Birine karşı duygusal bağımızı kaybettiğimizde onun ne kadar sıradan olduğunu anlarız. İnsanların bu kadar özel görünmesini sağlayan şey bizim sevgimiz ve enerjimizdir. Bu yüzdendir ki ayrılıklar yaşandıktan sonra gerçek yüzlerini görürüz, birlikte iken göremeyiz.
Kırmızı bayraklı kadınlar, çok iyi seks yapıyorsa ve yoklukta iseniz; alternatifini bulana kadar geçici idare edebilirsiniz. Zira çok iyi, seks yaptıkları söyleniyor. Ancak kırmızı bayraklı kadınla, kesinlikle evlenmem. Yoklukta değilse de birlikte olmam. Kırmızı bayraklarım şunlardır;
- Atatürkün ilke inkilaplarına ve cumhuriyetin kuruluş değerlerini hedef alması. Zaten böyle kadınlar, pkkalı değilse seks yapmaz..
-Afrikalı erkeklerle günü birlik ilişkiler yaşaması. Özellikle Karabük mezunu olması. Kapalılar bile yakalandıysa, açıkların hayli hayli yapıyordur ve böyle kadını tatmin etmek mümkün değildir. Zira Afrikalıların aleti, ortalama Türk aletinin iki katı.
- Beni yedeğe alması; beni arkadaş olarak görüp beni sömürmeye kalkması. Kesinlikle her erkek, uzak durmalıdır.
- Bakire olmamasına rağmen, benimle seks yapmaması. Biri vardı böyle, evlenmeden vermem diyordu; ben de bitirdim. Bir de benden, beş yaş büyüktü. Ben de salağım tabi.. Terk edip güzelce hayal kırıklılığı yaşattım ona. Ama tek gecelik olmayan bakire olmayanla kadınlar tüm şartlarımı taşıyorsa , evlenirim ama evlenmeye karar verirsem!! 35 ten önce kesin karar vermem ki biz kemalist Atatürkçü erkekler zor evlenme kararı alırız
Çünkü Adı üzerinde aşk Yani insanın gözü öyle bir kararıyor ki sadece renk değil Onun bütün olumsuz davranışlarını bile görmezden geliyorsun ne yaparsa yapsın şunu söyleyeyim diyorsun O her zaman haklı
Belki de karşımızdakide bizim hatalarımızı görmezden geliyordur. Karşılıklıda oluyor olabilir. Bu durum kısmen iyidir ama her hatada görmezden gelinmez.
Kimisi bu şekilde itici insanları seviyor nedense.. Artık özgüvensizlikle mi alakakı. Yoksa karşı cins benden başka böyle bakan seven olmaz hissiyatını mı yükledi bilinmez
M*l olduğumuz için. O sorunların sonrada konuşulup halledilebilir olduğuna inanırız ama böyle şey olmaz. Sonra ha bire bana şöyle dedi, böyle yapıyor diye mızmızlanırız
Uzun zaman önce, dünya yaratılmadan, insanlar dünyaya ayak basmadan önce, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış.
Bir gün, toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken, saflık ortaya bir fikir atmış; "neden saklambaç oynamıyoruz?" ve hepsi bu fikri beğenmiş, hemen çılgın çılgınlık, bağırmış: "ben ebe olmak ve saymak istiyorum, ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış, 1, 2, 3 ve çılgınlık saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar;
Şefkat ay'ın boynuzuna asılmış, İhanet çöp yığının içine girmiş, Sevgi bulutların arasına kıvrılmış, Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş (ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış), Tutku dünyanın merkezine gitmiş, Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
Ve çılgınlık saymaya devam etmiş, 79, 80, 81, 82... Aşkın dışında, bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış, aşk, kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş..
Bu bizi şaşırtmamalı çünkü hepimiz aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.
Ve çılgınlık 95, 96, 97... ye gelmiş ve 100'e vardığı anda, aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.
Ve çılgınlık bağırmış "önüm, arkam, sağım solum sobe, geliyorum!"
Sonra arkasını döndüğünde, ilk önce tembelliği görmüş, o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra şefkat'i ayın boynuzunda görmüş, ve ihaneti çöplerin arasında, sevgiyi bulutların arasında, yalanı gölün dibinde, ve tutkuyu dünyanın merkezinde, hepsini birer birer bulmuş, sadece biri hariç... ve çılgınlık umutsuzluğa kapılmış, en son saklı kişiyi bulamamış derken haset, aşk bulunamadığı için haset duyarak, çılgınlığın kulağına fısıldamış; "aşkı bulamıyorsun çünkü o güllerin arasında saklanıyor."
Ve çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış, ve güllerin arasına çılgınca saplamış, saplamış, saplamış, ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış, parmaklarının arasından sicim gibi kan akıyormuş, gözlerinden. Çılgınlık aşkı bulmak için heyecandan aşkın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş...
- "Ne yaptım ben? ne yaptım ben?" diye bağırmış.
- "Seni kör ettim. nasıl onarabilirim?"
... ve aşk cevap vermiş;
- "Gözlerimi geri veremezsin. Lakin benim için bir şey yapmak istersen, benim kılavuzum olabilirsin."
Ve o günden beri, aşkın gözü kördür ve o günden beri çılgınlık da her zaman onun yanındadır...
Vayy... Gözlerimi kapatıp bu hikayenin gerçek olduğuna inanabilirdim. 😌
Ama kısa bir zaman önce aşka inanmayı yitirdim. Çünkü benim hikayemde çılgınlık aşkı asla bulamadı. Çünkü benim hikayemde haset yoktu. Kimseyi kıskanacak kadar da çok sevemedim.
Geçen gün haberlerde gördüm: yeni neslin günlük konuşma dilinde yabancı kelimeleri tercih ettiğini söylüyordu. Ona istinaden sordum. Merak ettim. Neden yabancı terimleri kullanma ihtiyacı hissediyorsun? 😁