Gerçekten şimdiki hitaplara bakıyorum da; bir yanda birbirine 'aşkım, bebeğim' deyip iki gün sonra unutanlar, diğer yanda 'kocam, hatun, reis, koçum' gibi ilişkiden çok mahalle arkadaşlığı kokan kelimeler... Romantizmin samimiyeti sanki biraz basitleşti, ayağa düşürüldü gibi geliyor bana. Oysa eski Osmanlı dönemindeki o hitaplarda hem muazzam bir hürmet hem de derin bir aşk var. Şimdiki sözlerin yanında şunların asaleti bambaşka değil mi sizce de?
Nûr-ı Dîdem: "Gözümün ışığı, bakmaya kıyamadığımsın" demek.
Mihribânım: Şefkatini, merhametini sevdiğim.
Şeb-i Yeldâm: En karanlık gecemi aydınlatanım.
Devletlüm: Hayatımdaki en büyük şansım, talihim.
Cân-ı Cânânım: Canımın içindeki canım.
Şimdi dürüst olun; günün birinde birinin gözlerinizin içine bakıp 'Nûr-ı Dîdem' demesi mi ruhunuza dokunurdu, yoksa sıradan bir 'aşkm' lafı mı? Sizde durumlar nasıl, böyle derin hitaplar kullanan kaldı mı hiç çevrenizde?

Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çamaşır Yıkama Sırları
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 