3 sa

İzindeyim:Bölüm1- Acı eşiğiniz yüksek midir?

İzindeyim:Bölüm1- Acı eşiğiniz yüksek midir?

(Noktalama işaretlerinde yapay zekâdan destek aldım, bilginize)

Bölüm 1: Dilemma
Gıcırdayan otobüs kapısı, sanki paslanmış bir devin çenesi gibi açıldı. Dışarıda, kasabanın üzerine çöken kurşuni sis, Kenan’ın yüzüne buzdan tokat misali çarptı. Beş yıl... Hapishanenin o rutubetli duvarları, her sabah soğuk betona basan ayaklar, bir maden göçüğünde kopan kolunun sızısı ve ruhuna kazınan o derin, telafisi imkânsız pişmanlık. Kenan, artık o eski Kenan değildi. Bir zamanlar kasabanın neşeli, çalışkan ve Zehra’ya olan aşkıyla tanınan o adam, şimdi bir hayalet gibi toprağa ayak basıyordu.

Kasaba meydanına yürürken adımları, çamurlu yolda boğuk bir ritim tutuyordu. Kahvehane önünde oturan ihtiyarlar, yüzlerine çekilen o tanımadıkları ama bir yerden anımsadıkları silüete bakıp bakıp fısıldaşıyorlardı. Kenan başını öne eğdi. Kimsenin onu tanımasını istemiyordu; en azından şimdilik. Adı, geçmişin tozlu raflarına çoktan kaldırılmıştı; o, beş yıl önce madende öldüğü düşünülen, mezar taşı bile olmayan bir yabancıydı.

Düşünceleri, kasabanın dışındaki o eski, ahşap eve kaydı. Zehra. Beş yıldır rüyalarına giren, her gece o soğuk hapishane koğuşunda adını hecelediği kadın. Ona döneceğine dair kendi kendine verdiği yemin, bugün gerçekleşiyordu. Ancak yolda duyduğu fısıltılar, içindeki heyecanı zehirli bir sarmaşık gibi sardı. “Zehra mı? O artık Vedat’ın gölgesi oldu,” demişti yaşlı bir bakkal. Kenan o an duraksadı, kalbinin atışı göğüs kafesini zorladı. Vedat mı? Kasabanın kabadayısı mı? O karanlık adam mı?

Evine yaklaştığında sis biraz daha dağıldı. Bahçe kapısı paslanmış, çitler devrilmişti. Kalbi sanki bir cerrahın elinde tutuluyormuş gibi titriyordu. Pencerenin önündeki perde hafifçe aralandı. İçerideki loş ışığın altında bir silüet belirdi. Zehra oradaydı. Ancak o eski, neşeli, saçlarında papatyalarla koşan kızdan eser kalmamıştı. Pencerenin önünde, tekerlekli sandalyeye mahkûm, gözlerinde dipsiz bir kuyu taşıyan, bakışları sanki bin yıl yaşamış bir kadının yorgunluğunu yansıtan bir kadın oturuyordu.

Kenan’ın eli yumruk oldu. Öfke ile keder arasında ince bir çizgide yürüyordu. Zehra ona doğru bakmadı, bakamadı. Sanki ruhu, o odanın sınırları içerisinde bir mahkûm gibiydi. Kenan’ın varlığını hissetmiş gibi başını hafifçe çevirdi, ama gözlerinde ne bir tanıma ne de bir umut vardı; sadece donuk, yabancı bir boşluk. O bakış, Kenan’ın beş yıllık mücadelesini bir anda anlamsız kıldı. Zehra’ya ne yapmışlardı? Hangi karanlık, o güzel kadını bu denli soldurmuştu?

Kenan, bahçenin gölgesine gizlendi. Kendi kendine fısıldadı: “Bu bir başlangıç Zehra. Seni o karanlıktan çekip çıkarana kadar, bu kasabada yaşayan bir ölüden farkım olmayacak.”

Havada keskin bir tütün ve rutubet kokusu vardı. Kenan, cebinden çıkardığı eski, yıpranmış fotoğrafı avucunda sıktı. O artık basit bir kasabalı değil, beş yılın acısıyla bilenmiş, zekâsını bir silah gibi kuşanan bir adamdı. Kasabanın sırlarını birer birer çözmeliydi. İlk adım olarak Vedat’ın kim olduğunu, Zehra’nın neden bu halde olduğunu öğrenmeliydi. Sherlockvari bir dikkatle etrafı süzerken, aslında görünmez bir avcı olduğunu biliyordu. Gece henüz yeni başlıyordu ve kasabanın sırları, sisin arkasında yavaş yavaş kendini ele veriyordu.

Kenan arkasını dönüp sisin içine karışırken, Zehra’nın penceresindeki ışık söndü. Karanlık, ikisini de içine çekti ama bu sessizlik, büyük bir fırtınanın habercisi gibiydi. Kenan artık sadece sevdiği kadını kurtarmaya çalışan bir âşık değil, kasabanın tüm kirli geçmişini deşmeye hazır bir dedektifti.

#tentenoviç

İzindeyim:Bölüm1- Acı eşiğiniz yüksek midir?
Cevapla