Çocukluğumuzda annelerimiz, anneannelerimiz bize hep masallar anlatırlardı. Bazen kendileri uydururlar, bazen de kendi annelerinden duyduklarını anlatırlar. Bu masallar her zaman ama her zaman hep aynı şekilde başlar. Bende bugün size denizin dalgaya olan aşkını anlatacağım ama anneannemin masala giriş şekli ile başlayarak. Biraz nostaljiden kimseye zarar gelmez değil mi?
Evvel zaman iken, deve tellal iken, saksağan berber iken… Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. İp koptu, beşik devrildi. Anam kaptı maşayı, babam kaptı meşeyi, döndürdüler dört köşeyi. Dar attım kendimi dışarı… Kaç kaçmaz mısın… Vardım bir pazara. Bir at aldım dorudur diye. Bineyim dedim, at bir tekme salladı bana geri dur diye… Padişahın topları ateşe başladı. Topladım gülleleri cebime koydum darıdır diye. Tozu dumana kattım, Edirne’ye yettim. Selimiye minarelerini belime soktum borudur diye. Yakaladılar beni tımarhaneye attılar delidir diye. Babamdan haber geldi, onun eski huyudur diye. Bereket inandılar, tutup beni saldılar. Neyse uzatmayalım, masala başlayalım…
Deniz kuma aşık olur mu demeyin öyle de bir olur ki. Bir gün dalga ve deniz buluşur. Kavuşurlar kumların, güneşin altında.

Yıllar boyu kalmış, kavrulmuş, kızgın, sapsarı ama bir ipek gibi yumuşak ve gizem dolu. Ama bu kavuşma öyle böyle bir kavuşma değil, öyle bir sarılırlar ki birbirlerine. Sonsuza kadar sanki hiç ayrılmayacakmışçasına..
Deniz durgun ve dingin hali ile sarı kumlarda kendi kendine oynaşıp dururken bir daha hiç ayrılamayacağını anlar.

Bir anda nereden çıktığını bilemediği bir azgınlık ile dalgaların arasına katılmış olan uysal kum tanecikleri, olabildiğince sarıp sarmalamış ve koyu mavi derinliklere ve kimseciklerin ulaşamayacağı enginliklere doğru götürmüş. Serin kop koyu maviliklerde en sessiz gölgelerde bir arada olmanın keyfini yaşamaya başlamışlar.
Deniz ve sarı kum taneleri aşklarının kimsenin görmesini istemedikleri için onlara ait olan bu dünyalarında mutlu ve mesut bir şekilde hayatlarına devam edip gidiyorlarmış.

Birbirlerine anlatacakları o kadar çok şey varmış ki, bir süre deniz konuşuyor, coştukça coşuyor, bu arada da kum taneleri en güzel dansları ile bu konuşmalara eşlik ediyormuş. Bir süre sonra da kum taneleri anlatmaya başlıyor, denizinin aklına hayaline bile gelmeyecek güzelliklerden bahsediyormuş. Deniz o kadar şaşkın, deniz o kadar heyecanlı, deniz hiç olmadığı kadar mutlu imiş. Çekmiş olduğu tüm sıkıntılar, özlemler bir anda yok olmuş hasretine sevdiğine kavuştuğu zaman. Artık tek bir düşüncesi ve tek bir emeli varmış. O da çok zor bulduğu, senelerini verdiği ve sonunda kavuştuğu sapsarı taneciklerini asla kaybetmemekmiş. Onu kaybetmek düşüncesi bile içini acıtıyormuş. Buna asla izin vermeyeceğine dair kendi kendine söz verir. Ama söylentiler, yıllar içinde çok büyük kuraklıkların olacağını, yeryüzündeki suların giderek azalacağını söylenip duruyormuş. Ama deniz her defasında olsun varsın, deniz giderek azalsınmış ama kumların o çok sevdiği yatağında azalmak, yok olmak bile onun için en güzel yok oluşlardan biri olurmuş. Buna bile razıymış, yeter ki kokusunu, ipeksi tenini sevdiği kum taneciklerinden biran olsun ayrılmasın onun için yeterli imiş.
Gelin görün ki her güzel beraberliğin arasına mutlaka ki bir sıkıntı girermiş. Her gece ay büyülü ışınları ile girer, kendisi yetmezmiş gibi yıldızları da yanına alırmış.

Gün ışıyana kadar da denizi hiç bırakmazmış. Her gün farklı farklı şekillere girerek kum taneciklerini kıskandırmak ve aralarını açmak için elinden gelen her şeyi yaparmış. Kum taneleri o nedenle geceleri hiç sevmezmiş, denizi değil ay ile, kimse ile paylaşmak istemezmiş. Ama olay sadece ay ile de bitmezmiş, araya giren yıldızlar her gece bir başka yerden en parlak ışıklarını alıp getirirmiş yanında, sanki denize göz kırpar gibi.
Zaman içinde kum tanesi yorulmuş bu durumdan. Her gece her gece aynı savaşı vermekten, denizin bu vurdum duymazlığından, onun ayı ve yıldızları sevgi ile kucaklamasından yorulmuş. Deniz ise tüm bunlardan habersiz günleri geceleri ekliyor, mutluluğuna mutluluk katıyormuş.

Gel zaman git zaman deniz, çok sevdiği kum taneciklerinin durgunlaştığını fark eder. Düşünmeye başlar hemen.

Bunun sebebini defalarca kum tanesine de sorar ama bir türlü aldığı cevaptan tatminkar olamaz. Kum tanelerinin artık kendisini sevmediğini düşünür, geceleri bu hislerini ay ve yıldızlar ile paylaşmaya başlar. Bu samimiyet karşısında kum tanesinin üzüntüsü daha da artar.
Bir gün deniz çok sevdiği kum tanelerini mutlu edebilmek için onu sahile yani vatanına götürmek ister. Ama bir bakar ki kum tanecikleri, deniz onu fark edip yanına gelene kadar çoktan oradan gitmiş ve denizi terk etmiştir.

O gün bugündür o yörede denizler hep dalgalı ve mutsuz, sahilleri ise hep kumsuzmuş. Dinginlik ve durgunluğu çoktan unutmuş. Ama o minicik sapsarı dolu kum taneciklerini asla ama asla unutmamış...

Hayat deniz kenarında kumdan kaleler yapmaksa eğer... Dalgaların onu yıkacağını hesaba katmamaktır..

Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar