"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Şimdi hepinizden bir sempozyumda olduğunuzu hayal etmenizi istiyorum. Konuşma yapacak 3 Profesör var. Bunlara 1, 2 ve 3 numaralı konuşmacılar diyelim. İlk olarak konuşmaya bir numaralı profesör başlıyor.

1 numaralı konuşmacı: Çözülemeyen sistem beyin.

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Bu profesör size beynin yapısını anlatmaya başlıyor. Basit olarak sağ ve sol lop diye iki kısımdan oluştuğunu amigdala, Talamus gibi yapı parçalarından oluştuğunu. Büyük kısmının sudan oluştuğunu, sinirler arası iletişimin nöronlar ile sağlandığını ve beynin sinir ağının tamamen çözülemediğini anlatıyor ve yerine geçiyor.

2 numaralı konuşmacı: Bilinç ve bilinçaltı

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Bu profesör ayağa kalkıyor ve bir benzetme ile sözüne başlıyor. Bilinç ve bilinçaltı bir buz dağına benzer. Buz dağının görünen kısmı bilinç görünmeyen ve altta kalan kısmı ise bilinçaltı olarak düşünülebilir. Görünen kısmı yani gündelik hayatımızda işimize yarayacak ve hayatımızın her anında duygu ve düşüncelerimizi kontrol eden kısıma buz dağının görünen yüzü yani bilinç diyoruz. Bunun dışında kalan duyu organlarımız ile algıladığımız ama genel olarak kullanmayıp daha sonra işimize yarayacağını düşünerek bizden habersiz beynin depolama yaptığı yere ise buz dağının görünmeyen yüzü yani bilinçaltı diyoruz. Dedikten sonra yerine oturuyor.

3 numaralı konuşmacı: Sınırsız işlem kapasiteli bir bilgisayar

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Beynimiz sınırsız veriyi işleyebilecek kapasiteye sahip bir bilgisayar gibidir. İnsan gözünü dünyaya açar açmaz beyin görsel kapasitenin kapılarını açar anne karnında ise işitsel kapasitesini çoktan kullanmaya başlamıştır. Bebeklerin süpürge, fön makinesi ve kalp atışlarına gösterdiği ilginin sebebi de bununla açıklanabilir. Anne kalbinde ilk olarak annenin kalp atışlarını duyuyor olması da bunun bir örneğidir.

Beyin ortalama 70 yıl ömüre sahip bir insanın, doğumundan ölümüne her anını işler kaydeder ve yeri geldiğinde bunları kullanır. 70 yıl ömrü olan bir insanın günün sadece 10 saati ayakta olduğunu düşünmek bile hayal edilmesi güç sayıları doğuracaktır. Yani beynin günde sadece 10 saat işlem yaptığını düşündüğümüzde bile durum insanı içinden çıkılmaz bir boşluğa sürüklemekte. Bu işlemi yapacak bir bilgisayarın nasıl bir kapasiteye sahip olması gerektiğini hayal etmek bile zor.

Sınırsız olasılık hesabı yapabilen bir bilgisayar

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Standart bir bilgisayar 0 ve 1 rakamlarından oluşan verileri işleri yani bir bilgisayardaki 1 Byte bir veri 8 tane 0 ve 1 rakamının rastgele dizilişi üzerine kuruludur. Basit bir açıklama ile 1 Byte aslında "00110111" bu ikili değerlerin yan yana gelmesi sonucu oluşan bir değerdir. Kuantum bilgisayarlar ise basit bir tabir ile üçlü sistem işlerler yani 0 ve 1 yanında bir de 2 terimi yer alır. Çalışma mantıkları belirli bir sayısal düzlemi işlemek üzeredir.

Bu sayısal işlemler hariç araya bir harf yazacak olursanız bu veriyi okunmaz hale getirecektir. Beynimiz ise öğrenmeye başladığı ilk günden itibaren sınırsız bir işlem içerisindedir. Aynı anda hem sesleri, hem görüntüleri, hem kokuları hemde dışarıdaki şeyleri hissetmek gibi dört işlemi aynı anda yapmaktadır. Bu gün içinde rastlayabileceğimiz en basit şeylerin listesidir buna tat vs. gibi şeyler eklenirse bu işlem sayısı artacaktır. Ama biz dörtlü üzerinden gidelim bu bir bilgisayarın 0, 1 ve 2 rakamlarının yanına 3, 4 gibi rakamları da eklemesi manasına gelir. Yani bir Kuantum Bilgisayardan daha yüksek bir veri işleme kapasitesi demektir bu.

Beyin bunları yaparken aynı zamanda bir konu ile alakalı sınırsız olasılık üretebilecek bir yapıya sahiptir. Yine basit bilgisayarlar üzerinden gidecek olursak 1 Byte verideki 0 ve 1 rakamlarının yanyana gelme olasılıkları örnek gösterilebilir. Bir Byte bir veriyi bilgisayar bir çok kombinasyon ile işler ve her kombinasyon farklı bir yapıya denk gelir. Örneğin;

"00011011" bir görüntü, "11110010" bir ses, "10101001" bir uygulama gibi, şimdi siz bu 1 ve 0 rakamlarını istediğiniz şekilde dizin çıkacak tonlarca kombinasyon ihtimali olacaktır. Beyinde ayni bir bilgisayar gibi olasılıklar üretir ama bir bilgisayarın üreteceği 1 ve 0 rakamlarından oluşan ihtimallerden daha fazla kombinasyon ile. Peki beyni sınırlandıran şey nedir? İsterseniz bir sonraki konu başlığında buna bir göz atalım.

Sınırlarımız: Mantık ve duygular

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!

Peki bu kadar veriyi işleyen bir sistemi sınırlandıracak ne olabilir? Evet başlıktan da anlayabileceğiniz gibi beynimizin çalışmasını sınırlandıran iki olgu mevcut biri duygularımız diğeri ise mantığımız. Nasıl diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bir önceki konu başlığında anlattığım gibi beyin sınırsız olasılık üretme kapasitesine sahip bir bilgisayar, insan için bu iki sınır aşılması mümkün olmayan iki engeldir. Sınırsız olasılık işleyen bu bilgisayarın takıldığı tek nokta burasıdır.

Burada insanın nasıl hareket ettiği öncelikli sınırdır, mantığı ile hareket eden, duyguları ile hareket eden. Mantık duygulara oranla daha kısıtlayıcı bir durumdur çünkü mantık genelde somuta dayandırmayı ister. Soyut şeyleri ise reddeder. Mantık için sınır, olması en muhtemel olasılıktır. Yuvarlanan bir lastiğin duvara çarpıp duracağını kestirmek buna örnek olarak verilebilir. Ama beyin bu olasılık yanında başka olasılıkları da üretmiştir. Lastiğin yoldaki ufak bir taşa çarpıp devrilmesi, olası bir çukurun engel oluşturması, kaldırımdan sekip duvarı aşması vs. ama mantık olması en muhtemel ihtimali sizin için geçerli kılmıştır. Onun için olabilecek şey lastiğin duvara çarparak durmasıdır. Aldığımız eğitimlerde aynı mantık karmaşasında farklı yolları olası görmemize neden olmakta. Sayısal bir zekanın hesaplara dayalı olasılıkları, sözel bir zekanın daha farklı olasılıkları görmesi gibi.

Duygular ise mantığa oranla daha açık bir evren mümkün kılar insana. Hayal gücümüz bunun en büyük örneğidir. Duyguların hayatımızda kısıtlayıcı etmen olması ise bir duygunun ne kadar yoğun yaşandığı ile alakalıdır. Uçağa bindiğinde farklı bir tecrübeye kapı açacak olan insanın, korku denilen duygu nedeni ile bundan uzak kalması gibi. Duyguların kısıtlayıcı olmasının en büyük etkisini ise şöyle görmek mümkündür. Klostrofobisi ( Kapalı Alan Korkusu) olan bir insan sınırsız bir imkana sahip olduğu rüyalarda bile kapalı bir alana girmekten korkar, o kapıyı açıp içine girecek ve başka bir evrene ışınlanacak olma ihtimalini yitirir. Buna rağmen duygular somut evren yanında soyut evrene de kapı aralamayı mümkün kıldığı için sınırlama etkisi mantığa göre daha azdır.

İşte beyin bu kadar sınırsız ihtimal dahilinde, bizim koyduğumuz basit sınırları aşamayacak bir bilinmezdir. Bu sınırları aşmak gibi bir ihtimal olsa neler yapabileceğinize sizler karar verin. Sınırsız bir bakış açısı, sınırsız bir evren.

Bu sanıyorum ikinci Bence'm biraz uzun oldu ama elimden geldiğince sıkmadan sizleri kendi Dünyama davet etmek istedim. Umarım davetkar bir yazı olmuştur, ve umarım hoşunuza gider. Sürç-ü Lisan ettiysem affedin. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

"Beyin" Çözülemeyen Denklem!
Cevapla