Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Guguk Kuşu filminde Jack Nicholson kızılderili şefe basket atmayı öğretiyordu. O sırada bir hastane görevlisi olanı biteni izlerken "O seni duymaz dostum, sağır olduğunu unutuyorsun" diyordu. Jack Nicholson "Ona anlatırken belki de kendime nasıl basket atılacağını yeniden öğretiyorumdur" diyerek zekice bir cevap vermişti. Hepimizin hayatında mutlaka denk geldiğimiz, aynı ortamda bulunmak zorunda kalıp da muhattap olduğumuz cahil insanlar olmuştur. Cehalet sıfır bilgi birikiminden ileri geleceği gibi "okumuş cahil" dediğimiz insanların kendini eğitememesinden de baş gösterir. Şahsen cahil insana tahammülüm yok sürekli kendimle tartışıp konuşuyormuşum hissine kapılıyorum. Bu hisler silsilesi bir başkasına gebe kalıyor. Devemi getirin ona hendek atlatacağım!

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Tam duygu demekte doğru mudur bilemiyorum, eziyet daha güzel anlatıyor.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Kıvranıyorsunuz karşınızdaki kişiye bir şeyleri anlatmak için ama nafile. Siz şekilden şekile girdikçe o anlamamak adına diretiyor. Bir süre oto kontrol yapıyorsunuz sonra tekrar devam ediyorsunuz. Sonuç mu? Sonuç tam bir hüsran. Çektiğiniz eziyetlere değmeyen bir girişimcilik tamamen. Boşuna dememişler etme cahille muhabbet küstürürsün diye değil mi?

Nefret. Sonsuz ve sürekli katlanarak artan bir nefret.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Cahil insan sizi anlamadıkça katlanan bir nefretiniz oluyor ona karşı. Su geçirmez bir gerçekten bahsediyorum ciddi ciddi nefret ediyorsunuz. Ölüp ölüp diriliyorsunuz. Bazen de sırf ona anlatamadığınız için, konuyu uzatıp irdelediğiniz için kendinizden nefret ediyorsunuz. Bu işin sonu her türlü nefret noktasına geliyor yani.

Cahil bilmediğini bilmeyendir, ben bilmediğini anlatmaya çalışıyorum baktım ışık var üzerine uğraşmaya değer diyerek sohbetime devam ederim, değer değilse konuşma isteğim kesiliyor.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Biraz yetkinlik görsem hemen anlatmaya devam ederim. Dikkatini çekebilirsem ne ala cehaletini kırabilirim böylelikle. Fakat tamamen algıları kapalıysa çıldırıyorum. Muhabbeti hiç uzatmadan kesiyorum. Sanki ona anlatırken benim de beyin hücrelerim eksiliyor gibi oluyor. Yahu hiç mi anlamaz bir insan, hiç mi anlamaya çalışmaz!

Bunun kadar boş bir şey yoktur. Oturup koltuklarla dolaplarla konuşmak çok daha iyidir.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Duvarlarla konuşuyorum kimi zaman. Öyle bön bön bakıyorlar geri dönüş falan da yok. Yorum da yapmıyorlar. Tam cahil insan modeli, en azından gereksiz konuşmuyorlar. Daha sempatik bir hal sanırım bu. Yorulmuyorum da kendi sesimi dinliyorum.

Mecburi bir konuşmaysa veya nezaketen katlanmak gerekiyorsa çaresizlik hissediyorum.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Lütfen bitsin artık, bitsin ve ben bu ortamdan gideyim. Nasıl kötü bir hissiyattır bu. Aynı havayı solumak bile istemezsiniz ama nefesinizi de tutunca öleceksiniz öyle de bir çaresizlik var durumda. Saygıyı bozmayalım diye katlanalım katlanmasına da akıl sağlığımı kaybedebilirim hani. Zorunluluğa şartlanma hali yer bitirir insanı. Sussan gönlün razı değil susmasan olmaz kafası bu.

Senin olduğun bu dünyaya "atılmak" için ne yapmış olabilirim. Bu bir tercih değil sonuçta. Bunu tercih etmiş olamam...

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Genelde seçimlerimi kendi kafa yapımdan uyum sağladığım kişilerden yana yaparım. Hayatınıza alacağınız insanla bir konuyu tartışabilmeniz çok önemli bence. Farklı görüşlere saygılıyım asla önyargı yapmam bu konuda. Ama gel gör ki yanlışı bile bile savunanlara ifrit oluyorum. Doğrusunu anlatsan da kendisini izole ediyor ya o küçücük dünyasına gel de asfalyaların atmasın.

Uzay boşluğundaymışsın hissi veriyor.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Tamamen yörüngesinden uzak bir gezegen gibi dolanıyorum. Reptilian ırkından olduğunuzu bile düşünebilirsiniz. Cahil insanın gözünde sizin dediklerinizin pek bir önemi yok. Çünkü algıları kapalı anlayıp yorumlayacak niteliğe sahip değil. Kendi kendinizi muhattap almış gibi oluyorsunuz.

Kendi dünyasında, duygusunda ne kadar da emin, ne kadar da özgüvenli diyorum. Bir illüzyondaymışım gibi hissettiriyor.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Gerçekten bir öz güvenleri var şimdi yadsınamaz şekilde takdir ediyorum. Cahil olup da bundan mutluluk duymak ayrı bir ütopik evren. Onlar kendilerini tamamen soyutlamışlar. Genel doğrularla değil de kendi inandıkları (ya da inandırıldıkları) doğrularla yaşamayı öğrenmişler. Tamamen izole yaşam standartları var. Sanal gerçeklik uygulaması gibiler adeta.

Konuşmuyorum, kısa cümleler kuruyorum.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Evet konuşmuyorum. Çünkü konuştukça o da konuşuyor hatta iki katı susmak bilmeden yardırıyor. Bizimki de beyin sonuçta. Bakın gözlemleyin şöyle bir cahiller pek susmak bilmez. Dolu konuşmadıkları için konuları da boldur. Kısa cümleler kuruyorum ben, genelde "haklısın, doğrudur, bence de..." gibi. Tabi anlattıklarının önemini kavrayamadıkları için benim dediklerim yanlış bile olsa bir çağrışım uyandırmıyor onlarda.

Ruh halime göre eğlenir ya da bunalırım.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Bir cahilse iki yolum var ; ya başka şeyler düşünürüm ya da trollerim. Birçok cahilse fikirleri zıt ya da aynı fark etmez ortamı terörize eder birbirlerine düşürürüm. Kaosun elçisiyim ancak böyle kurtulurum sizden.

Başta umut sonra öfke en son kabulleniş.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Ben başarırım ne olacak ki, ne kadar fazla zor olabilir diyorsunuz öncelikle. O kişiye ulaşmayı iç dünyasına girmeyi deniyorsunuz. Sonra sizi çıldırtıyor başaramadıkça. Bir de mükemmelliyetçi bir yapınız varsa uzak durun derim. Öfke yerini artık kabulleniş çığlıklarına bırakıyor. Pes ediyorsunuz cahille muhabbeti burada sonlandırıyorsunuz.

Cahillik küçümsenecek bir durum değil ama, gelişime kapalı, bağnaz, kulaktan dolma bilgilerle donatılmış insanlarla konuşmak karın ağrısı yapıyor. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Bilgi çağında beynini geliştirmeyen, sorgulamayan insanları görmek çokça üzüyor...

Einstein'a göre eğer bir konuyu basit bir şekilde anlatamıyorsanız siz de yeterince anlamamışsınız demektir.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Bu bağlamda bir kişi bir konuyu sizin düşündüğünüzden farklı olarak aksini savunuyorsa cahil olduğundan değil sizin öğrendiğinizden daha farklı etkileşimlere maruz kalarak bir kanıya vardığını gösterir. Herkesin öğrenme niteliği aynı seviyede değil maalesef. Bilginin niteliği cehaletin kırılmasında çok önemli bir etken. Salt bir bilgi sizi cahil yapmaz, aksine daha donanımlı kılar. Lakin bu bilgi eğer gerçekliğin dışına çıkmış mitlerden oluşuyorsan o zaman körü körüne bağlanıp onu doğru hale getirirsiniz.

Bu nasıl doğmuş büyümüş bu zamana kadar gelmiş diye düşünüyorum.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Bilgi çağında hiç mi okuyup araştırmadın? Nasıl bu kadar geri kalabildin arkadaşım? Kafayı yiyeceğim ben neden bu kadar sorgulamayı severken bazı insanlar aksi yönde ilerliyor ki... Cahilliği biraz benimsiyorlar gibime geliyor. Sorguladıkça kaygılar artıyor her şeye hakim olma, bilme isteğine kapılıyorsunuz. Oysa cehalet öyle mi? Konu hakkında en ufak bir şeyi duymanız bile yeterli. Araştırmadan doğrudur damgası yapıştırabilirsiniz.

Yunan mitolojisindeki Sisifos'un yaptığı işe benzer.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!

Mitolojide tanrıların kendisini mümkün olan en ağır cezayla cezalandırmak istedikleri Sisifos, bir kayayı dağın zirvesine kadar itmekle cezalandırılmıştır. Ancak kaya dağın zirvesine ulaştığı anda kendi ağırlığı nedeniyle dağın diğer yamacından aşağıya yuvarlanmakta ve Sisifos kayayı yeniden yukarı, zirveye doğru yuvarlamaya başlamaktadır. Sisifos'un işi bir amacı olmayan, asla bitmeyecek bir döngüdür ve cezası da sonsuza kadar bu döngüyü sürdürmektir.

Kısır döngüden ibarettir anlayacağınız. İşkencedir tam anlamıyla. Hiç bulaşmayın amaçsız bir insana dönüşmeyin. Hayatınızda tabii ki cehalete yer vermeyin zira siz de bir süre sonra kendinizi yorgun, harap durumda hissedersiniz. Cahil insanlara öğretilerinizle gerçeği gösterebiliyorsanız değişimlerine şahit olabiliyorsanız ne ala tadından yenmez. Yok ama taş hala yerinde ağırsa bir milim bile oynamıyorsa uğraşmak tamamen vakit kaybıdır.

Sonsuz Bir Labirentteyim Sanki!
Cevapla