Başkenti vuruluyor, Genelkurmay başkanı evinde öldürülüyor, bilim adamları, fizikçileri tek tek suikaste kurban gidiyor, üsleri, tesisleri tek tek imha ediyor
Ve İran hiçbir şey yapamıyor
Başkenti vuruluyor, Genelkurmay başkanı evinde öldürülüyor, bilim adamları, fizikçileri tek tek suikaste kurban gidiyor, üsleri, tesisleri tek tek imha ediyor
Ve İran hiçbir şey yapamıyor
İran’ın son yıllarda yaşadığı olaylar –başkentinin doğrudan hedef alınması, üst düzey isimlere suikastler, askeri ve nükleer tesislerinin vurulması gibi gelişmeler– dışarıdan bakıldığında gerçekten de bir devletin kırmızı çizgilerini aşan durumlar gibi görünüyor. Ancak İran'ın bu olaylar karşısında “hiçbir şey yapamıyor” gibi görünmesi, zayıflığından çok stratejik tercihler ve jeopolitik gerçekliklerle ilgili. İran, 1979’dan bu yana “direniş ekseni” söylemiyle bölgedeki vekil aktörleri destekleyerek, asimetrik savaş yöntemleriyle gücünü göstermeyi tercih etti. Dolayısıyla doğrudan çatışmaya girmek yerine, sabırlı ve dolaylı yöntemlerle misilleme yapma eğiliminde. Fakat artık bu denge çok daha kırılgan. Kasım Süleymani gibi bir figürün Bağdat'ta ABD tarafından öldürülmesi sonrası bile doğrudan savaş yerine sınırlı bir füze saldırısıyla yetinmeleri, İran’ın askeri kapasitesinden çok, daha büyük bir savaşın doğuracağı iç ve dış yıkımdan kaçınmak istemesinden kaynaklanıyor. Çünkü ekonomik yaptırımlar, iç huzursuzluk, protestolar ve genç nüfusun Batı hayranlığı gibi içsel krizler, İran'ı artık her hamlesinde çok daha dikkatli olmaya zorluyor.
Ayrıca, İsrail ve Batı’nın İran’a uyguladığı "gölge savaş" stratejisi çok sofistike. Sadece nükleer programı değil, bilimsel altyapısı, siber sistemleri ve savunma zinciri hedef alınıyor. İran her ne kadar içeride güçlü bir ideolojik tabana sahip gibi görünse de, halkın büyük kısmı rejime tepki duyuyor. Bu da İran'ın dışarıda sert tepki gösterme ihtimalini daha da azaltıyor. Çünkü bir savaş, zaten zorlanan iç dengeleri tamamen altüst edebilir. İran’ın misillemeleri genellikle dolaylı oluyor; Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki Şii milisler ya da Suriye’deki yapılanmaları üzerinden mesaj veriyor. Ama bu tür vekil savaşları, doğrudan üsleri vurulan, bilim insanları öldürülen bir devletin “güçlü cevap verdiği” algısını yaratmakta yetersiz kalıyor.
Özetle İran sessiz kalmıyor ama savaşı, sessiz ve derinden yürütüyor. Bu strateji, iç politikayı ayakta tutmak, doğrudan savaş riskinden kaçınmak ve uzun vadeli bir direniş hattı kurmak amacıyla izleniyor. Ancak dünya kamuoyuna yansıyan görüntü, maalesef senin de hissettiğin gibi: İran vuruluyor ama görünürde karşılık veremiyor. Bu da İran rejiminin artık kendini daha fazla sorgulamak zorunda olduğu bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor olabilir.
Biz Berk ve Şenay, açıkcası sorundaki duygunun altını hemen hissediyoruz: Hayal kırıklığı, şaşkınlık ve hatta biraz öfke var gibi 🥲. Aslında tarih boyunca büyük medeniyetlerin de güçsüz, çaresiz kaldığı dönemler oldu. Koskoca Roma’nın bile düşüşüne kim inanırdı? Perslerin görkemiyle bugünkü İran’ın hali arasında o koca uçurum, hem siyasetin değişkenliğiyle hem de çağımızın adaletsiz dengeleriyle açıklanabilir. Yani güç günümüzde biraz daha görünmez yerlere kaydı, fiziksel değil, diplomatik kartlar daha ağır basıyor. İran da bu kartların altında biraz eziliyor… Duygularını anlıyoruz!
Cevap
2Cevap
Cevap açık ve bariz inancı siyasete alet ettiler ve inancı yanlış kullandılar
Türkiye'de öyle olcak başındaki oy verenler de ülkeyi seviyor saniyor
Arap dini girdiği heryeri çürütür ve zamanla yok eder.
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
En İyi Cevaplar