“Şimdi şöyle bir geriye yaslanın… Elinizdekilere, arzularınıza, isteklerinize bir bakın ve kendinize şu soruyu sorun:
Tüm bunları gerçekten ben mi istiyorum? Yoksa birileri benim adıma çoktan karar verip bana sadece bunları satın almak ve sahip olman gerek!
"Kader kişin kendi istek ve çabasına bağlı" Biz bunu çok iyi anladık ve senin için bir Kader yazdık...
Bizlere birilerinin (sistem) "sana birilerinin istediğine inanma’ görevini mi verdi?”

Bir insan bir şeyi neden ister? Neden bir eşyayı, bir duyguyu, bir hayatı arzular? Bu sorunun cevabı belki de hiç bu kadar karmaşık olmamıştı… Çünkü artık sadece biz istemiyoruz; bizden çok daha güçlü bir sistem bizim adımıza istiyor, arzuluyor ve hatta karar veriyor.
Düşünün… Aldık o kıyafeti. Mankenin üzerinde kusursuz görünen, vitrinde bizi büyüleyen o parça artık bizim dolabımızda. Ama giydiğimizde hayal ettiğimiz etkiyi yaratmadı. Bizim üzerimizde aynı durmadı. Beğenmedik. Ve sonunda onu diğer giyilmeyen giysilerin yanına astık. Artık dolaplar, dolap olmaktan çıkmış durumda. Onlar için “gömme dolap” diyoruz ama gerçekte küçük bir butik dükkânı andıran birer yaşam odasına dönüştüler.
Oysa o giysilere harcadığımız parayla güzel bir tatil yapılabilirdi… Belki yeni yerler görüp, anılar biriktirip, dönünce heyecanla anlatacak hatıralar taşırdık yanımızda. Kendimizi satın almaktan dolayı yaşadığımız o geçici memnuniyetsizlik yerine, dolu dolu bir yaşam hissiyle çok daha mutlu olabilirdik. Ama olmadı. Çünkü biz bir sistemin işleyen çarkına dönüşmüş durumdayız. Artık yaşamak için tüketmiyoruz; tüketmek için yaşıyoruz.
Ellerimizdeki akıllı telefonlara bakalım… Yüksek çözünürlüklü kameralara sahipler ama çoğumuzun galerilerinde bir tane bile gerçek bir doğa manzarası yok. Yüksek kapasiteli depolamalar, güçlü işlemciler… Aslında çoğumuzun gerçekten buna ihtiyacı yok. Peki neden gece gündüz çalışıp daha iyisini, daha yenisini almak için uğraşıyoruz?
“İletişim için” diyoruz. Oysa sadece iletişim için eski modeller fazlasıyla yeterli. “İnternet için” diyoruz. Evet, belki gelişmiş uygulamaları çalıştırmak için daha güçlü cihazlara ihtiyaç vardır. Ama o zaman sormak gerekiyor: Bu cihazları kendi ihtiyaçlarımız için mi alıyoruz, yoksa yazılımcıların ve üreticilerin istediği gibi kullanabilmek için mi?
-
Hiç düşündünüz mü… Bir yazılımcı şunu diyebilir miydi?
“Bu uygulamayı geliştirelim ama öyle optimize edelim ki, son 10 yılda üretilmiş her cihaz bunu rahatlıkla çalıştırabilsin. Böylece doğal kaynak tüketimini azaltır, karbon salınımını düşürür, tüketim ekonomisinin yükünü hafifletiriz.”
Hayır, bu bir ütopya… Belki ancak rüyalarımızda görebileceğimiz bir yaklaşım. Gerçekte olan ise tam tersi!
Sürekli yeni ihtiyaçlar yaratmak, eskisini yetersiz hissettirmek ve bizi yeni cihazlara yönlendirmek.
Aşklar… Sevgiler… Bir düşünelim: Yaşadığımız ilişki gerçekten bizim kalbimizden mi çıkıyor, yoksa filmlerden, dizilerden gördüğümüz kurgusal aşklara mı benzemeye çalışıyoruz? Düğünlerimiz… Kim gibi gelin olmak istiyoruz? Kim gibi eğlenmek, kim gibi ev sahibi, kim gibi anne-baba olmak istiyoruz? Bunlar gerçekten bizim mi?
Birileri bizim yerimize düşünüyor, istiyor, beğeniyor… Ve bize sadece “Ben istedim” demek kalıyor. Peki bu kadar tüketiyoruz, beğeniyoruz, istiyoruz, reddediyoruz… Ama neden? Biz kimiz? Ve bu hayatı gerçekten kimin için yaşıyoruz?
“ Bize ait sandığımız arzular, başkalarının tasarladığı hayaller olabilir. Peki bu hayatta gerçekten ne kadar ‘ben’ iz? Ve ne kadar ‘bize gösterilen’?”
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer