Yavaşça elinden kayı verdi benliği, parmaklarının arasından süzülürken fark etti düşeni. Bir bütün ne kadar hızlı yok oluşa sürüklenebilirdi ? Ellerinden kim kaydırmış, varlığını kim tuz buz edivermişti ?
Saçma hislerini bir kutuya kapamış, kapatılanlarla unutmuştu karmaşasını. Şimdi tam olarak dünyanın neresinde, hangi yerdeydi ? Bir yöne yaklaşırken diğerinden uzaklaştığını hatırladığı an, zihninde gizli bir yılan gibi kıvrılı verdi benliği. Her gelen sevgisini sunarken ansızın vermişti payına düşen kederi.

Son pişmanlığını hatırlamış, sonsuz fikirlerin pisliğine düşmüş beklemekteydi. Ah ne çok beklemiş, beklememesi gerekenleri ne çok bekletmişti..
Başlangıcıyla sonunun bittiği noktada birbirine ne yakın ne uzaktı. Parmaklarından süzülürken fark etti, çekirdiğin çekimi, yerle bir etti her bir benliğini. Şimdi öylece kalakalmış, çıplak etinin derinlerine girer olmuş. Olgularıyla olumsuz bir var oluşa düşmüştü. Bu hep olurdu.
Oysa ki ne çok umutları vardı pürüssüz yüzeyinin. Kendini avuturdu, yitirilen benliğinde büyüyen ezgilerinin.

Zamanın en olmadık vaktinde, ansızın duruldu. Çelimsiz zihnin sakıncalarına bakıyor, umutsuzluğunun pisliğinde boğuluyordu. Boğulurken anladı geleni. Adı olmayanın varlığı ne çabuk yakıvermişti öyle irisleri. Kocaman gözlerindeki varlığının yansıması hep olacak mıydı ? Yaşanmışlıklarının yumağı olu vermişti kaşları.
Peki şimdi ne olacaktı ?

Hep aynı varoluşun yörüngesinden sıyrılması gerektiğini söylemekte ne cesurdu. Doğmayan çocuklarından utanan bedeni yırtınırken, bir pramütereye gebe olmanın sancısı ve aralığındaydı varlığı. Gelen, bir doğumu müjdeliyor, sesler derinden daha da derinden geliyordu.
Şimdi gelişlerindeki parlaklığı daha da aydınlatmakta, göremeyen tek göz odanın sakinini umuda tutundurmaktaydı. Ürkek sevgisinin ışığı, karanlık odaya yansımakta, yansıyanların parıltısı ölüm tozlarını arındırmaktaydı.

Yaklaşan adımların ritmi, mutsuluğu temizliyor, günahları arındırıyordu. Adımlar hızlandıkça, korku sinmekte, öngürülemeyenlerin arzusu, sonsuz acıları susturuyordu. Ah bu boş sokağa ne az ışık düşmüş, düşenler ne çok acı çekmişti. Gelen bilemezdi, vardığı toprakların sancısını, göremezdi gelenlerin hancısını. Hancının sancısını nereden bilebilirdi ki ? Can çekişini izlediklerinin ritmi, kalbi çarpıtıyor, çarpışların şiddeti gözleri kanlandırıyor, uykulardan arındırıyordu. Gelen bunları bilmeden ilerliyordu...
Prematüre doğumun, cesetle mücadelesiydi adı. Ve aydınlığı doğuşu müjdeliyor, acının tadı, çileğin tadına yeniliyordu...

Hoş geldin bebek.
Ölümün batışı, bir prematürenin doğuşuna yenilmekteydi. Ve yenilenler, yenenlerin bağrında ağlıyor, suskunlukları arzuların ateşinde haykırıyor. Ve o geliyor..
O geliyor..
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
1Cevap
Resimlerden ürktüm usta ya :)
güzel paylaşım eline sağlık
Çok güzel yazmışsın yahu, kalemine sağlık.
Görseller de ayrı bir güzel olmuş =)
Alıntı mı kendin mi yazdı ?
Kendi yazım. Neden sordunuz?
Türkiyede bu kadar güzel bakıs acısı olan insanların olması güzel bir sey..