Mutluluk Nedir?

Mutluluk Nedir?

'' Doğuştan tek bir hata var ve bu, mutlu olmak için var olduğumuz fikridir.'' Diyor Arthur Schopenhauer ve taşı gediğine oturtuyor bence.

Modern dünya insanı mutluluk kavramına kafayı takmış durumda. Mutluluk, iyi yaşamın hem ölçüsü hem de hedefi olarak görülüyor ve Sigmund Freud'un da belirttiği gibi, ''Yaptığımız şeylerin çoğu, her şeyi tüketen mutlu olma arzusuyla motive ediliyor.''

Sürekli bir mutlu olma çabası içerisindeyiz. Peki sonsuz mutluluk arayışı gerçekten sağlıklı bir yaşama şekli mi? Çünkü çoğu insan için eğer mutsuzsak, muhtemelen nelerin yanlış gittiği noktasında amansız bir arayış içerisine giriyoruz. O zaman hemen aklıma şu geliyor, Schopenhauer mutluluğu hedeflemenin boşuna bir çaba olduğunu öne sürerken haklı mıydı? Mutluluk için çabalamaktansa, enerjimizi anlamlı bir yaşam geliştirmeye adarsak, hayatlarımızı daha tatmin edici bir şekilde değerlendirebilir miyiz? İşte asıl düşünmemiz gereken nokta da tam olarak budur. anlamlı bir hayat yaşamak!

Aslında sandığımızın aksine farklı kültürlerde mutluluk her zaman çabalamaya değer bir hedef olarak görülmemiştir. Örneğin Hint-Avrupa dilinde mutluluk kelimesinin kökü şans ya da kaderdir. Bu da mutluluğun başlangıçta Tanrılar tarafından ya da şans eseri verilip alınan bir şey olarak görüldüğünü ima eder. Özetle mutluluk, bizim düşündüğümüz gibi sadece insan çabasıyla elde edilebilen bir şey olarak düşünülmüyor. Peki mutluluğun bir yaşam amacı olma fikri bize kadar nasıl geldi?

Baktığımızda uzak doğu kültüründen bağımsız batıda mutluluğun en büyük iyilik olduğu ve bu nedenle yaşamın nihai amacı olması gerektiği fikrini popülerleştiren ilk olarak Sokrates'ti. Sokrates'in mutluluğu hedeflememiz gerektiği varsayımı, ondan sonra gelen antik yunan filozofları tarafından geniş ölçüde kabul edildi. Fikirleriyle modern medeniyetin temelini oluşturan 17. ve 18. yüzyıl aydınlanma filozofları da Sokrates'in mutluluk görüşünü nihai amaç olarak benimsemişlerdir. Ancak Antik Yunanlılar, mutluluğu erdem ve kişisel mükemmelliğin geliştirilmesine dayandırma eğilimindeyken, aydınlanmanın en önde gelen düşünürlerinden bazıları mutluluk arayışını zevk arayışına bağladı.

Zevkin en üst düzeye çıkarılması ve acının en aza indirilmesi, günümüzde pek çok kişinin mutluluğa ulaşmak için kullandığı reçetedir. Ama hayatımızı bu şekilde yapılandırmak bizi hedonik bir koşu bandına yerleştirmiyor mu? Hayatımızı mutlu bir varoluş için ihtiyaç duyulan zevki hayatımıza aşılayacağını umduğumuz mallara, hedeflere, olaylara ve insanlara ulaşmak için hedonik koşu bandında çılgınca koşarak günlerimizi geçiriyoruz. Halbuki koşu bandında ne ileri gidebilirsin ne de geri. Olduğun yerde sayarsın ve boşa enerji harcarsın. Peki ne oluyor derseniz? arzularımız nesnelerine ulaştıktan sonra, yeni koşullarımıza hızla alışıyoruz ve varsayılan varlığımıza geri dönerek tekrar yeni arzular peşinde debeleniyoruz. Yine schopenhauer'in gözlemlediği gibi:

''Mutluluk için çabalamak, giderilemez bir susuzluk gibidir. bazı kısa tatminlere, bir anlık salıvermeye ulaşabiliriz, ancak şeylerin doğası gereği bunlar asla geçici olmaktan fazlası olamaz ve sonra bir kez daha yeni arzular peşinde sinirlerimizi bozarız. Dolayısıyla mutsuzluk veya en azından memnuniyetsizlik bizim normal durumumuzdur."

Peki mutluluk arayışından vazgeçersek, onun yerini ne almalı? Yukarıda bahsettiğim gibi hayatımızın geri kalanında, anlamlı bir yaşam sürdürmemiz gerektiği fikrine odaklanmalıyız. Birincil amacımız olan anlamlı hayatın ana nedenlerinden biri, acı çekmenin kaçınılmazlığından kaynaklanmaktadır. Mutluluk peşinde çılgınca dolaşmaktansa bir anlam yüklediğimiz hayat bizi çok daha rahatlatacaktır. Bu konuda imdadımıza Carl Gustav Jung koşuyor. Jung'un dediği gibi ''Anlam, pek çok şeyi dayanıklı kılar belki de her şeyi." yani ''anlam'' iç dünyamızı inşa edebileceğimiz hammaddedir ya da yaşamın kaotik döngülerinin içinden geçebileceğimiz psikolojik bir kalkandır.

E iyi de hayatımıza yüklediğimiz anlamı sürekli nasıl taze tutabiliriz? Ya da geliştirebiliriz? sorularını sormak gayet mantıklı. Bunun somut bir reçetesi bulunmamakla birlikte, bazı yaklaşımlardan bahsedebiliriz. Anlam arayışında karakterimizin geliştirilmesine odaklanabiliriz. Hayata entegre ve eksiksiz bir birey olmaya odaklanırsak, bu iki ana nedenden dolayı anlam bulma şansımızı büyük ölçüde artırırız. Birincisi, bu yaklaşım anlamsız bir varoluşu garanti eden durgunluğun ve edilgenliğin panzehiridir. Ve ikinci olarak, güçlü yönlerimizi geliştirmeye çabalayarak, öznel olarak anlamlı bir yaşamın anahtarı olan varoluşumuzun nedenini veya amacını muhtemelen keşfedeceğiz.

Kişisel gelişim adına hedefler belirlemenin öneminden bahsetmeme gerek bile yok zannedersem. Potansiyelimiz veya karakterimizin gelişimi de disiplin, mücadele ve çaba ile gerçekleştirilebilir. Sadece yaşamın dalgasıyla yüzmek bizi zihnen ve bedenen zayıflatır. Bu nedenle, yaşam akışıyla yüzmeyi öğrenmemiz ve değerli hedefler için çabalamalı ve savaşmalıyız. Aynen dalgalı denizde yüzmenin bizi edilgen bıraktığı gibidir hayat. Dalgaların içinde yüzmeye çabalamayı bırakırsak, dalganın içinde sahile vurup vurup suyun içine geri döneriz.

Karakterimizin gelişimini kolaylaştırmak için sürekli olarak yeni hedeflere ulaşmak için çabalarsak kendimizi potansiyel olarak anlamlı bir yaşam yoluna yerleştirebiliriz. Tabi bunun bedelleri de var ancak sonu çok daha iyi bitiyor emin ol. Bedeli ise şudur: anlamlı bir hayat, mutluluk ve zevk takıntımızdan vazgeçmemizi gerektirir, ancak ironik bir şekilde, bu bizi bahsettiğim hedonik koşu bandından çıkaracak ve kendimizi karakter geliştirmek için gerekli olan mücadele ve çekişmelere maruz bırakarak, mutluluğa mutluluğu sürekli arayanlardan çok daha sık ulaşacağız. yazar Hunter S. Thompson'nın da dediği gibi:

" Daha mutlu insan kimdir? Yaşam fırtınasına göğüs geren ve yaşayan mı? Yoksa güvenli bir şekilde kıyıda kalan ve sadece var olan insan mı?"

Son olarak, mutluluk güzel bir duygudur ve sürekli içinde kalmak isteriz. Fakat bu duygu durumu hep gelip geçicidir. Sürekli iniş çıkışlar yaşarız. mutluluğun peşinde koşup hayatı sinüs eğrisi gibi yaşamaktansa, anlamlı bir hayatı seçerek sürekli kendimizi geliştirerek anlamlı mutluluğa ulaşabiliriz.

Mutluluk Nedir?
Cevapla