Haydi Gelin, Size Bir "Seri Katil"in Hikayesini Anlatayım

Yaşım 38. Buranın yaş ortalamasının üstündeyim. Size örnek olması açısından tanıdığım birinin hayatını anlatacağım.


Aslında her şey kendim gibi koyu Fenerbahçeli olarak yetiştirdiğim 19 yaşındaki kızımın geçenlerde sorduğu bir soruyla başladı:


- Baba; neden kardeşimin ismini Galatasaray'da sembol olmuş bir başkanın ismini koydun?


- Anlatayım kızım, otur bakalım.


Haydi gelin, size bir Seri Katil'in hikayesini anlatayım.


Sene 2005. İşten çıkmış, dedeni alıp bizim eve yemeğe götürmek için dedenin antrenörlük yaptığı boks kulübüne gittim. Deden işini bitirmek için lisans evraklarıyla boğuşuyordu. Bense, dedeni beklerken çayımı söylemiş, gazetenin arkasından başlamıştım okumaya, her zamanki gibi. Birden kapıyı çalarak içeri biri girdi. Ben boksörlerden biridir diye kafamı hiç kaldırmadım gazeteden. İçeri giren kişi hiç konuşmamıştı. En sonunda babamın sesini duydum:


- Evet evlat, ne istiyorsun bakalım?


- Kazanmak, diye cevap verdiğinde bu cevap ilgimi çekmiş, kafamı kaldırıp kim olduğuna bakmıştım. Karşımda; 1.85 boyunda, taş çatlasın 70 kilo, saçları 3 numara, sakalları yeni yeni çıkan, insanın yüzüne bakarken sanki beyninin içinden geçeni görüyormuşçasına derin bakan 14 - 15 yaşlarında bir delikanlı gördüm. Babam gülümseyerek devam etti:


- Bu işte beklediğin kadar para kazanamazsın.


- Ben para demedim, kazanmak dedim, diye devam edince genç delikanlı, ben de gazeteyi iyiden iyiye bırakıp ikisini dinlemeye koyulmuştum. İlginç cevaplar veren bu delikanlı hoşuma gitmişti. Babam sordu:


- Peki. Ya kaybedersen?


- Kaybettiğim gün, bana bugün emanet edeceğiniz eldivenleri, kaybettiğim maçın daha soyunma odasındayken size teslim eder, bir daha bu kapıdan içeri adımımı atmam. Babama dönüp baktığımda; okuma gözlüklerini çıkarmış, başını ovuşturuyordu. Sonra birden;


- Gel bakalım beyzade, dilin kadar kolun da kuvvetli mi? bir görelim, dedi. Babam öyle deyince açıkçası ben de sevinmiştim. Boksa hiç ama hiç ilgi duymayan ben, babamın peşine takılıp 15 yaşındaki bu delikanlıyı izlemeye gittim. Babam ne gösteriyorsa anında kapıyor, yürüme, gard alma gibi temel konuları babam ikinciye uyarmadan doğru bir şekilde uyguluyordu. Farklı bir zekası olduğu belliydi. Babam sorular soruyor, o da bir yandan cevaplıyordu. Kimsin, kimlerdensin, kaç kardeşsin, yaşın kaç vs. Babam okuyor musun? diye sorduğunda; eğer maç kaybetmezsem ileride Mekatronik Mühendisi bir boksörün olacak, diye cevap verdi. Açıkçası babam da ben de mekatroniğin ne olduğunu bilmiyorduk bile.


Gel zaman git zaman, ilk 3 maç geçti ve delikanlı ilk ikisini 2. raundda, 3.maçı ise ilk raundda nakavtla kazanmıştı. Babam sürekli hayranlıkla bu çocuktan bahsediyor, annem bile merak etmiş bir akşam al yemeğe getir diyordu. Delikanlı babam gibi solak olduğu için babam ayrıca üstüne titriyordu. 4. maçına ben de gittim. Sıkı bir maç beklerken hüsrana uğradım. Bizim delikanlı daha 6. saniyede rakibini nakavt etmişti bile. Ertesi gün ben de kulüpteyken, babam yeni bir çift eldiveni delikanlının önüne attı. İki eldivenin de üstünde bir şey yazıyordu. Yaklaştım ve okudum. "Seri Katil"


Günler geçmiş, delikanlı üst üste 20. maçını da nakavtla kazanmış ve adı babamın taktığı lakapla, yani Seri Katil olarak duyulmaya çoktan başlamıştı bile. Hatta bir ara; babamın karşısına delikanlıyla benim profilimi koyup, babama, oğlunu sen seç deselerdi, kesin bu delikanlıyı seçer diye bile düşündüm. Bir yandan kıskanıyordum ama bir yandan da hayrandım.


Almanya boks federasyonundan faks geldi bir gün. Delikanlıya Almanya adına dövüşmesi karşılığında; Almanya'da ailesiyle yaşayacağı bir dubleks ev, istediği üniversitenin istediği bölümünde okuma fırsatı ve yıllık 90 bin € teklif ediliyordu. Babam, Seri Katil'i çağırıp teklifi iletti ve delikanlı:


- Teklif güzel. Ben bu teklifi kabul edip o armayı giydiğim gün bunu kendime anlatamam. Ben kendimi ikna edemediğim hiçbir şeyi yapmam, deyip faksı yırttıktan sonra odadan çıktı. Ben bu teklife ikna etmek için peşinden gidecekken babam durdurdu. Boşuna uğraşma, ikna edemezsin. Osmanlıya şehzade olacak adam, geldi bize boksör oldu, dediği an hala gözlerimin önünde.


4 yıl geçti. Bizim delikanlıyı bütün izmit tanımış ve sevmişti. 85. maçına hazırlanıyor. Avrupa Gençler Şampiyonası, Final. Geride kalan 84 maçın 81 tanesini nakavtla, 3 tanesini ise puanla kazanmıştı bizim delikanlı. Efsane olmuştu ama biri onu bu konuda övse uzaklaşırdı oradan. Sevmezdi. Övündüğü tek şey, burçlarla ilgili en ufak bir bilgisi olmamasına rağmen, akrep burcu olmaktı. Yükseleni de aynıymış, double akrebim ben der ve gülerdi. :)


Para mı? Yaşına göre iyi paralar kazandı. Kazandığı ilk parayla kulüpteki bütün malzemeleri yeniledi. Hatta sonradan duydum ki, malzemelerin bepsine parası yetmeyince şimdinin parasıyla 200 lira da borç almış birinden.


2. kazandığı para? Huzurevindekilere sorun.


3. kazandığı? Çocuk esirgeme yurduna nasıl gidildiğini tarif edeyim isterseniz.


4,5,6,7 vs. Ben bir kere bile bokstan kazandığı parayla ertesi gün kendine yeni bir şey aldığını ne gördüm, ne duydum. En basitinden bir saat, bir telefon bile almadı. Halbuki durumu pek de iyi olmayan bir ailedendi. Ama dediği gibi, derdi para değil kazanmakmış, o zamanlar anladım.


85. maç. Final. Hakem 20-25 sene ülkemizde kalmış bir rus. Rakip alman. Raund 3. İlk 2 raundda da rakibini yere düşürmüş 2 kere saydırmıştı. Yani almanın kazanması için en az bizimkini 2 kere yere düşürmesi lazım. 2.raund birip 3.ye geçilecekken alman, bizimkinin kulağına bir şeyler söylüyor ve bizimki lisede almanca okuduğu için ne dediğini anlamış ve almana şimşek gibi saldırıyor, kimse durduramıyordu. Araya insanlar giremiyor, bizimki bıraksa alman düşecek ama bırakır mı? Köşedeki iplere almanı dayamış, yumruk ata ata almanı ayakta tutuyor, alman ayakta durdukça daha çok vuruyordu. Araya giren hakem bile nasibini almıştı. Delikanlı diskalifiye edilirken alman sedyeyle hastanelik olmuştu bile.


Soyunma odasındaydık. Neden? diye sordu babam, neden?


- Koç ben buraya boks yapmaya geldim, halkımın kanıyla ayakta tuttuğu bayrağa küfrettirmek için değil, dedi. O ara rus hakem odaya girdi. Delikanli, hakeme yanlışlıkla vurduğu için ingilizce özür diledi ve hakem yarım yamalak türkçesiyle; - Ben almanca biliyorum. Ben anladım ki sana racist davrandı ve merak etme benim rapor senden yana olacak, dedi. Delikanlı ve babam teşekkür etti ve ayrıldık oradan. Dönüş yolunda hiç konuşmadı delikanlı.


Zaman geçti ve beklenen ilk faks geldi. Avrupa Boks Komisyonu raporda yazılanlara da dayanarak bizim delikanlının suçsuz olduğunu, almanın ise ırkçılık yüzünden 4 yıl resmi boks müsabakalarından men edildiğini söylüyordu. Babam çok sevinçliydi ki, 3 gün sonra Türk Boks Komisyonundan gelen faksa kadar. Türk komisyon birilerinin bir taraflarını yalayabilmek adına, avrupadaki çoğu boks dergilerinde bile geleceğin en iyisi olmaya aday, solak seri katil dedikleri bizim delikanlıyı 2 yıl müsabakalardan men etmişti. Babam konuyu delikanlıya açıklarken, gözüm delikanlıya takıldı. Babamı dinlerken dişleriyle eldivenlerinin iplerini çözüyor, eldiven altı sargılarını çıkarıyordu. Babamın konuşması bittiğinde ise; eldiven ve sargıları babama uzatarak;


- Koç. Ben sözünü tutan biriyimdir, bilirsin. Bugün, sana ilk geldiğim gün verdiğim sözü tutma günüdür. Kaybettim, benim için buraya kadar. Hakkını helal et, dedi yüzünde masum bir gülümsemeyle. Babam itiraz haklarını, bunun adil olmadığını vs anlattı ana nafile. Üstünü değiştirdi. Kulüpte çalışanların elini sıktı, küçük boksörlere sarılıp vedalaşarak kapıdan çıktı gitti, sessizce ve o yüzündeki gülümsemeyle.


Babam eski osmanlı adamlarındandı ve mırıldanarak şöyle dedi:


- Bu millet bir şehzadesini daha boğdu ya, yazıklar olsun bu millete! Sonra bana döndü babam ve konuşmaya başladı:


- Bana çocukken verdiğin sözü hatırlıyor musun, Yavuz?


- Hatırlıyorum baba. Oğlum olunca senin adını koyacağım diye söz verdim sana. Neden bunu sordun ki şimdi?


- İyi, demek ki hatırlıyorsun. Şimdi bana bir söz daha vermeni istiyorum. Oğlun olursa bu giden adamın ismini koyacaksın, benim değil.


Çok şaşırmıştım. Tamam baba söz, diyebildim sadece. Biz bu delikanlıyı tanımadan önce, bütün ailecek babama baskı yapardık. Bırak artık çalışmayı, emeklilik hayatı yaşa vs diye. Ama babam, Seri Katil'in boksu bırakmasından sonra 1 hafta içinde devretti kulübü, eskiden beri isteyen arkadaşına. Kulübün bütün duvarları Seri Katil'in madalyaları, başarılarıyla doluydu ama o giderken sadece ilk kazandığı madalyayı alıp diğerlerini çocuk boksörlere örnek olsun diye bıraktı.


Sene 2012. Babam vefat etti. Haberi alıp hastaneye gittiğimde Seri Katil ordaydı. Mezar taşını öpüp, ilk aldığı madalyayı da babamın mezar taşına astı ve uzaklaştı. Bazı cumalarda babamı ziyarete gittim, Seri Katil ordaydı. Bayramda gittim, Seri Katil ordaydı. Birkaç kere babamla dertleşirken gördüm onu mezarının başında. Ama burada anlatmayacağım, onun kendi özelidir. Bu kadar şeyi bile anlattığımı bir duysa bana bozulur.


Bir gün yolunuz izmite düşerse, karşınıza çıkan ilk kişiye Seri Katil'i sorun, anlattıklarıma hak vereceksiniz. Karısını sokak ortasında döven adamı dövdüğü için mahkemelik olmasını mı, yaşlı bir dilencinin parasını çalanlara neler yaptığını mı vs. Herkesin onunla ilgili bir anısı vardır hemen hemen. Ya onu bir Galatasaray maçında bütün hırsıyla desteklerken görürsünüz, ya ona bir sokak çocuğunu güldürürken denk gelirsiniz, ya yaşlı birinin derdini acil işi olmasına rağmen oturup dinlerken, ya da ağlayan bir çocuğa çikolata alıp; ben bu çikolatayı çok seviyorum ama benim dişim aģrıyor, bu çikolatayı benim için sen yer misin? diye sorarken. Ya da sorduğunuz kişi size onu bulabileceğiniz bir yer söyler. Neresi, biliyor musunuz?


Kou Umuttepe Yerleşkesi, Mühendislik Fakültesi, Mekatronik Mühendisliği.


İşte kardeşinin ismi bu kişiden geliyor, kızım. Adı gibi kendisi de koyu bir Galatasaraylı olan, şimdilerde ise 25 yaşındaki, babamın tabiriyle şehzade bu adamdan.


Ve rahmetli babam. Ben sözümü tuttum baba, tıpkı Seri Katil gibi...

Haydi Gelin, Size Bir "Seri Katil"in Hikayesini Anlatayım
Cevapla