Bu 3 duygunun çoğunluk tarafından hissiyatın arttıkça bir diğerine dönüştüğüne inanılan büyük bir yanlış vardır. Bilimsel gerçekliklere dayandırarak bu benceyi yazmaya karar verdim. Birbirine benzediği sanılan fakat aslında birbiriyle hiç alakası olmayan bu 3 duyguyu tanımlayarak elimden geldiğince genel olarak sorulan soruları cevaplamak istiyorum. Bu sayede bir çoğunuzun sınıf arkadaşınıza ya da çevrenizde ki herhangi birine hangi duyguyu hissettiğinizi anlamanızı sağlayacaktır.
Hoşlantı

Hoşlantı tek taraflı oluşabilecek duygular kategorisindedir. Herhangi bir kişiye karşı duyulan ilgi ve hayranlıkla alakalıdır. Bir insandan hoşlanmak için onu çok iyi tanıyor olmanız gerekmez. Bir şarkıcıya ya da bir film artistine karşı hoşlantı duyabilirsiniz. Hoşlantının boyutu aslen seksapaliteye dayalıdır. Kişi size bu açıdan ne kadar uygun geliyorsa hoşlantınızda bu nebzede büyüyecektir. Örneğin, “Esmer erkeklerden / bayanlardan hoşlanırım” tanımı tamamen hoşlantı ile ilgilidir. Sokakta gördüğünüz bir erkek ya da bayan sadece esmer olduğu için 2. kez bakmanıza sebebiyet vermiş ise bunun adına kolaylıkla hoşlantı diyebilirsiniz. Konu girişinde belirttiğim gibi hoşlantı arttıkça sevgiye ya da aşka dönüşmez. Başlı başına başka bir duygudur. Kriterlerinze uygun her kişiden hoşlanabilmeniz mümkündür. Eğer bir kişi hakkında oturup saatlerce düşünmüyor, yalnızca onu gördüğünüzde ya da konusu geçtiğinde içinizi bir heyecan sarıyorsa bu duygunun adı hoşlantı demektir.
Sevgi

Sevgi de tek taraflı duyulan bir duygudur. Bir annenin çocuğuna olan sevgisi, bir kişinin kardeşine olan sevgisi örnek gösterilebilir. Aslen içinde en çok sadakat barındıran duyguda sevgidir. Çünkü sevgi asla tükenmez yalnızca yoğun bir nefretle körelebilir. Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre, kişiye duyulan sadakat oranında ona karşı sevgi besliyoruz. Sevgi yalnızca insanlar için geçerli bir duyguda değil. Bir köpek sahibine duyduğu sadakat oranında sevgi de duymaya başlıyor. İşin özü sadakat yoksa sevgi diye bir duyguda yoktur. Eğer bir kişinin başına kötü bir şey geldiği zaman tedirgin oluyor ve ona koşulsuz yardıma koşuyor iseniz, o kişiye karşı bir sevgi besliyorsunuz demektir. Ayrıca başınıza bir olay geldiğinde bunu koşa koşa anlattığınız kişilere karşıda sevgi besliyorsunuz.
Platoni

Çoğunuzun yakındığı bir konu olan platoniklik aslında sandığınız kadar büyük bir problem değil. Bir çoğumuz özellikle ergenlik yıllarımızda bu duyguyu yaşamış ve büyük acılardan müzdarip olmuşuzdur. Fakat platoni aslında beynimizin bize oynadığı bir oyundan ibarettir.

Bilim adamlarının yaptığı bir çok araştırma neticesinde vardıkları sonuç, karşısında ki insandan sevgi göremeyen bireyin, o kişiye karşı bir sevgi beslemesinin mümkün olmadığıdır. Hatta sosyologlar ve psikologlar arasında bu durum insanların doğuştan duygusal anlamda bir bencilliğe sahip olup olmadığı tartışmalarına sebebiyet vermiştir. Şu anda hepinizin sorduğu soru “Bu durumda neden o kişiye platonik olarak bağlanmaktayız?”

İnsan beyninin en aktif olarak çalıştığı dönem çocukluk yaşlarıdır. Bu yaşlarda her türlü zararlı ve yararlı bilgileri beyin olabildiğince kaydetmeye çalışır. Beyin her bilgiyi ayırt etmeksizin müthiş bir hızla kaydederken bir çok konuda da savunmasız duruma düşer. Bilinçaltımız bizden habersiz oluşmaya başladığın da bizi mutlu eden ufacık anlardan fotoğraf karelerine benzeyen ufak parçalar, aslen bizim ütopyamızı inşaat etmeye başlamıştır bile. “Beyaz tenli, renkli gözlü kadınlardan hoşlanırım” cümlesi aslında bunu söyleyen kişinin bilinçaltında yatan o gizli ütopyaya göre konuşmaktadır. Çocukluğunda ona çok iyi davranmış olan bu tanıma uyan bir bayanın görüntüsünü kaydetmiş ve bize gizliden gizliye bu tarz insanlara yaklaşmamız gerektiğini söylemektedir. İşte duyduğumuz bu duyguların asıl kaynağı da bu ütopyadaki resimlerden gelmektedir. Bu noktada unutmayınız, ütopyanız yalnızca fiziksel özelliklerden oluşmaz, kişilik ve karakteristik özellikleri de barındırır.
Hieronymus Bosch'dan ütopik dünya çizimi

Ütopyamıza uygun ve / veya ona yakın bir kişiyle tanıştığımızda ona karşı hoşlantı duymaya başlarız. Bu hoşlantıya o kişi tarafından bir karşılık göremediğimiz zaman dolayısıyla onu sevemeyiz de. Fakat bilinçaltımız bu durumu anlamlandıramaz. O kişinin bize uygun olduğunu ve bize iyi davrandığını çocukluk anlarımızdan öğrenmiş ve bu bilgiye göre hareket etmektedir. O kişiden uzak durduğunuz her an size bir şekilde onu hatırlatmaya ve sizi ona yönlendirmeye çalışacaktır. Çünkü bilinç altında ki çocukluk yaşta oluşmuş bu gerçeklikler büyük acılar çekmeden yok olmamaktadır. Kısacası platoni denen hepimizin canını yakmış bu duygunun geçici olduğuna emin olabilirsiniz. Deftere yazdığınızı yazıyı silerken defterin aşınması gibi, bilinçaltınızda ki ütopyanızı yeniden düzenlerken bazı aşınmalardan kaçamazsınız. Ayrıca şunuda unutmadan belirtmek istiyorum ki, platoninin ana besin kaynağı saplantıdır. Bizleri reddeden kişilere karşı oluşturduğumuz saplantılar bizi bu platonik duyguya itebilir. Platoniden kurtulmanın yolu ise uzun süren bir yalnızlık ya da karşılıklı bir sevgi ilişkisine başlamaktır. Şairin de dediği gibi;
Bir duygunun zehrini, başka bir duygunun panzehiri temizler.
Aşk

Sayısız yazarın ve şairin, milyonlarca metin, şiir ve senaryoların bile anlatmaya eksik kaldığı bu tanımlanamayan duygu. Yine işi gücü olmayan bir çok bilim adamı tarafından bolca araştırılmalara konu olmuş bir insani duygudur. Fakat şeytanın avukatı filminde Al Pacino tarafından söylenmiş bir söz kadar basit bir duygudur.

Az önce platoniyi açıklarken çocukluk yaşta oluşturduğumuz bir ütopyadan bahsetmiştik. Aşkta tamamen bu ütopyayla bağlantılıdır. Aşk duygusunu yaşayacağımız kişi ütopyamızda barındırdığımız resimlerin bir çoğuna mümkünse hepsine uymak zorundadır. Bu noktada diğer duygulardan aşkı ayıran fark, karşı tarafında size karşı bu duyguyu birebir hissediyor olması gereklidir. Ya iki tarafta birbirine karşı aşk besleyecek ya da tek taraflı olduğu takdirde platoniye dönüşmeye mahkum kalacaktır. Aşkı bu denli zor kılan nokta da tam budur. Sizin ütopyanıza uyan kişinin ütopyasına uymak zorundasınız. Bu yüzden bir çoğumuz bulamıyoruz ya da bulduğumuzu sanıp yanılıyoruz. Fakat tabi ki bu imkansız bir şey değildir. İhtimaller ne kadar düşükte olsa sonuçta mümkündür.

Diğer bir yanılgı ise aşkın zamanla yerini sevgiye ya da saygıya bıraktığı tezidir. Bazı bilim adamları aşkın ömrünün 5 yıl olduğunu söyleseler de, uygun ekonomi ve psikoloji gibi bir çok etkene bağlı olarak bu süreç bir ömüre kadar uzayabilmektedir. Aşk duygusuda aynı sevgi gibi yok olmayan bir duygudur. Üzeri örtülebilir, derinlere gömülebilir, hatta üzerlerine başka şeyler konabilir fakat asla tamamiyle silinmeyecektir. Eğer bir kişiyi durmadan düşünüyorsanız, sürekli onunla olmak için bir çok fedakarlık yapabiliyorsanız, ondan hiç bir şekilde iğrenmiyor her haliyle size eşsiz geliyorsa o kişiye karşı bir aşk duygusu besliyorsunuz demektir. Fakat unutmayın o kişinin de bunları birebir hissediyor ve yapıyor olması gereklidir. Aşk tek taraflıyken yanlızca acı veren bir duygu iken, karşılıklı olduğu zaman dünyanın en eşsiz duygusudur. Ayrıca bilim adamları karşılıklı aşk yaşayan kişilerin diğer insanlara oranla daha mutlu ve daha uzun hayat geçirdiklerini bir çok kez ispatlamışlardır.
*iç ses* Umarım bir çoğunuzun sürekli kararsız ve boşlukta kaldığı bu duygusal konularda bir nebzede olsa sizlere açıklık getirebilmiş, yardımcı olabilmişimdir. Aklınıza takılan sorular var ise sorabilirsiniz; elimden geldiğince tek tek cevaplamaya çalışacağım. Bencemi okuduğunuz için teşekkür ederim.
Aşk İlişkileri
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar