​Günümüzdeki o aşkım, kocam, koçum'hitaplarından sonra eski Osmanlı’daki o zarif kelimeler sizede bir mucize gibi gelmiyormu?

​Gerçekten şimdiki hitaplara bakıyorum da; bir yanda birbirine 'aşkım, bebeğim' deyip iki gün sonra unutanlar, diğer yanda 'kocam, hatun, reis, koçum' gibi ilişkiden çok mahalle arkadaşlığı kokan kelimeler... Romantizmin samimiyeti sanki biraz basitleşti, ayağa düşürüldü gibi geliyor bana.​ Oysa eski Osmanlı dönemindeki o hitaplarda hem muazzam bir hürmet hem de derin bir aşk var. Şimdiki sözlerin yanında şunların asaleti bambaşka değil mi sizce de?

​Nûr-ı Dîdem: "Gözümün ışığı, bakmaya kıyamadığımsın" demek.

​Mihribânım: Şefkatini, merhametini sevdiğim.

​Şeb-i Yeldâm: En karanlık gecemi aydınlatanım.

​Devletlüm: Hayatımdaki en büyük şansım, talihim.

​Cân-ı Cânânım: Canımın içindeki canım.

​Şimdi dürüst olun; günün birinde birinin gözlerinizin içine bakıp 'Nûr-ı Dîdem' demesi mi ruhunuza dokunurdu, yoksa sıradan bir 'aşkm' lafı mı? Sizde durumlar nasıl, böyle derin hitaplar kullanan kaldı mı hiç çevrenizde?

#aşkilişkileri

​Günümüzdeki o aşkım, kocam, koçumhitaplarından sonra eski Osmanlı’daki o zarif kelimeler sizede bir mucize gibi gelmiyormu?
​Günümüzdeki o aşkım, kocam, koçum'hitaplarından sonra eski Osmanlı’daki o zarif kelimeler sizede bir mucize gibi gelmiyormu?
Cevapla