Bazen hayat çok durgundur, günler çok sade..Ya da siz öyle.
Sabaha kadar uyuyamaz, güneş ile beraber doğrulursunuz, gözleriniz hafif kısık ve etrafa baktığınızda hafiften bir ağrı.. Etraf mı ağrı, günler mi, hayat mı sorgularsınız. O kafa karışıklığıyla ve uykusuzluktan kaynaklanan hafif mide ağrısıyla ne yapacağınızı şaşırırsınız. Bir şeyler yesem kendime gelirim diyip gözünüz kahveye gider. Hiç fena olmaz da doğrusu.. Bir kahveyle balkona atılırsınız, bir sigarayla etrafa.. Kısık gözlerle balkondan seyredersiniz hayatı, telaşları, ses çıkaran araba egzozları, sessiz ve alelacele yürüyen insanları..
Herkes dağınık olmaya mecbur gibi. Sanki biri gelip toparlayacak gibi. Bu saatler hep böyledir. Hep bir beklenilen var. İhtiyaç, ilgi, özlem var. Birileri var bir yerde ; Özlenildiğinden habersiz, duyarsız.
Müzik ve çay birleşir çoğu zaman.
Toparlıyorum dersin ama bir evsin, müzik bir odanı doldurur, çay pencere önünü ısıtır, nefesin bardağı, bardak elini... Bir sigara yakar düşünürsün. Yakınca bir yerden duman çıkar. Ya anıdan, ya andan, ya da yürekten..

"Nasılsın" diye sorduklarında elinden tutup, "gel kardeşim otur şöyle" diyip sabaha kadar anlatasım geliyor nasıl olduğumu.iyiyim iyi etmiyor beni. İdare eder de idare etmiyor. Çoğu zaman açıksözlü oluyorum. "Mal gibiyim" diyebiliyorum..
Neden dediklerinde anlatamıyorum çünkü anlamayacaklar. Anlattım çünkü çok anlattım anında uzaklaştılar.
Cidden bir insanı kendinizden uzaklaştırmak için ona sıkıntılarınızı anlatmalısınız. Herkes mutluluk peşinde. Güldürsün eğlendirsin, hoş sohbet olsun çabasında. Kimse mutsuzluğa yanaşmıyor. İyi de mutsuzluğa yanaşmayınca nasıl uzun süreli dostluklar kurasınız?
İnsan hep mutlu olamaz ki.. Hep mutlu da edemez. Bu yüzden ne haliniz varsa görün tavrında oluyorum artık. Ön yargı diyebilirsiniz. Herkesi aynı kefeye koyma diyebilirsiniz. Fakat ben yaklaşık 10 senedir insanların içindeyim. Gerek iş olsun gerek sosyal ortamlar olsun gerek sanal ortam. Her neyse. Nasılsın diye sorarsanız; nasılım diye sorarım. Oturur düşünürüm. Sizi de geçiştiririm. Vurdumduymaz gözlüklerimi takıp yalnızlığıma pozlar veririm. Sabahlara kadar benliğimle konuşurum nasıl olduğumu. Gel kendim, konuşalım. Beni benden başkası anlamaz. Gözlüğünü de taktın mı? he iyi tamam.

Zamanla umurumda olmamaya başladınız. Kendimde kendime yer açmalıydım öyle değil mi? Çünkü umurumda olduğunuz zamanlar kendimden çok düşünüyordum ve sizleri de kendimi de kaybediyordum. Arada ki ince değeri artık eşyalara vermeye başladım. En azindan onları kaybetmiyorum. Hele de kitapları, çay bardağını, kahvemi, balkonu, alabildiğince geniş manzarayı..Ben gitmeden gitmiyorlar, ne güzel.
.....Çocukluğuma asın beni.... Orada her şey bir oyun nasıl olsa.

Gerçekleri inkar ederek; olmayanı varmış gibi görerek, yaşamaya çalışıyoruz. En kolay kendimize yalan söylüyoruz, gerçekleri duymak istemiyoruz. O yüzden başkalarının önünde, yanında hatta kendi yüzümüze kabul etmediklerimizi yüreğimizde yaşıyoruz. İşte böyle bir zeminde:
"Oysa ben gerçeklerle yüz göz olmadan yüzleşe biliyorum artık '' diyebilmek, bir devrimdir içselliğimizde.
Aşk ve hayat bir oyunsa; hem oyundan çekilip, hem bu oyunu kazanan taraf, sevmeyen ve yaşayamayan taraftir. Aksini düşünürsek oyunda kalan ne kazanacaktir? Hem çekilip hem kazanmak çok saçma. Bu durumda deveye diken, insana s***n gerek sözünü bir kez daha tekrarlamak gerekmiş. Çünkü taviz veren tecavüze uğrar!..
Kimseyi değiştiremezsin hayatta. Ve kimse için de değişmemelisin. Kimliğini kaybettiğin an yaşamını çöpe attın demektir. İstemediğin sürece hiçbirşey için ödün vermeyeceksin hayatta. Gün gelir verecek bir şeyin kalmaz çünkü. Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil. Ve sen, sen olarak kaldığın sürece senin yanında olanlar da mutlu olacaktır. Bırak hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle.Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil. Herkesin gidebileceği biryol vardır. Sen yeter ki yanında yer ayırmayı bil. Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için…Seninle gelmek isteyenleri yanına al. Belki beraber daha çok şey katabilirsiniz bu hayata. Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında, zorlama kendini. Hayat rahat insanlarla güzel. Ve hayat hak ettiği gibi yaşandığında güzel.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
0Cevap
Ne kadar doğal ve samimi geldi yazı. Hayatın her yanı kırık dökük, düşmüş ve cam parçaları dizlerini yaralamış; o da acısını bizden çıkarır gibi. Kendine bak, yeterince umursamaz ol, kendin ol ve kendinden fedakarlık etmeden önce bir dur düşün o yüzden. Yoksa yaşamak yeterince zorken daha zor gelmeye başlıyor, yolun yarısında belin taşıdığın yüklerden bükülüyor.
Öncelikle yazımda ki duyguyu ve samimiyeti anladığınız için teşekkür ederim...
Her insan mutlaka bir cam parçasıyla yaşıyor tüm hayatını. Ben kendimdeyim.. kendime sarıldım, asıl mesele bana sarılmayı beceremeyenler. Beni yıpratan belimin bükülmesi değil, nasıl olsa bükülecek.. bükülürken acıması zorlaştırıyor her şeyi.
Güzel olmuş gerçekten ^^
Teşekkür ederim..