Sessizce uzaklaşan birinin, susuşunun içinde bile sevgi olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Güzel sözlerden, şarkılardan, küçük hayallerden hoşlanırdı ama sevginin bir kurallar listesine dönüşmesini istemezdi. Her susuşunun sorgulandığı, her uzaklaşmasının sevgisizlik sayıldığı, sürekli kendini açıklamak zorunda kaldığı bir ilişki ona ağır gelirdi. Onun sevdiği yakınlık biraz çocukçaydı belki. Birbirine takılmak, saçma bir kelime yüzünden gülmek, inek sinek diye atışmak, birlikte pasta yapmayı konuşmak, bir kedi görünce heyecanlanmak, gece gökyüzüne bakıp aynı yıldızı aramak gibi. Büyük sözlerden çok küçük anların içinde sevilmek isterdi. Yanında duran insan onu bir yere bağlamaya çalışmasın, sadece yoluna eşlik etsin isterdi

Ben bunu geç anladım. Onun hafifçe taşıdığı sevgiyi büyük cümlelerle ağırlaştırdım. Her susuşunda sevgisini sorguladım, korkularımı onun omuzlarına bıraktım. Onu kaybetmekten korktukça daha sıkı tuttum, o nefes almak istedikçe biraz daha yaklaştım. Sevgimin büyüklüğünü göstermek isterken, taşıması gereken bir sorumluluğa dönüştürdüm. Bazen onun ne hissettiğini dinlemek yerine kendi kaybetme korkumu dinledim. Onu olduğu gibi sevmek isterken, benim istediğim şekilde kalmasını bekledim. Her gün biraz daha derine düştüm. O kıyıya dönerken ben derinlerde kayboldum.

O sevmeyi ya da sevilmeyi bilmeyen biri değil. Sadece kalbinin içindekileri göstermekte zorlanıyor, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor, kırıldığında sesini yükseltmiyor, sessizce uzaklaşıyor ama onun sessizliği sevgisizlik değil. Biraz dikkatli bakarsan susuşunun içinde bile sevgi olduğunu görürsün. Kabuğunun altında çok yumuşak, çok şefkatli bir kalbi var ama o kalbi ortaya çıkardığında incinmekten korkuyor, bu yüzden saklıyor

O sadece okyanusun ortasında hangi yöne yüzmesi gerektiğini bilmeyen, bazen kendi kalbini bile anlamakta zorlanan küçük bir balık. Ona baskı yapmayacaksın, yolunu seçmesi için acele ettirmeyeceksin. Bırak kendi yönünü kendi bulsun. Onunla tartışmayı büyütmeyeceksin, çünkü sesler yükseldiğinde o daha çok susar. Sevgisini sorgulamayacaksın, kendisini ispatlamaya zorlamayacaksın. Kırıldığını söylediklerinden değil, sustuğu yerlerden anlarsın.

Ben ona kırgınım sanıyordum. Belki biraz kırgınım (galiba yalan söyledim) ama kızgın değilim. Sitem ediyorum ama galiba hissettiğim şey kırgınlıktan çok özlem, onu çok özlüyorum. Ona olan sevgim çok büyüktü. Belki sevgimin kendisi değil ama onu gösterme biçimim ağır geldi. Onu kaybetmeme neden olan da buydu. Yine de onu sevdiğime hiç pişman değilim. Tek pişmanlığım onunla birlikte o pastayı yapmamış olmak. İnek sinek diye atışırken bir gün gerçekten susacağımızı hiç düşünmemiştim.

Şimdi küçük balık kendi yolunu bulsun. Belki bir gün pasta yaparken, yıldızlara bakarken ya da küçücük bir kediye gülümserken aklına gelirim. Gelmesem de olur. Yeter ki yüzü gülsün, kalbi üşümesin ve kendini hiçbir zaman yalnız sanmasın. Ben onu sevdiğime pişman değilim, sadece onunla pasta yapmadığıma pişmanım.

Sana kalsın gökyüzü, yıldızların hepsi senin. Ben geceden eksilirim, yeter ki sabahların aydın olsun.

Sana kalsın gökyüzü, yıldızların hepsi senin.
Ben geceden eksilirim, yeter ki sabahların aydın olsun.

Sessizce uzaklaşan birinin, susuşunun içinde bile sevgi olabileceğini hiç düşündünüz mü?
Cevapla