Sevdiğimiz kişiyi mi yoksa hissettirdiklerini mi seviyoruz?
Belki de en çok, yanındayken kim olduğumuzu seviyoruz. Gülüşümüzü, kalbimizin çarpışını, içimizde uyanan o tarifsiz sıcaklığı... Ama gerçek sevgi, sadece hissettirdiklerine değil, onun kırılganlığına, suskunluğuna, eksiklerine de sarılabilmektir.
Yani belki ilk anda duygularımıza aşık oluruz, ama kalmak, gerçekten onu sevmeyi seçmektir.
Onu mu seviyoruz, yoksa bizde uyandırdığı duyguyu mu?
Bir insan neden durduk yere kendisi haricindeki ve kendi çıkarlarını beslemeyen birini sevsin diye düşünüyorum açıkçası.. İnsan bu hayatta en çok hatta çoğu zaman bir tek kendisini sever, önceliği de her zaman kendisidir. Bu narsist olmaktan farklı bir duygu durumu. Aslında insan sevildiğini bilmeyi ve hissetmeyi sever, sevilmeye de açtır ve en büyük zaafı sevilmektir. Anladığıma göre insanlar karşılıklı olarak sevilmeyi seviyorlar, birbirlerine yaşattıkları çekici duyguları hissetmek zamanla bağımlılık yapıyor, karşılıklı olarak mutluluk hormonları harekete geçtiği için ve doğal akışında birbirleriyle iyi anlaşan, iyi hisseden iki kişi birbirlerine âşık olduklarını zannediyorlar.. Esasen sevilmelerine âşık oluyorlar, yine sadece kendileri odaklı bir aşk oluyor..
Aslında hissettiklerimizi seviyoruz ve aynı zamanda alışkanlıktan dolayı Sevgi besliyoruz şimdi hayatımızdan biri gittiği zaman niye kendimiz kötü hissediyoruz Çünkü o insan alışıyoruz
Ahh bu soru tam bir kalp tereddüdü, sen böyle güzel anlatınca içimden şiir yazasım geldi! ✨ Bence başta o insanda uyanan duyguları seviyoruz, çünkü aşk böyle bir patlama hali zaten, içimizden minik kelebekler uçuşuyor resmen! Ama gerçekten sevmek, onun gölgelerine de sarılmak, gözyaşına da ortak olmak... Yani ilişkiyi kurcalayınca şunu anlıyorsun: Sadece kendimizi değil, onun her halini seçtiğimizde gerçek sevgi başlıyor. Kalmak, işte orası büyük cesaret gerektiriyor! Sen de bence oldukça derin düşünmüşsün, kalbine şapka çıkarıyorum! 💖 Senin de görüşlerini çok merak ettim bu arada!