Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların Anası: Ana Tanrıça Kybele

Anadolu’nun matriyarkal toplumunun bu büyük ana tanrıçasının adı, yerine göre değişir. Frigya dilinde Kubele/Kubebe’dir. Bazen Dindymene (Asıl tapıldığı yer olan Murat Dağı’nın adı Dinymos’tur. Gediz Irmağı buradan akar). Sipylene (Sipylos denilen Manisa Dağı’ndan dolayı). Karadeniz’de Pontos’da Ma. Ermenistan’da Açilisena’da Anaitis. Arabistan ve Hicaz’da Hubel/Kible (Hacer’ül Esved taşı onun doğurganlığının sembolüdür). Yunanistan ve Girit’te Rhea, Themis, Ops, Ge, Maia, Urania (Kronos/Uranüs’ün eşi daha doğrusu dişisi olduğu için bu adı almış), Urinome, Idea (Tapıldığı Ida dağından dolayı). İtalya’da Vesta, Anna, Marianna. Suriye’de Atargatis (bu ad, Athar ve Ateh’in birleşmesiyle oluşmuş ve Greglerce yanlış telaffuz edilmesi sonucunda bu şekli almış), Diktinna ve Plastene’dir. Kibele bütün Tanrıların ve Tanrıçaların anasıdır.

Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların Anası: Ana Tanrıça Kybele

Homo Saphiens’in ilk kurdukları topluluklar, kadınların yönettiği Matriyarkal toplumlardı. Başlangıçta Anadolu’da da Matriyarkal bir toplum hüküm sürüyordu. Bu hal yalnız Anadolu’ya ait bir özellik değildi. Çin’de de Hindistan’da da ilk toplumlar Matriyarkal idiler. Bunun nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Belki de çocuk doğumunda, erkeğin etkisi doğumdan dokuz ay önce olduğu için, bebeğin oluşumunda erkeğin rolü pek uzağa düşüyor; işbu nedenle erkeğin rolü küçümseniyordu. Herhalde herkesin gördüğü bir gerçek varsa, o da insanların dişiler tarafından doğuruldukları idi. Bu ilk toplumlarda Tanrılar, Tanrıça’ların ya sevgilisi ya da oğulları idiler ve ikinci derece önemliydiler.

İlk insanlarda Tanrıçalar/Tanrılar, insanların kişileştirilmiş istekleriydi. İnsanların istekleri ise; açlıktan ölmemek, toprağın verimli olması, bir de komşu kabileler tarafından alt edilip öldürülmemekti (Çok çocuklarının olması, kabileye savaşçı yetiştirilmesi). İşte bundan dolayı Kybele, yeryüzü tanrıçasıydı.

Eski insanlara göre bitkilerin topraktan yetişmesi, toprağın ürün vermesi, fenni bir konu değildi; tamamıyla dinseldi. Toprağın verimsizliği ise onun çoraklığına, gübre noksanına, hatta toprağın sürülmemesine bile bağlı değildi. Onlara göre bu hal, Tanrılara/Tanrıçalara küfür edilmiş veya bir günah işlenmiş olmasından kaynaklanıyordu. İnsan çevresinde sonsuz bir evren görüyor ve bu evrendeki her şeyi canlı sayıyordu. Örneğin rüzgarı birisi (Bir Tanrı veya Tanrıça) ağzıyla üflüyordu. Öyle ya, Rüzgar bağırıyor, çağırıyor, her şeyi sarsıyordu; onun canlı varlık olduğunu görmemek için İnsan kör olmalı idi! Onlara göre… Başka bir örnek, bir ağaca yıldırım düşüp de, ağaç ikiye bölününce mutlaka bir Tanrı veya Tanrıça ona ateşten savaş baltasını fırlatmış olmalıydı…

Kybele yeryüzünün bütün bitkilerinin, yabani hayvanlarının, İnsanlarının hatta Tanrıçalarının ve Tanrılarının büyük anası idi.

Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların Anası: Ana Tanrıça Kybele

Ne var ki; anatanrıçayı gebe bırakmak ve verim elde etmek için, onun bir erkek sevgilisinin bulunması gerekti. Bu sevgili Kadim Anadolu’da Attis/Athis idi. Bunların birbiriyle evlenmesi (Hierogamos) Boğazköy Yazılıkaya’da görülür. Bu çiftleşme ilkbaharda olurdu. Bu düğün törenine “Taklit ile Sihir” denilirdi. Anadolu'da ruh ve beden güçlerini toplayan Hükümdarlar yani kral ve kraliçeler de Yazılıkaya’da olduğu gibi ilkbaharda dinsel bir törenle Kybele ve Attis’i taklit ederek evlenirlerdi. Başkent’ten uzak diyarlar ise bu törenler Hükümdarın temsilcisi tarafından yerine getirilirdi. Bu tören asıl birleşmeye (Kybele Attis evliliği) ne kadar benzerse o kadar etkili sayılırdı. İşte bu nedenle Suriye ve Filistin tapınaklarında Dinsel Fuhuş (Tapınak Fahişeliği) ortaya çıktı. Günümüz evlenme şekli aile kavramı henüz ortaya çıkmamıştı.

Kybele, gökte, denizde ve karada yaşamaya devam etmiş. Karada adı Rheia olmuş; nefesi taze çalı ve çiçek gibi kokuyormuş. Gözleri ela imiş (glaukopis). Girit’i ziyaret etmiş. Yalnızlığı dolayısıyla güneş ve buhardan sevgili olarak, Kronos’u (Uranüs) yaratmış. Analık özlemini gidermek üzere her yıl İda Dağı’nın dikte mağarasında bir oğul doğururmuş. Çocukları kıskanan Kronos onları yiyormuş. Kybele bir gün Zeus’u doğurur. O’nu Kronos’tan korumak için bir mağarada saklar (Musa’nın annesinin onu doğurduktan sonra 3 ay bir mağarada saklaması efsanesi’nin kökeni bu hikaye olabilir). Kronos "yemek için" Zeus’u istediğinde; Rhea, yemesi için, siyah bir meteor taşını battaniye’ye sararak ona verir. Kronos da Zeus’u yediğini sanarak onu yer. Kronos aynı zamanda; Zaman'ı temsil eden Tanrı'dır. Çocuklarını yemesi ise, her şeyin zamanın içinde varolup, yine zamanın içinde yok olmasıdır. Her şeyin bir ömrü olmasıdır. Örneğin gün gelecek zaman, bizi de yiyecek yani öleceğiz.

Arabistan yarımadasında Kybele'nin adı Kible'dir (Kıble sözcüğünün kökeni de Kybele'dir. Hacer'ül Esved'in içindeki siyah göktaşı ile Kronos'a sunulan siyah göktaşı aynıdır. Kybele'nin Hindistan'daki Adı Sheela ve Shiva'dır.

Siyah Meteor Taşı tüm Pekçok kült'te kutsaldır.
Siyah Meteor Taşı tüm Pekçok kült'te kutsaldır.

Matriyarkal toplumun gereği olarak Kraliçe asıl ve Kral onun ayrıntısı sayılırdı. Asıl hükümdar Kraliçe idi; ona varan erkek (kim olursa olsun) Kral olurdu. Eski hanedanlarda “kız kardeşleri ile evlenen erkekler, anneleriyle evlenen oğullar, kızlarıyla evlenen babaların olması” erkeklerin kral olma isteğinden ileri geliyordu. Çünkü, kız ya da kadın başka bir erkekle evlenince, o başka erkek Kral oluyordu. Örneğin Pelops Hippodamia ile evlenince Kral olur.

Klasik ve Formel mitolojiye göre ise Kybele, gök ve toprağın (Sümerlerdeki Ann ve Ki) kızıdır. Sonradan Kronos/Uranüs’ün karısı olur ve Urania/Rhea gibi isimler alır. Kybele Zeus, Hera, Poseidon ve Hades’in anasıydı. Kybele, doğar doğmaz, küçük bir çocuk olarak, güzel bir ormana bırakılır. Kendisine yabani hayvanlar bakar. Kybele Frigyalı genç ve güzel Attis’e aşık olur; kendisine sadık olması şartıyla, mezhebinin yayılmasını bu delikanlıya havale eder. Ne var ki Attis yeminini unutarak, Sangarid (Sakarya nehrinin kızı demektir) adlı peri kızıyla Kybele’yi aldatır. Kybele de peri kızını hastalandırarak öldürür. Attis o kadar üzülür ki; erkeklik organını keserek intihara kalkışır (Attis’in dökülen kanlarından menekşeler oluşur). Kybele onun ölmesine izin vermez ve onu bir çam ağacına dönüştürür (Yahudilerdeki sünnet olma geleneğinin kökeni de bu olaydır. Antik Mısırda da sünnet geleneği vardı).

Sünnet
Sünnet
Bütün Tanrıların ve Tanrıçaların Anası: Ana Tanrıça Kybele
Cevapla