Hepimiz kızarız bir şeylere. Kızmak kolaydır çünkü. Kaçmaktır hep bir şeylerden. Bazen okuduğumuz kitabın yazarına kızarız, bazen çalışmayan kulaklığımıza. İnsanlara kızarız bazen. İçimizi açmak zor gelir çünkü, kaçmak daha kolaydır her zaman. Hadi düşünün şimdi.
Soyun içinizdeki duyguları. En son neye ne için kızdınız ?
Ben en son yazılarıma kızdım mesela. Hayata kızmak kolaydır sayın okuyucu. Sen hiç kendine kızdın mı ? doğru kelimeleri yanlış insanlara harcadığını düşünüp kızdın mı benliğine ? Ben kızdım sevgili okuyucu. Siyaha mavi dediğim zamanı fark edince kızdım her hücreme. Oysa o kadar değerliydi ki mavi. Sonsuzdu…
Her yerdeydi mavi; gözlerimizde, herkesle tek ortak noktamız gökyüzümüzde.
Duygulardı aslında mavi. Hırçındı Karadeniz gibi, huzurdu gökyüzü gibi ve ölüydü Fethiye gibi. Ben sanırım en çok maviye kızdım okuyucu. Layık olmayana kaçtığı için.
Ama sonra fark ettim ki kızamayız hiçbir şeye ve hiç kimseye.
Kendimiz hariç. Hakkımız yok çünkü. Biz ancak kırılabiliriz okuyucu. Çünkü aslında kimsenin bir suçu yok. Maviye kızamam ben. Maviye kırgın, kendime kızgın olabilirim. Maviyi siyaha layık gören benim çünkü. Evet kafanız karıştı biliyorum. Yazmış ama her şeyi birbirine karıştırmış diyorsunuz. Haklısınız. Hayat gibi, duygularımız, düşüncelerimiz gibi bu yazı da karışık. Çünkü kelimeler hayattır. Ve hayat hiçbir zaman düzenli olmaz. Hep karışıktır, hep kırgındır, hep kızgındır bir şeylere. Aynı bu yazı gibi. Aynı kalbiniz gibi.
Sinirlenen insan varsa sinir eden de vardır. Durduk yere sebepsiz kimse öfkelenmez. Herşeye herkese neden kızıyoruz. Kendi hayatımızı mahveden bir insan yüzünden neden herkese kızıyoruz anlamadım ki. Bu durumda çok haksız kalıyoruz evet