bir hırsız bir tecavüzcü bir katil olmuştu. Bunu yapan insan değildi evet, tam bir caniydi ve yaptıklarından üzüntü duymuyordu kesinlikle, onu buraya gönderenlerle aynı saftaydı. Öfkem bunu yapanları lime lime etmek istiyordu.



Ben ne haldeydim peki, vicdanım nerede? Bu soruyu sorduğum an içimdeki gerginlik yumuşadı. Her şeyimi kaybettiğimi düşünüyordum ama hala orada duruyordu meğerse. İnsanlığını kaybeden cani ben değildim demek, içimdeki huzursuzluğun sebebi kendimden kat ve kat daha kötüye ve de kötülere duyduğum öfkeden ibaretti, anlamıştım.



Ankara’da olanlar, vicdanımın halen var olduğunu bana hatırlatırken ölümün caniler için gelmesini ise en katı ve soğuk halimle istiyordum. Gözlerim, televizyonun ruhum gibi kırmızı şeritlerle kaplı ekranındayken, zihnim bugüne dek yaşadıklarımı gözden geçiriyordu ve aklımda geriye kalan tek bir soru vardı: Cani olan kim ve nasıl bir hayatı hak ediyor?..






Ankara’da ve yurdumun dört bir yanında bugüne dek yaşamını bu topraklar için vermiş şehitlerimizin aziz ruhlarına hürmetle…


Bir Caninin Dilinden: Ben İnsan Değilim
Cevapla