Pick-up Art (Lütfen evde denemeyiniz)

Bu yazımda, gerçekten Türkiye için büyük önem arzeden ve çoğu kişinin eksik olduğu bir konudan, kız tavlama sanatından, yani ingilizcesi olan "Pick-up Art" tan bahsedeceğim.


Öncelikle bu işin kitaplarını yazan, videolarını çeken ve bunları tonla paraya satan insanlar olduğunu söylemek isterim. Bu iş gerçekten bir sanattır. Ancak onlara verdiğiniz paraya değer mi orası tartışılır. Çünkü her toplumun kendine has bir tarzı bulunmaktadır.


Bu yüzdendir ki, ben kitaplara ya da başka şeylere para vererek değil de, kendi tecrübelerim doğrultusunda edindiğim bilgileri paylaşacağım. Bunun üzerine bir kitap yazıyorum ve oradan gerekli gördüğümde alıntılar paylaşacağım. Yalnız tamamını paylaşamayacağım için bazı noktalarda eksiklikler olacaktır baştan söylemeliyim.



Pick-up Art (Lütfen evde denemeyiniz)


Öncelikli olarak "tanışma" konusunu inceleyelim.


Hatunla tanışma faslı; arkadaşlar şimdi durum şu, klasik bir laf vardır her ne kadar bize ergence, kezbanca ya da salakça gelse de doğruluğundan şüphe duyamayız. Bir kadın, tanıştığı erkekle evlenecek mi yoksa eğlenecek mi ilk beş saniyede anlayabilir. Çok komik değil mi? Ama bu böyledir. Bizden farklı çalışan bir kafa yapıları bulunmaktadır bayanlarımızın. Bu yüzden de o ilk beş saniyeyi nasıl değerlendireceğimiz önemlidir.


Herkes eğlenme kafasında olmayabilir ve sizin de bu yüzden nasıl hareket edeceğinizi, nasıl açık vermeyeceğinizi bilmeniz gerekir. Bir yerde otururken karşılıklı bakıştığınızı düşünün, o an karşı tarafın iki durumu olabilmektedir. Acaba "Ha ha bu malda beni kesiyor dur dalga geçiyim" diye mi bakıyor yoksa "hmm gerçekten hoş çocukmuş gelir mi ki acaba yanıma" diye mi? İşte bu ayrımı düzgünce yapıp, kime gidip kime gitmemesi gerektiğini bilen erkek her zaman kazanır.


Benim kendi stratejim öncelikle sempatik bir gülümsemedir. Karşılığını alabiliyorsam işte o zaman asıl harekete geçerim. Peki nedir bu asıl hareket?


Şöyle izah edeyim; en önce bilmeniz gereken şey, asla ama asla birden çok kız varsa aynı anda mücadele etmeye çalışmayın. Birlikteyken bizon sürüsü gibi hareket ederler. En azından şu açıdan bakın, birden fazla kişiye karşı görücüye çıkıyorsunuz. O yüzden mümkün olduğunca yalnız başına bırakmaya çalışın, lavabo arası olur, belki siparişini almaya gidiyordur gibi gibi. Eğer bunu hiç başaramamış ve kızın size karşı olumlu olduğundan da eminseniz, yanına gittiğinizde asla tek onunla konuşmaya çalışmayın. Bu yanında oturan arkadaşlarını rahatsız edecek ve size düşman olmasını sağlayacaktır.


Ben öncelikle ilk girişimde yanına gider ve konuşmayı düşündüğüm konudan girerim. Ardından ismini "merhaba ben şu.. senin adın ne" diye sormaktansa, konunun gidişine göre onlara hitap etmemi gerektirecek bir cümle yaratarak, o an ki duraklamayla onların söylemesini tercih eder ve beğendiğim kızdan çok yanındakiyle konuşmaya çalışırım. Bu beğendiğim kızı hem rahatsız edecek, hem de gelme nedenimi bana hatırlatma çabasına girmesini sağlayacaktır. Kovalayan olarak girdiğim o ortamda, kaçan olarak davranmış olacağım bu şekilde.


Ve en büyük sırrı şimdi açıklıyorum arkadaşlar; KENDİNİZE GÜVENİN. Kadınlar asla ama asla, kendine güvenmeyen pısırık erkeklerden hoşlanmazlar. O masaya, ya da kız her neredeyse oraya, gittiğinizde, bütün kontrol sizde olmalıdır. O cesareti orada göstermeniz, duraklamadan, takılmadan, sanki hiç bir şey yokmuş gibi devam etmeniz gerekir konuşmaya. Ve konuşurken sakın ama sakın "tanışalım mı?", "bana bakıyordun değil mi" gibi saçma sapan soru cümleleri ile gitmeyin. Siz kendine güvenen, güzel konuşan bir insansınız. Bu şekilde sorular ile onun onayını aramış olursunuz. Burada onay aramayın o sizi istemek zorunda, bunu ona düşündürtmeniz gerekiyor. Onun size ilgisi olduğunu bildiğinizi göstermeniz gerekli. Onu ölçüp tartmanız değil. Belki size mantıklı gelmiyordur bunlar ancak, bana güvenin, kadınların hareketlerinin %90ında mantık yok zaten (bizim anlayabileceğimiz mantık yok).


Bu konunun daha detaylı kısımları da var. Eğer ileriki bir zamanda tekrar yazma isteğim oluşursa onu da paylaşacağım. Şimdilik, ufak bir hikaye ile devam edelim, hem örnek durum olsun sizler için de...



Ben İzmir'de yaşıyorum. Bir gün Alsancak'ta "Starbucks"ta otururken bir kızın bana baktığını farkettim. Minyon tipli, hafif esmer bir kız. Hoşuma da gitmişti tabi hem beğenilmek, hem de beğenen kızın güzel ve zayıf olması. Ben de bakmaya devam ettim. Göz göze geldiğimiz bir anda hafif bir gülümsedim. Ardından o da bana bakarak gülümsedi ve dikkatimi çeken ilk şey, kızın gözlerinin içi de gülümsüyordu. Dedim ki tamam bu iş bitti. Ardından ufak bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyordu, kıza bakıp gülüp elimle "1sn" işareti yaptım. Hani birini susturmak için yaparız ya genelde aynen ondan.


Ardından telefonu kapattım, yanına gittim ve "ee nerde kalmıştık?" dedim. Ne diyeceğini bilemedi. Ben de devam ettim, "aa dur bak sesli konuşmuyorduk değil mi, o zaman şimdi baştan başlayalım, nasılsın?" dedim. Cevap verdi ve konuşmaya başladık. Sonra hemen bir Türk kızına yakışır bir soru sordu; "Böyle her gördüğün kızın yanına, masasına gidiyor musun?".


İşte bizim erkeklerimiz bu konumda yok hayır ya ne alaka gibi saçma sapan şeyler söyleyip ya ben seni çok beğendim gibi akılları sıra olan iltifatları arada sıkıştırarak olacağını sanıyorlar.


Benim cevabım belliydi; "Yeteri kadar beğenirsem ve nerden baksan 10 dakika boyunca bana baktığını farkettiysem evet, giderim yanına. Yeni insan tanımaktan kime zarar gelir ki?" hemen ardından da ekledim, "sen sanırım yabancısın bu tarz bir duruma, biraz kızardığını farkettim de..."


(Bu son cümledeki olay şudur arkadaşlar. Sizin için gayet normal bir durumdur ve kızardın, 10 dakikadır bana bakışını izliyorum gibi ifadelerle aslında sübliminal bir mesaj veriyorsunuz. Kızı sizi beğenmeye, size bakmaya doğru itiyorsunuz.)


"Sahi ya o kadar lafa tuttun beni bak, ismini bile sormayı unuttum. Meğer ne gevezeymişim" dedim, hafifçe gülümsedim ve ismini söyledi. Memnun oldum ben de xxx dedim ve kız biliyorum bardağında ismin yazıyor ordan bakmıştım dedi. Zaten adım gibi eminim ki o bile neden bu cümleyi kurduğunu bilmiyordur. Kendini direk açık etti. Ben de maşallah sende de ne göz varmış uzaktan bardağımı kesip ismimi alıyorsun, GBT me de bakmak ister misin? dedim ve sırıttım.


Eğlenceli bir sohbet başlamıştı ancak sohbetin ortasında saate bakıp "aa benim kalkmak lazım artık, işlerimi halletmeye çıkmıştım da bir kahve için durdum ne kadar da iyi yapmışım" dedim. Ardından da "Yalnız bu böyle olmadı, (telefonu uzattım) numaranı yaz da bir dahakine rahat rahat sohbet edebileceğimiz bir zaman ayarlayalım" dedim. Kız numarasını yazdı ve ben gittim.


Bu işlem, hem kıza düşünmesi için zaman veren bir işlemdir, hem de sizi merak etmesi için olanak sağlar. Hemen aramazsınız, hemen yazmazsınız, üzerinden geçer bir kaç gün. Ve ilk mesajım da şuydu, "Ben tekrardan Alsancak'a gidiyorum, hadi atla gel sende, (ismim)."


Mesajda gördüğünüz gibi, gelir misin? Gidelim mi? Buluşalım mı? gibi saçma sorular yok. Vermek istediğiniz mesaj her zaman şu olmalı; sen olsan da olmasan da ben bunu yapacağım, ama bana katılmakta özgürsün. Böyle olduğunda onlara muhtaç olmadığınızı, kendinize has bir yaşantınızın olduğunu anladıkları anda da gelirler. Merak etmeyin.


Geldi de... Sonuç? Mutlu son...

Pick-up Art (Lütfen evde denemeyiniz)
Cevapla