Merhaba yar bildiğim…
Deryalara düşen yağmur damlalarına sen “Öldü” dersin, ben “Deniz”.
Şimdi yaşamak dediğin sular, bağrında bir ölüm gezdirir. Ne garip değil mi? İkimiz de ayrı dünyaların insanlarıyız ama aynı dünyayı özlüyoruz. Ne beraberken biz olabiliyoruz, ne de ayrıyken yalnız kalabiliyoruz. Birbirimize geç kalmamak için hep kendimizi erteliyoruz.
İkimizden bir “Biz” yaratabilmek adına kendimizi eksiltip, “Bize” e bizler ekliyoruz. Sonra “Neden hep bir şeyler yarım” diye birbirimize soruyoruz. Aşkın her türlü uçurumundan düşüyoruz, ayağa kalkıyoruz, yol almaya devam ediyoruz. Ediyoruz da bir tek birbirimizde açtığımız yaraları saramıyoruz. Her yeni yaraya eski bir acı sürüyoruz.
Aşk öfkeye bulanıyor bazen. Kendime seni sövüyorum mesela… Dilimin yılanı beni sokuyor, beni zehirliyor ama... Belki de kötü olduğundan değil de çok güçlü olduğundan kalbimi kırman. Ve acizliğimden değil de kırılan kalbimi saramamam; senin kırmakta güçlü, sarmakta güçsüz olduğundan. Senin yüzünden böyle benim yüzüm! Katilim, yar bildiğim. Belki de hiç okumayacaksın bu mektupları. Belki de hiç bilmeyeceksin bu zarfların neye kapandığını. Bu mektup senin değil katilim! Bu mektup sensin! Zoruma gidiyor terk edilen olmama rağmen, gittiği her yere seni de götüren. Sen beni bu kadar taşıyabilir miydin kendinde? Terk edilmiş olsan bile…
Bana seni anlatır gibi gelen bütün şarkılar içimi acıtıyor ve dinlediğim bütün şarkılar bana seni anlatıyor. Senin sesinden daha güzel sesler duydukları için utanıyorum kulaklarımdan. Senin gözlerinden daha güzel gözler gördüğü için utanıyorum gözlerimden. Yaşamaktan utanıyorum, utanmaktan usanıyorum. Kalabalık bir yalnızlığım var hep. Bu kalabalıklığımı gelip sevsen ne çıkar bugün; dünümdeki yalnızlığa sahip çıkmadıktan sonra… Keşke gülüşün bu kadar güzel olmasaydı. Belki, vazgeçmek değil ama terk etmek daha kolay olurdu seni. Bu da bir terk edilmişin avuntusu gibi değil mi?
Zaman su gibi akar akar ve bir kanalizasyonda son bulur. Ve bazen aşka giden tek yol budur. Aşka inanmakla aşkı yaşamak aynı şey değildir katilim! Mantık aşka inanmaz ama kalp onu kandırır. Sakın unutma! Aşk bir mantık kesme ve katlama sanatıdır. Bu son mektup. Hoş kal, uzak kal.
Deryalara düşen yağmur damlalarına sen “Öldü” dersin, ben “Deniz”.
Şimdi yaşamak dediğin sular, bağrında bir ölüm gezdirir. Ne garip değil mi? İkimiz de ayrı dünyaların insanlarıyız ama aynı dünyayı özlüyoruz. Ne beraberken biz olabiliyoruz, ne de ayrıyken yalnız kalabiliyoruz. Birbirimize geç kalmamak için hep kendimizi erteliyoruz.
İkimizden bir “Biz” yaratabilmek adına kendimizi eksiltip, “Bize” e bizler ekliyoruz. Sonra “Neden hep bir şeyler yarım” diye birbirimize soruyoruz. Aşkın her türlü uçurumundan düşüyoruz, ayağa kalkıyoruz, yol almaya devam ediyoruz. Ediyoruz da bir tek birbirimizde açtığımız yaraları saramıyoruz. Her yeni yaraya eski bir acı sürüyoruz.
Aşk öfkeye bulanıyor bazen. Kendime seni sövüyorum mesela… Dilimin yılanı beni sokuyor, beni zehirliyor ama... Belki de kötü olduğundan değil de çok güçlü olduğundan kalbimi kırman. Ve acizliğimden değil de kırılan kalbimi saramamam; senin kırmakta güçlü, sarmakta güçsüz olduğundan. Senin yüzünden böyle benim yüzüm! Katilim, yar bildiğim. Belki de hiç okumayacaksın bu mektupları. Belki de hiç bilmeyeceksin bu zarfların neye kapandığını. Bu mektup senin değil katilim! Bu mektup sensin! Zoruma gidiyor terk edilen olmama rağmen, gittiği her yere seni de götüren. Sen beni bu kadar taşıyabilir miydin kendinde? Terk edilmiş olsan bile…
Bana seni anlatır gibi gelen bütün şarkılar içimi acıtıyor ve dinlediğim bütün şarkılar bana seni anlatıyor. Senin sesinden daha güzel sesler duydukları için utanıyorum kulaklarımdan. Senin gözlerinden daha güzel gözler gördüğü için utanıyorum gözlerimden. Yaşamaktan utanıyorum, utanmaktan usanıyorum. Kalabalık bir yalnızlığım var hep. Bu kalabalıklığımı gelip sevsen ne çıkar bugün; dünümdeki yalnızlığa sahip çıkmadıktan sonra… Keşke gülüşün bu kadar güzel olmasaydı. Belki, vazgeçmek değil ama terk etmek daha kolay olurdu seni. Bu da bir terk edilmişin avuntusu gibi değil mi?
Zaman su gibi akar akar ve bir kanalizasyonda son bulur. Ve bazen aşka giden tek yol budur. Aşka inanmakla aşkı yaşamak aynı şey değildir katilim! Mantık aşka inanmaz ama kalp onu kandırır. Sakın unutma! Aşk bir mantık kesme ve katlama sanatıdır. Bu son mektup. Hoş kal, uzak kal.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer