Ona Bir Mektup...

Cennetim... Ruhum... Musikim... Sahnem... Sahnede parlayan ışığım... Tozum, toprağım...

Ömür sana çok şeyi yaşatıp öğretir. Çok şey görürsün hayata dair. Ama sen... Sen kimsin? Nesin? Mutluluk kaynağım mı, yoksa ruh ikizim misin? Ayrılmaya bahane arayan, yoksa buna mecbur kalan bir muhibbi misin? Ya ben? Önce, şimdi ve sonrası. Bu süreç neleri değiştirdi? Neler eskisi gibi, neler köreldi? Ben mi kararsızım, yoksa kaderim mi bu benim? Soru sormaktan yorulmayan bu küçük aklım bile şahit ki, sana olan aşkımdan düğümlendim. Sevmekten hiç usanmayan bu kalbim şahit ki, sevmekten vaz geçmedim. Ve her zaman yanıbaşımda olduğuna inanıp sığındığım ALLAH şahit ki, ilk defa mutluluğu hissettim. Bunu bana SEN ve SEVGİ'n öğretti. Bu öncesi iken, şimdiki zamanda yaş dökmek gereksiz mi? Acizlik mi? Söyle! Belki de güçsüzlüğün sahte göstergesi. Ama şunu bilmelisin ki, ben hiçbir zaman düşmedim. Ağladım, insanlara güvenerek büyük hata ettim. Ama hiçbir zaman ayağım yerden kesilmedi. Hep ayaklarımın üzerindeydim. Ama tek bir kişi... Tek bir kişi, beni, bedenimi, duygu ve düşüncelerimi, ruhumu nasıl bu kadar çok etkisi altına alabildi? Ben gerçekten kör müydüm? Yoksa kör olan kalbim miydi?

Her ay, her gün, her saat, her dakika ve belki de her saniye yaşananlar gözlerimde kare kare canlanırken, ben nasıl benim için hayırlı olanı bekleyebilirdim? Sevmek nedir? Seven insan ne yaptığını bilir mi ki? Her şeyi oluruna bırakmak... Gözlerini kapatıp yaş dökmemek için kendini tutmak... Neyi değiştirir? Kalbin mutlu değilse, ne sana mutluluk verir? Ancak şükredeceğin şeyler bulursun hayatından. Ailen, çevren, sağlığın... Ama seni mutlu kılan, kalbine ilham veren kişidir. Bir gelecek kurmayı düşündüren kişidir. Seni nefesi bile huzurlu kılar iken, bazen yaptıklarının pişmanlığıyla yanıp gidersin. İçinden isyan etmek gelirken, bazen ise bir sınav olduğunu bilirsin. Peki nereye kadar devam edebilir? Bir insanın kalbi ne kadar dayanır? Kimin gücü seveni ayakta tutmaya yeterlidir?



Kendine soru sormak iyi midir? Yoksa kafa mı karıştırır sadece?



Gelecek el ile çizilebilir mi? Yoksa kader mi hazır serer önüne? Kendine soru sormak iyi midir? Yoksa kafa mı karıştırır sadece? Susamıyorum... Kalbimin içinde atan çığlıkları duydukça, hissettikçe değişiyorum. Sana karşı sitem duymak beni kahrederken, olduğun ortamda bile yüzüne bakamıyorum. Sebebinin ne olduğunu bile bilmiyorum. Ama belki de cenneti gördüğüm gözler değişmiştir, kim bilebilir? Her bir hareket.. Her bir bakış...Sadece bunlar mı insanı mutsuzluğa sürükleyen şeylerdir? Sesin, bakışın, tenin... Bunlar insanı bir kuş yapıp uçurabilen şeyler değil midir?

Çıktığım her sahnede hissettiğim en büyük şey, beni birilerinin dinleyecek olmasıdır. Kaçıp kurtulabileceğim, kimsenin bana engel olamayacağı, en güçlü olduğum yerdir. Ama orası da unutturmaz üzüntüleri, sevinçleri. Hep peşimden geldiği gibi en çok da orada hissederim. Ama müzik öyle bir şey ki, kısa süreli bile olsa kalbe verilen bir narkoz gibi en derin yerimden işlediğini benimserim.Öyleyse biz sahnede neydik? Rolümüz neydi? Romeo ve Juliet mi? Leyla ve Mecnun mu? Yoksa Süleyman ve Hürrem mi?Ne oynadığımızı bilir miydik? Biz mi senaryoyu yazardık? Hiç bunlara benzeyemez miydik?

aşk mevsimi
Baharım... Çiçeğim, yaprağım... Sonbaharım... Neden solduk biz? Neden birlikte değiliz? Enstrümana vurduğun her tel kulağımda çınlamıyor mu sanıyorsun benim? Ben o tellere sonsuza kadar seninle vurmak istedim. Ama insanlar... Onlar vekil olmadı mı bize? Ayırmadı mı bizi? Düşündürmedi mi? Daha biz birbirimize güvenemez iken nasıl güvenebildik bir başkasına? Nasıl anlatabildik yaşadıklarımızı? Daha çok ben anlattım değil mi? Mutluluk bile ceza veriyor şimdi bana. Sensizim... Üşüyorum... Bizi nasıl insanlar ilgilendirdi ki? Neden ilk sana koşamadım? Neden onları senaryonun en başından atamadım? Neden olmadı, neden?Hiçbir sevdiğim insanda bunu yaşamadığım için düşünüyordum hatalarımın olmadığını. Bir de savunmaya çalıştım kendimi sana karşı. Ama bana bunları yaptıran aşktı, AŞK...

Sadece fazla düşünüyorum ama bazılarını düşünmeden de duramıyorum. Benden ayrılarak beni sen mi sınıyorsun, yoksa Allah mı? Sen bir başkası ile beraber iken bile seni sevip, her yatağıma yattığımda sana hayırlısıysa sahip olmayı diliyordum. İlk defa... İlk defa sevildim. İlk defa karşılıklı bir ilişki yaşadım. Lakin ellerimden kayıp gitti. Ben elimi uzattıkça sen daha çok kaçtın. Hatalarımı düzeltmeye çalıştığımı zanneder iken, seninle konuştuğumuz her konuşmaya bakarak kendimden nefret ettim. Sanki ilk defa okuyor gibiydim. Binlerce konuştuğumuz her konuşma sonunda arama engel koyduğunu bilmek, bir o kadar da kalbime koyuyordu. Birine de değil. Hepsine... Her şeyden uzaklaşmaya çalışıyordun. Ben koşuyordum, sen kaçıyordun. Ben de sanatçı değil miyim? Bu yolda ilerlemiyor muyum? Sanıyor musun ki insanların düşüncelerine önem vermiyorum? Bu konuda düşündüğüm tek şey; bir insan ne düşünürse, düşündüğü kadardır, sevgilim.

Ne zaman biter bu ızdırap bilemiyorum. Ama bazen bitmesini bile istemiyorum. Zira seni sevmek kalbimin boş yerlerini dolduruyor. Benden ayrılsan bile kötüsünü düşünemiyorum. Tek düşündüğüm sen oluyorsun... Ayrılık sebepleri, verdiğin ya da vermeye çalıştığın cezanın ağırlığı, süresi... Bu kadar çok mu üzdüm seni? İstemeden yaptığım bir şeyin bedeli bu kadar mı ağır geldi?Eğer öyleyse Allah'ın huzurunda yeminimi etmeye ve af dilemeye hazırım. Ama özürü yok bu işin. Allah merhametli olsa da, sen bana karşı değilsin. Artık değilsin... Meğersem ne çok sevip, ne değer vermişsin. Ama senin o taşıyamadığın yükü bile tek bir parmağım üzerinde taşımaya razı olacak kadar sevdim seni. Ben alışık olsam da çektiğim acı hangisinden daha farklı oldu ki? Sen çektireceksen eğer, ona da razıyım, cennet gözlüm...



Yakma beni ateşinle, söndür artık nefesinle...Şarkılarda aradığım, sahnelerde yaşattığım, aşk...



Gecem... Gündüzüm... Güneşin battığı yer kadar göz alıcı ve özelsin, kanatsız meleğim... Hayatım... Suyum... Yakma beni ateşinle, söndür artık nefesinle... Şarkılarda aradığım, sahnelerde yaşattığım, AŞK... Sen benim EN ÖZEL ŞARKI'msın. Sen benim, başımı yasladığım yastık, kokunu aradığım yorgansın. Sen benim ilacım, çözümü olmayan sorumsun. Sen beni sarhoş kılan, hayata barıştıran, dünyaya gülümsetip, insanlara aciz bırakmayan bir cennetsin...Kovma beni cennetinden. Ellerinden tutup çek beni yeniden. Sev beni, koru beni, al yine kollarının altına. Adalet diyip de seni sevene kıyma... Dünya nasıl insanları yaşatıyorsa içinde, sen de yaşat beni orada. Arada deprem gibi sarsılıp, tsunami gibi atsa da ateş kendini, yine de Allahın verdiği affı bana da ver, gözünü kırpma!Lakin sana sahip olmadan önce Allah'a ettiğim duayı tekrar hatırla.Allah nasıl bir şeyi hayırlısıysa nasip ediyorsa, ben de seni hayırlı olduğun taktirde istedim. O taktiri bize de, sevgimize de imkansız kılma!Unutmadan hatırla... Sevilmeden sev... Yaşamadan yaşat ki, sana hayatı ellerine verecek bir KADIN bulasın. Ve Allah da şahidim olsun ki, bırak senin sevgilin olmayı, KADININ OLMAYA RAZIYIM!


Senin için ölmeyeceğim, senin için yaşayacağım...
Ona Bir Mektup...
Cevapla