Yaşadığımız süre içerisinde isteyerek ya da istemeden de olsa seçimler yapmak zorunda kalabiliyoruz. Ve bu yapmış olduğumuz seçimler sonucunda da bir yol ayrımına gelebiliyoruz. Ve bu yol ayrımında bazen mantığımızı bazen de kalbimizin sesini dinleyerek yolumuza devam ediyoruz. Ve bu seçtiğimiz yolun bize neler getireceğini bilemiyoruz. 
Yapmış olduğumuz seçimler her zaman doğru olmaya biliyor.

Bazen ne yazık ki yanlışlarımız da oluyor. Yanlış bir okul seçimi, yanlış bir meslek, yanlış kurulan arkadaşlıklar, yanlış eş seçimi, yanlış bir yer seçimi gibi bu liste uzar gider.
Böyle durumlar da ise ne yazık ki ruhumuz endişeli, kaygılı ve bezgin oluyor. Mutsuzluk bulutları tepemizde gezinip duruyor.
Kendi yaratıcı gücümüzden ve olası kabiliyetlerimizden vazgeçiyoruz aslında böyle yaparak.

Bizim yaşadığımız olaylar içerisinde, bizim dışımızda kalan her şeyi ve herkesi suçlamak daha kolayımıza gidiyor. Durum böyle olduğu zaman da yapmış olduğumuz hatalarımızdan ve seçimlerimizden kolayca kaçmış oluyoruz.
Tam da rahat nefes alacağımızı sandığımız anda ise aslında o büyük kaosa doğru sürüklendiğimizi farkına bile varamıyoruz.

Yapmış olduğumuz bu bilinçsizlik ile hiç vakit kaybetmeden üzerimizde duran rolü kendimize en uygun kıyafet ile belirliyor ve üzerimize giyiyoruz. Sonrasın da ise utanç kemeri dediğimiz o kemeri belimize sıkıca sarıyoruz.
Ardından da ne yazık ki ağır mı ağır gelen suçluluk asasını da elimize almış oluyoruz.

Tüm bu uzun ve zorlu yaşam yolunda yürümeye başlıyoruz ağır ve aksak bir şekilde. İçimizde fırtınalar kopuyor ve belki de kendi içimizde kendimiz ile kavgalarımız ile mücadele ediyoruz. Bu engebeli ve dikenli yolda ağır ve aksak bir şekilde ilerlemeye çalışırken, bu seferde peşimizi suçluluk duygusu ve kendimizi suçlama geliyor.
Suçluluk duygusu tüm hücrelerimize nakış nakış işlenirken, bunun bir de bedeli olacağını düşünüyoruz.

Böyle bir durumda ne yazık ki kendimizi mahkum ediyoruz. Sonra da kendi kendimize bir ceza arayışı içine girmiş buluyoruz.

Sanki en ağır cezayı kendimize vermez isek rahat edemeyecek gibi, bu cezanın yükünü de sırtlanmış oluyoruz bir ömür boyu.
Ve böylelikle sadece ama sadece kendimizi yıpratmış oluyoruz. Hayatımızı hiçe sayıyoruz. Ve en kötüsü de bunu çoğu zaman farkında bile değiliz.
Yaşam avuçlarımızın arasından kayıp giderken, her adımda kendimizi ne yazık ki yargılamaya devam ediyoruz.

Hatamızın bedelini defalarca ödediğimiz halde yetinmiyoruz. Biz kendimize bunları yaparken, bir de çevremizdeki insanların bizi yargılamaları, içi boş eleştiriler ve suçlamalar yapmaları var ki onlar da bizim yanlışlarımızı her defasında yüzümüze vurarak bize hayatı dar ediyorlar.
Böyle bir durumda ise ne yazık ki kendimizi kapana kısılmış gibi hissediyoruz. Bu ağır şartlar altında nefes almaya çalışan içi sesimiz ve ruhumuzun haykırışlarını ne yazık ki duyamıyoruz.
Bir kitapta okumuştum : Şöyle diyordu; ‘’Dünyada aynı hatanın bedelini binlerce kez ödeyen tek canlı insandır.’’
Bu söze göre gerçek adalet her hatanın bedelini herkese bir kez mutlaka ama mutlaka ödetiyor. Bunun ötesi berisi gerisi kesinlikle yok. Ancak adaletsizlik söz konusu olduğu durumlarda her hatanın bedeli tekrar tekrar ödeniyor.
Tüm bunların sonucu olarak da ne yazık ki mutsuzluk ve kaygılar ile dolu bir yaşam bizi bekliyor oluyor.
Tek bir gerçek var ki oda içimizde olan gerçekler. Bizler ne birer kurbanız, ne de birer suçlu. Yaptığımız hatalar yaşam boyu yolumuzun üzerindeki geçişlerimiz sadece.

Boşuna başkalarını suçlamak ne yazık ki bizim acılarımızı derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
Bilmeliyiz ki, yaşadıklarımızın bizim ağzımızda bıraktığı acı tatlara rağmen çok değerli. Çünkü bu acılar ve hatalar bizi törpüledi. Var olan sivri köşelerimizi yumuşatmaya yaradı belki de. Bugünkü benliğimizi oluşturmamıza katkıda bulundu.
Yaşamın kıymetini anlamamıza vesile oldu her biri.

Kurban rolünü seçmektense, yaşadıklarımızdan ders alıp o yola devam etmek en iyisi.
Yaşananları hak edip etmeme şekline bakmadan, seçimin sadece bize ait olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Her zaman iç sesimize kulak vermemiz, yaşamın daha da güzel olacağına kendimizi inandırmamız bizim enerjimizin yükselmesine sebep olacaktır.
Daha olumlu olacağız. Daha dirençli.
Hayatımız boyunca yaşamış olduğumuz olaylar bizim onu değerlendirmemizi sağlıyor. Bakış açımız ile kendisine bir yol arıyor. Biz ne kadar affedici ve olumlu bakarsak, acı ve kederin değeri o kadar aza iniyor.

Hayat aslında tamamen süprizler ile dolu. Ne kadar yargısız yaklaşırsak o kadar iyi. Tepemizde bulunan o keskin baltayı ne kadar az kullanırsak o kadar sağlam atmış oluruz adımlarımızı. Elbette hayatımız ve geleceğimiz de.
Sözün özü; acısıyla tatlısıyla yaşamı bir armağan gibi kabullenmek en güzeli.
Duygu ve düşüncelerimizin farkındalığında değişimi kucakladığımız zaman içimizde var olan güce daha çok inanacağız ve tutunacağız.
Yaşadığımız duygulardan utanmadan üzerimizden gelip geçmesine izin vermek bizi daha da olgunlaştıracak. Yeri geldiği zamanlarda da bağışlayan olmak da.

Şikayet etmek yerine çözüm üreten kişiler olmanın keyfi ise bambaşka.
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Sibel Erdem - 23.01.2018
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar