Bazı filmler vardır, izledikten sonra günlerce düşünürsünüz, o filmi içinizden, aklınızdan atamazsınız. Benim için bu filmlerin zirvesi İçimdeki Deniz, yani Mar Adentro'dur. Gerçek bir hikayeyi anlattığı için de daha fazla, daha derinden dokunur yüreğinize.
2005 yılında vizyona girmiş bir İspanyol filmi Mar Adentro. Başrolünde tüm film boyunca yatmasına rağmen 4 ödül kazanan Javier Bardem var.

Hayata sıkı sıkıya bağlı, gencecik, delikanlı, yakışıklı bir Ramon. Yüzmeye, denize aşık bu gencin sonu da denizden geliyor, belki en acısı bu. Ramon'un kafası biraz dolu, kendini yaptığı işe veremiyor. Denize dalarken suyun çekildiğini fark edemiyor ve kuma çakılıyor... Sonrasında yatağa, ailesine bağımlı, yatalak bir hayat geçirmek zorunda kalıyor.
Bir hayata mal olan özgürlük, özgürlük değildir. Özgürlüğe mal olan hayat da hayat değildir.

Bize hep "özgürlük, bir başkasının özgürlüğünü kısıtladığında biter" diye öğretmişlerdi. Peki bir hayat, özgürlüğü kısıtlıyorsa, o hayat da biter mi? Bu film başından sonuna kadar bunu düşündürüyor size. Hayatına son vermek istiyordu Ramon, bunu da bazı ülkelerde hak kabul edilen ötanaziyi kullanarak yapmak istiyordu. Kendi ülkesinde ötanazi yasal değildi, bu yüzden mahkemelerle uğraşıyordu sürekli. Televizyonlara çıkıyor, kendini anlatmaya çabalıyordu.
Ben tetrapleji hastaları adına konuşmuyorum. Ben sadece Ramon Sampedro olarak konuşuyorum!

Ülke gündemine öyle bir oturmuştu ki Ramon, ülkeden hatta ülke dışından bile takipçileri olmuştu. Din adamları Ramon'un yaptığını saygısızlık olarak görüyor ve onunla aynı hastalığa sahip olan kişilere kötü örnek olduğunu düşünüyorlardı. Ramon'un sözü ise yine kalbinizi sızlatacak cinstendi.
Ben tetrapleji hastaları adına konuşmuyorum. Ben sadece Ramon Sampedro olarak konuşuyorum!
Bu sırada Ramon'un hayatına 2 kadın girer; biri avukat Julia, bir diğeri köylü kızı Rosa.

Julia, Ramon'un ötanazi davasını savunan bir avukatken Rosa onu hayata bağlamaya, bu kararından vazgeçirmeye çalışan bir kadındır. Çocuklarını getirir, Ramon'a sevgiyle yaklaşır Rosa, ona aşıktır hatta. Ramon ise Julia'ya aşıktır. Film boyunca Ramon'un kurtuluşu kimden gelecek diye düşünüyorsunuz. Julia Ramon'un ölebilmesi için çaba sarf ederken belki de onu yaşama döndürür diye tüm film boyunca bekledim, yalan yok.
Hayal gücünün ne derece önemli olduğunu Ramon'dan öğreniyorsunuz.

Gözünü kapatıyor ve sonrasında kalkıyor, yürüyor Ramon. Siz "ne oluyor?" derken Ramon'un hayal gücünde buluyorsunuz kendinizi. Uçuyor o! Yüzüyor sonrasında, denize gidiyor ve bir adamın böylesine hayali tüylerinizi diken diken ediyor.

Film bir yandan size yaşama isteği verirken, bir yandan Ramon'u ölümün kıyısına bırakma isteğiyle doluyorsunuz. Ramon'un ailesiyle, abisi, babası ve yeğeniyle olan konuşmaları beni ağlatmış hatta ağlatmakla kalmayıp günlerce bunu düşünmeme sebep olmuştu. Filmin sonunu söylemiyorum tabii ki, Ramon'un bir sözüyle bitiriyorum. #Hayatım1FilmleDeğişti
Biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir insan için, yani benim için, saygınlık nedir? Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar