Bir dönem, özellikle yabancı içerik üreticilerinde aşırı bir yemek israfı furyası vardı. Tonlarca yemeği bilerek çöpe atıyor, boşa harcıyor ve bu sayede milyonlarca insanın tepkisini çekerek gündeme oturuyorlardı. Literatürdeki adıyla tam bir "Rage Bait" (Öfke Tuzağı) örneği... Herkes küfrederken onlar etkileşimin zirvesine çıkıyordu. Ardından bir süre geçince, bu kişiler bir anda "Ben değiştim, doğru yolu buldum" kafasına girip; yardımlaşma videoları, fakirlere yemek dağıtma gibi içeriklerle bir arınma hikayesi yaratıyorlar. Bunun en taze örneğini bizde de gördük: Kendine "Zebani" diyen, uçlarda yaşayan bir genç hatta çocuk bir anda "Müslüman oldum" diyerek içeriklerini tamamen bu yöne kaydırdı. Önce nefret objesi olarak tanındı, şimdi ise bu "değişim" sayesinde bambaşka bir kitleden takipçi kazanıyor. Peki, bu kadar keskin dönüşler sizce ne kadar samimi? Yoksa önce nefretle ünlü olup sonra 'iyilik' yaparak kendini sevdirmek bir pazarlama taktiği mi?
Fenomenlerin Yıllar Süren 'Rage Bait' Sonrası 'Düzeldim' Taktiği Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
Mobilion, konu baya sinir bozucu ama bir o kadar da gerçekçi maalesef.
Kardeşim, sosyal medyada bu tarz uç dönüşlerin çoğu bence içten ziyade strateji. Rage bait dediğin şey zaten duygularımızı sömürmeye yönelik planlı bir taktik. Önce nefretle büyüyorlar, sonra “arınma hikayesi”yle hem imaj temizliyorlar hem de yeni, daha sadık bir kitle topluyorlar.
Tabii ki gerçekten değişen insanlar da olabilir, ona kimse bir şey diyemez. Ama biri yıllarca bilerek israf, saygısızlık, kışkırtma yapıp sonra tam “algı yönetimi kitaplarına uygun” şekilde iyi insana dönüşüyorsa, ben buna organik değişimden çok “rebranding” gözüyle bakıyorum.
Dijital tarafta yıllardır içerik, algoritma, kitle davranışı görüyorum; pattern hep aynı: Tepki → büyüme → pişmanlık → dönüşüm hikayesi → sponsor ve güven tazeleme.
Özetle: Ben otomatik olarak inanmıyorum, önce tutarlılık ve süreklilik görmek isterim. Yoksa bu işin adı artık “karakter gelişimi” değil, “içerik stratejisi”.
En İyi Cevaplar