Bu gün ki bencemizde takıntıyı işleyeceğiz. Sizlerden yoğun talep gelirse başka konularda da yazabiliriz tabi..

Şimdi Yaz günü.. TV karşısındasınız ve acayip uykunuz var. Başlıyorsunuz hafiften alttan alttan uyumaya derken biri geliyor kalk içeri yat, belin tutulur, sırtın ağrır, sünger çeker, pişik olur yanarsın vesaire der ve siz anında uyanırsınız. Kalkarsınız, içeri gider mis gibi bumbuz yatağa uzanırsınız. Ta ki o yatak vücut ısınızı düşürene kadar. Zira o uyku kaçmıştır artık.. Malum ıısı düştüğünde bunu vücut, hemen akabinde beyin de algılar ve çalışmaya başlar. Şansa uyusanız da o gece uykunuz binbir şekilde delik deşik olur. Bu aslında şuna da benzer; Hafta içi çalışıp hafta sonu tatil yaptığınız işte sabahın kör vaktinde kalkarsınız ve akşam eve gelir gelmez uyuyacağım dersiniz içinizden ama nedense bu asla ve hiçbir surette gerçekleşmez. Hatta bunu birkaç defa tekrarladığınız için içinizden 'he yav he, hep öyle diyorsun ama sağda solda sürtüyorsun' diyorsunuzdur illaki. Haliyle ister istemez takıntı durumları oluyor ve takıntıyı durdurmaya çalıştıkça daha çok takıntı yapıyorsunuz ve tabi ki sonunda haykıra haykıra geçmiş olsun demekten kendimizi alamıyoruz. İşte bunun adı psikolojide Tersine Akış'tır. İlerleyen satırlarda buna değineceğiz. Hatta başlayalım mı? Durudğumuz kabahat.

Bazılarınız psikolojik rahatsızlıkların aniden olduğunu ya da ne veya niçin olduğunu anlamadan geliştiğini sanar. Zira psikolojik rahatsızlıklar tamamı ile birikmişliklerden kaynaklı bir durumdur. Ve işte bu yüzden insanların yaptığı en büyük hata takıntıyı durdurmaktır. Yani şöyle düşünün; Herkes kafayı takan birine şüphesiz akışına bırak der. Yani olacağı varsa zaten olur ama mevzu kendilerine döndü mü takıntının en kral versiyonları onlardadır. Sürüm sürüm gelirler ama sonunda kendileri sürünürler. Misal suyun akışını durdurabilir misiniz? Bu mümkün mü? Şimdi soğuğa karşı durursanız vücudunuzu üşütürsünüz, düşüncelere karşı durursanız da kafanızı üşütürsünüz. Çünkü kişi takıntı yaptığında beyninin içinde fıırtınalar koparır ve netice elde edemese de takıntıyı durdurmaya çalışır. İster istemez de takıntı yapmayacağım derken daha fazla kafayı takar insanlar.. İşte Tersine Akış da bundan ibarettir. Yani takıntıyı durdurmaya çalışmak. Öz bir ifadeyle akışına bırakmamak.

Birine kafayı taktığınızda şu 3 soru açığa çıkar; Beni niye umursamıyor, bana niye vakit harcamıyor ve ona ayırdığı vakit kadar bana niye ayırmıyor? Yani kısaca ben mi o mu mevzusu? Öncelikle şunu iyi bilin; Dünyanın merkezi siz değilsiniz. Yani ben ölürsem sen yaşamına devam edeceksin, sen ölürsen keza ben de.. Dünya sizden ya da benden ibaret değil ve bunu bir defa kesinlikle ama kesinlikle unutmayın. Hayat devam ediyor ve bunu isteseniz de istemeseniz de kabulleneceksiniz. Şimdi diyeceksiniz ki bu konulara niçin değindin? Sebebi gayet basit.. Dünyanın merkezinde olduğunu sanan insanlar takıntılı kişiliklerdir ve bunları da kendi hallerinde bırakmak gerekir. Mesele sadece bunu anlatabilmektir.

Bir olaya bakarken üç boyutlu bakın. Yani 3 beyne sorun. Daha açık bir ifade ile 3 kişiye sorun ve fikirlerini enine boyuna öğrenin. Bir kişiden fikir alırsanız yanılma payınız yüksektir ancak o benim dert ortağım deyip işin içinden çıkarsanız hüsrana uğrarsınız. Zira o da sizin gibi şişmiş biri olabilir. Sizi hataya zorlayabilecek kararlara da sebebiyet verebilir. Bu kararlar da kaygıyı doğurabilir. Kaygıya bazen seratonin eksikliği de sebep olabilir. Mesela bir bitter çikolatayı dilinizin altında erittiğinizde beyniniz olayları daha farklı yorumlayabilir ve uykusuzluk da varsa işte o zaman eyvah ki ne eyvah. Çünkü böyle bir durumda beyin kendine bir yön bulmak ister ama siz ona istediğini veremediğinizde beyin de ister istemez takıntı yapar sizinle birlikte...

Aşk acısı var bir de.. İlişkilerde tam bir kütük olan erkekler açısından bakarsak anlatacak çok şey var aslında... Biz kısa kesip özetlesek kâfi olabilir sanırım. Yanıyorum, ölüyorum, onsuz yapamam, iki antidepresan içiyorum derken sizi boynuzlayan kişi kimbilir kaç kucakta sekti haberiniz yok. Daima söylüyoruz; Zarar gören yine yeniden de olsa hep siz oluyorsunuz. Hep zamanın akışına bırakın kendinizi diyoruz ama nece konuşuyoruz biz de bilemiyoruz. Tamam sakalımız yok belki dinlemezsiniz bizi ama mantık süzgecinden de geçirebilirsiniz herhalde..

Pekiiii şu evde kaldım diyenlere ne demeli? Arkadaş nasibinde varsa olur, kasmanın alemi var mı desem de kafa takmış bir defa? Kendi de biliyor ama beyin işte.. Size afili bir oyun oynuyor. Beyin aslında ergen ve bir o kadar da hayati bir organdır. Böylesine önemli bir işlevi ancak Kişisel Gelişim ile olgunlaştırabilirsiniz. Dünyada gerçekleşen örneklere bakın mesela.. Yastıkla, şişme bebekle evlenen insanlar var. Yani siz mi akıllısınız yoksa onlar mı deli akıllısı diye düşünmekten alamıyor insan kendini.. Bu insanlar bile bu şekilde çözüm üretebiliyorken sizin amacınız nedir ki?

Şimdi başka bir örnekten yola çıkalım. Adam geliyor; Deli gibi takmış kafaya, abi sağ tarafım çok ağrıyor. Diyorsun; 'Dostum, ee çözüm ne?' Gittin mi doktora.. Vakit yok diyor. Oldun mu ameliyat, para yok diyor. Peki kafaya taktığın şey ne diye soruyorsun, kalakalıyor. Beyin boş bir defa. Önbelleği takıntılarla doldurup tıkattığı için doğal olarak beyne hiçbir şey gitmiyor. Hal böyle olunca da takıntılarla dolu önbellekle sınırlı kalıyorlar ve hiçbir olayı beyin süzgecinden geçiremiyorlar. Bırakın onu başkalarına da danışmıyorlar. Zamana yenik düşmeyin.

Yani insanlar takıyor bir şeylere ama kendileri de bilmiyor neye takıldığını.. Hızla gidiyor, halbuki dursa ve çekse el frenini, araçtan aşağı inip arabaya bir baksa sorunu görecek. İndikten sonra çözümü de bulacak. Ama bazıları takıntıyı durdurmak adına daha da basıyor gaza, ilerde ne olacağını bilmeden üstelik de.. Arkadaşlar sorunu bölün, parçalayın, yönetin. Tek bir açıdan bakıp kafanıza takmayın. Patrona dert yanıp maaşınıza zam istiyorsunuz diyelim. Peki aldıktan sonra ekstra ne yapacaksın? Zira sana verilen işin boyutu belli ve bu işe bu para verilir deyip seni almışlar işe.. Sen de başta laylaylom deyip başlamışsın delidolu icraata... Peki sorun ne? Yaşam kaliten arttı diye fazla maaş mı istemek esas sorun? Çözüm belli. Ya işi bırakıp daha dolgun maaşlı işe gireceksin ya da rahatımı bozamam deyip elindekiyle yetineceksin. Gereksiz takıntılarla uğraşmayıp beyninizi rahat bırakacaksınız ki beyniniz ne oluyoruz demekle kendini meşgul etmeyecek.

Bir de ilişkiler var. Buna da kadınlar açsından değinelim. Sabah 8'de işe giden birini düşünün. 9 saat çalışacak, tak saat 17:00. Kaldı geriye külkedisi masalı bitimine 8 saat. Bunun kaç saatinde ailesinin sorunlarıyla ya da senin saçma sapan triplerinle ilgilenecek? Veya maddi problemleri var mı veya olacak mı? Varsa da buna çözüm bulabilecek misin? Zorunda değilsen neden seninle ilgilenememesine kafayı takıyorsun? Akışına bırak, sal kızcağızı.. Çalışırken molalarda seni aradan çıkarmasına, mesajlarla arada cevaplamasına rağmen hala kafaya takıp hesap sorman adil mi? Sen boş vakitlerinde stres atmak için halısaha maçlarına, kahvede ihale oynamaya gidersin de o sorunlarıyla ilgilenecek vakti arkadaşlarıyla pijama partisi yaparak bulamaz mı kendince? Peki dostum takıldığın şey ne, önce onu bir de.. Sen ona öyle yaparsan o da zamanını senle geçirmek yerine sevdiklerine harcar. Seni de çatır çutur hayatından çıkarır, mal gibi kalırsın öylece.. Peki hak ediyor musun bu durumu? Bence evet.. O halde takıntı yapmayı bırakacaksın. Senin esas sorunun şüphelerinden takıntılar yaratman. Kendin neysen onu görüyorsun aslında.. Yani kendi kendine trip yapacaksan kendin gibi birini bul bakalım, kendin bile kendine katlanabilecek misin? Demem o ki; Derdini bahçendeki ot farz et ve onu kopart at. Ama 2 metre öteye değil... Çok uzaklara.. Eğer sen o derdi yakınlarda bir yerlere atarsan o kök salar, kökleri gözünden başka her yerine batar ve işler yolunda gitmediğinde insanlar, herhalde rahatlığın sana battığını söyleyip yanlış tanılar da koyabilirler. Ama yanlış anlaşıldım dersiniz, her ne kadar işin içinden çıkmak isteseniz de alıngan yapınız yüzünden zaten itici olduğunuz için yetersiz kalırsınız. Olayları iyi süzün, süzemiyorsanız danışın, bunu da yapamıyorsanız işte asıl o zaman bir psikoloğa görünün. Oralarda gereksiz antidepresanlara başvurmayın diyeceğim ama sizler isterseniz işin kolayını da seçebilirsiniz.. Çünkü o ilaçları bıraktığınızda asıl sorun başlıyor. İşte bu yüzden o ilacı reçeteyle veriyorlar. Belki yasal olanı bu ama yasal olmayanı da var. Alkol almak gibi.. Alkole teşvik etmek gibi olmasın ama bence alkol bile o ilaçlardan daha faydalı... Tabi ki alkol kullanın demiyorum. Çünkü her halukarda beyninize yükleniyorsunuz.

Bencemin sonuna yaklaşırken son bir kaç örnekle bitirmek istiyorum cümlelerimi. Bu uzatmalı ilişkiler var. Gerçekten çoğu zaman komik oluyor kahramanları. Zorlamak, vakit geçirmek ve kendini tatmin etmek sadece ilişkinizi takıntı haline getirmez. Sizi de obsesif bir kişiliğe büründürür ki bu daha da ilerlerse zamanla saplantı haline bırakır kendini.. Ama siz bunun farkına vazmazsınız. Başkaları size saplantı haline getirmişsin dese de siz aldırmazsınız. Yaptığınızın sevgi olduğunuzu iddia eder ya da sanarsınız. Halbuki sevgi karşılıklıdır. Birine itici geliyorsanız bilin ki o biri sizi sevmiyordur. Geriye haliyle bir tek şey kalıyor. O da alışkanlıklarınızın size bir voltran oluşturup hal ve hareketlerinizi takıntı haline getirmenizle hayatın elinize vermesi neticesidir.
Sevgiler...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar