Gecenin tam ortasında, oturmuş geçmişi düşünüyorum. Bu geçmişe, görmediğim, duymadığım ve sayısını dahi bilmediğim bazı insanları da dahil etmek istedim. Dinleyerek öğrendiğim, ve Fransız klavyesi ile yazılmış türkçem ile, sizlere sır bir geçmişi açıyorum. Nedensiz.
Aslında neden olduğunu gayet iyi biliyorum, Celal Babanın köstenceliyi öldürmeden önce taşıdığı sırrı neden açıkladıysa bende bu yüzden anlatmak istedim.
Her şey 11 yasında başlamıştı
Arkadaşım bundan bir yıl önce en ince detayına kadar sırrını bana açıkladı daha dorusu ben ısrar etmiştim.Ve bunu etrafımdaki kimseye duyurmamamı istedi. Kendisi Türk, işimini yazamıyacağım için Ece diye hitap edeceğim. Eceyi 11 yasında tanımıştım sesiz, çalışkan ve kolay kolay kimseye güvenmeyen ve açılmayın bir kızdı. Kendisi Fransa'da yaşıyordu.
Okulun ilk günü Fransızca öğretmenin alfabetik sıralamasına uyması ile her şeyi o seneyle birlikte sekiz yıllı değiştirmişti. Ece ile Fransız Teo yan yana oturmak zorunda kalmışlardı.
Ece utangaçlığını haftalarca sürdürürken, Teo böylesine içine kapanık bir kıza rağmen sıcak kanlılığını sergilemişti. Bir kaç hafta sonraya rağmen "Ah biz henüz tanışmadık benim adım Teodor ama arkadaşlarım bana Teo der" diyip sıcak bir gülümsemeyle Eceye bakmıştı. Ece ise cevap vermeden kağıdına bakmaya devam etmişti.
Bu durum böyle devam edebilirdi Ece ile Teo bir daha hiç konuşmaya bilirdi ama ödevler sağ olsun arada bir mecburi bir şekilde konuşurlardı. Nitekim aynı sene yine Fransızca öğretmeni Ece ile Teoyuaynı gruba koymuştu. "Sen iyi yazıyorsun kağıda isimlerimizi sen yaz Ece" demişti Ecede gıcıklığına isimlerinin altını çizerken masus Teonunkine yamuk yapmıştı. Teo sınırlı mı yoksa Ece ile atıştıkları için mutlu mu bilinmez ama yüzünde beliren o kırmızılıklar her şeye anlatıyordu. Teo Eceyi hocaya şikayet etmişti.
Bu sefer ikili boş bir kavgaya durmuşlardı. Bir yandan gözleri çatık bir yandanda saklayamadıkları o ufak gülümseme. Hoca geldiğinde ise, ikiliyi görüp şaşırıp ardından da gülümseyip "Büyüyünce siz kesin evlenirsiniz " diyince bu ikisi derin bir sesizliğe bürünüp birbirlerini yüzüne bir daha bakamamışlardı. O günden itibaren ben ve tüm sınıf aralarında geçen bu duyguları fazlasıyla farketmiştik. Eceyi Teoyu seviyorsun diye çıldırtırdık. Masumca ve çocukça seviyorlardı birbirlerini.
İşin tuhaf yani Teo ve Ece tesadüfen her zaman yan yana gelirlerdi; dört yıl boyunca aynı sınıfa denk gelmişlerdi. Ece tabii bu durumu hiç beğenmezdi, ne zaman Teo ile aynı spor takımında olsalar süratini aşardı. Ben ve kız arkadaşlarımız bu tuhaf tesadüften rızkımızı çıkardırdık ve yine Teo Teo diye Ecenin basının etini yerdik.
Ece ise Teodan nefret ettiğini söyleyerek bize cevap verirdi. Teoya acıdığım günler oldu çünkü Ece hayatını ceheneme çevirmeye başlamıştı. Teo ne zaman bir şey dese Ece kızardı ve onu kovalamak için herkesin önünde küçümserdi, kalbi buz tutmuş gibiydi. Bizim garibimizin ise işitmediği söz kalmazdı. Bunlara rağmen Teo kırılmış gibi durmazdı Ecenin hakaretlerine alınmazdı hatta hoşuna gider gibi bir hali vardı. Ece ne dese desin hep gülümserdi ve yine onu sinirlendirmeye devam ederdi.
Bir gün sporda Ece arkadışımızın biriyle konuşurken Teo dalga geçercesine taklit etmişti ve Ecenin "çeneni kapat" diye bağırmasıyla bütün sınıf "ooo" demişti. Teo ise "böyle kadınlara bayılıyorum" demesi saniyelere sürmemişti. İkili arasındaki elektrik farklıydı. Birbirlerinin gözlerine farklı bakarlardı. Dilleri tersini ifade etse bile gözler yalan söylemezmiş, Ece ile Teoyu görünce anlamıştım.
Ecenin neden böyle davrandığını anlamıyordum.
Teo kibar ve iyi kalpli olmakla beraber, bir çok kızın onun teklifini reddetmiyeceğini de biliyordum : sportif, arkadaş canlısı, mavi gözlü uzun boylu bir çocuktu. En önemlisi de Eceyi her zaman dinliyordu, Ece kimle ne zaman konuşmuş ne demiş biliyordu ama çaktırmıyordu. Onunla yan yana gelmek için can atıyordu, arada gizli gizli Eceye bakıp gülümsemiyor değildi. Bir keresinde ikiliyi anormal olarak sakin ve sesiz iken yakaladım. Ece Teonun gözlerine bakıyordu ve Teo Ecenin gözlerine bakıyordu. Bu kadardı. Sanki etrafta kimse yokmuş gibi göz göze dalmışlardı, susuyorlardı, galiba söyleyemediklerini o an söylüyorlardı.
Orta okulunun 4 yılının 3'unu beraber geçirmişlerdi. Birbirlerinden kavga etmek hariç bir çok şey öğrenmişlerdi. Sevmeyi. İlk defa birini sevmeyi bu şekilde, 11 yasında öğrenmişlerdi. İnanması güç ama 11 yasında insan ne de sevebiliyormuş. Neden uzun evliliklerin genelde genç yaşta başladığını anladım. O yaşta insan "kimseye güvenmeyeceksin bu hayata" düşüncesine varmaz çünkü henüz insanlar tarafından hayal kırıklığına uğramamıştır ve bu yüzünden doya doya sever. Masum ve gerçekçi olur herşey. O sevginin dürüst olduğuna eminsinizdir.
Ece orta okulun sonunda Teo ile ayrılacakları için sevinmeye başlamıştı çünkü bu ayrılığın hayalini en baştan kuruyordu. Tek derdi Teo ile artık kafamı bozmasınlar idi. Açıkçası Ece sevmek nedir 3 yıl geçmesine rağmen tam olarak anlamış değildi, onun için birini gün boyu düşünmek, birine bağlı olmak zayıflıktı o güçlü bir kadın olma hayalini kurarken Teoya karşı olan zaafı onun güçsüz etmesinden korkuyordu. İkili nefretle aşk karışımı olan bu ilişkiye alışmışlardı.
Orta okul son sınıf balosu gelip çatmıştı.
Ece annesinin ısrarıyla o baloya katılmıştı. Uzun dantelli köyü mavi bir elbise giyip her zaman bağladığı saçlarını koyultmuştu. Okula girdiği an her kes ona bakmıştı. İçeriye girdiğinde ise Teo başka bir kız ile yakınlaşmıştı, Ecenin kıskançlığı yüzünden okunuyordu. Tuhaf olanda Teonun başka bir kız ile olmasına rağmen Ecenin üzerinden gözlerini ayırmasıydı. Ece ise umursamamazlıktan geliyordu. Galiba Ecenin bu tavırları yüzünden çocuk umudunu üçüncü yılın sonunda yitirmişti aslında en baştan Teonun Ece sayesinde hiç umudu yoktu.
Lise biride yine Teoyla geçirmek zorundaydı Ece. Bu duruma aslında içten içe sevinmişti çünkü Teosuz bir sınıfı hayal bile edemiyordu Teoda Ecesiz bir sınıfı. Ece çok daha farklı biri olmaya başlamıştı o el çantaları çok fazla kadınsı olduğu için takmayan Ece takmaya başkamıştı ve o güzel uzun ve lüle saçlarını rüzgarda kourmaya karar vermişti. Teo Eceye yakınlaşmak için ne yaptıysa Ece yılardır yaptığı gibi sürat aşmaya devam etti. "Ece ben çok duygusal biriyim kötü biri değilim neden arkadaş olamıyalım ki, artık barışalım" demişti. 4 yıllın sonunda Teo az da olsa açıkça konuşmaya cesaret edebilmişti ama nafile.
Birinci sınıf bitince ikilinin sağı sol, solları ise sağ olmuştu sanki. Ayrı sınıflarda olacaklarını gayet iyi biliyorlardı. Ece biolojiyi seçmişti Teo ise economiyi. Aynı lisede olmalarına rağmen birbirlerini hiç denecek kadar az rastlıyorlardı bu sefer.
Ece hayatında ilk defabiri için göz yaşı dökmüştü, ilk defa ailesi dışında birine bu kadar değer veriyordu. O kadar ki namaz kıldıktan sonra uyumadan önce utana utana ve göz yaşı döke döke dua ederdi unutmak için. Mümkün olmayan bir şeye ve ters olana amin diyen bir kız değildi. Neden Ecenin Teoya karşı geldiğini artık anlamıştım.
Ece müslümandı, dinine ailesine ve değerlerine önem veriyordu.
O kadar ki daha çocuk olmasına rağmen bazı şeylerin 11 yasında farkına varmamasına rağmen birini seviyorum diye değerlerinden vazgeçip o kişiye umut vericek değildi. Haklıydida. Ece için bir Fransıza aşık olmak utanç vericiydi, bunu küfür olarak görüyordu. Bir fransızı sevmek Kahraman Maraşı işgal eden dinsiz birinin torununu sevmekdi. Bunu yapamazdı nasıl verirdi bunun hesabı önce Allaha sonra ailesine ve o düşmana karşı şehit düşen Türklere? Eski miletlerinin işlediği suçu Teonun üzerine yıkamazdı, fakat Fransızı sevdiğini gururuna yediremiyordu.
Teo ile Eceyi ayıran kocaman bir duvar vardı.
Ve bu duvardan Ece ölümüne kadar vazgeçmemeyi düşünüyordu. Oda imanı ve vatana olan sevgisi idi. Teo bunu muhtemelen hiç anlamayacaktı. Ece 4 yıl boyunca kendi içinde savaşlar verdi, kimse görmedi bilmedi, anlamadı. Ama o, o kavganın yol açtığı bütün acıları en derinliklerine kadar yaşıyordu. Eğer Teo türk ve müslüman olsaydı, o herkesin aradığı hayal ettiği sevdayı bulduğu için Teoyu hiç bırakmazdı. Şu an belkide Teonun üniversite bitirmesini bekleyip düğün hazırlıkları yapıyor olacaklardı...
Fakat hiç bir şey öyle olmadı. Lise ikide ikili ayrıldıkları için derin üzüntülere kapıldılar. Aslında ayrıldıkları için değil, elveda bile diyemedikleri için, bir daha o sıcak ve samimi kavgaların hiç olmiyacağı için, göz göze gelmiyecekleri için üzülüyorlardı. Dört yıl boyunca nasıl bu kadar mesafeli ama tutuklu olunur anlamıyorum. Lise ikide ve üçte ara ara karşılaştıkları olmuştu. Nitekim bir keresinde Ece kantine uzun merdivenlerden indiğinde aşağıda olan Teonun ona nasıl hüzünlü hüzünlü baktığını görmüştü Ece o an kalbi paramparça olmuştu. Onlar kalpleriyle konuşuyorlardı. Ece o sene yıkılmıştı. Mecburdu, yabancı gibi olmaya Teoyu görmezlikten gelmeye mecburdu.
Yine bir gün Ece tanıdıkları ile tenefüste grup halindeyken, Teo gelmişti her kese teker teker selam veriyordu ve Ece'nin sırası yaklaşıyordu. Ece için zaman durmuştu. Bu bir umut muydu lisenin sonuna gelmişlerdi ve yavaş yavaş Ece her şeyi unutmaya başlarken yine Teo çıkmıştı karşısına. Ece heyecanlanıp telefonuyla meşgulmüş gibi yaptı. Teo neredeyse Eceyle konuşacaktı ki Ece bana derse gideceğini söyledi. Asla konuşmadılar. Lise birden sonra birbirleriyle hiç konuşmadılar.
Sadece bir kez Ece nedenini bilmediği halde selam vermiştide Teo : "sen benim ismimi çoktan unutmuşsundur" demişti. Ece yıkılmıştı. Seviyormuydu? Yoksa Teoda mı Eceyi seviyordu? Ece kördü öyle seviyordu ki Teoyu, onun önü o kadar sevebilmesi inanılmazdı. Sadece inanmıyordu Teonun önü sevdiğine, her şey bu kadar açıkken ne desek fayda etmezdi.
Teo lise boyunca kendini Eceye göstermeye çalıştı ama yine Ece tanımazlıktan gelip, yüzüne bakmaya korktuğu için yabancı gibi davranırdı. Ya yine umutlanırsaydı bunu göze alamayacağı için bir kere Teoya yanlışlıkla baksa bir daha bakmazdı ve orayı terk ederdi.
Bu hikayenin sonu böyleydi... Ne Teo Eceyle birdah konuşur nede Ece Teonun gözünün içine birdaha bakar... Birbirlerine hiç "seni seviyorum" diyemeden yolları ayrıldı. İkilinin ilk sevdaları böyle olucakmış meğer. Dört yıl boyunca aynı sınıfta iken sevdiler birbirlerini , üç yıl boyuncada hiç görüşmeden.
Ece artık üniversite bir de ve bir daha hiç ama hiç Teoyu görmedi, ama unutmadı hala uzaktan görmek için bir yandan dua ederken bir yandanda unutmak için ve başkasını böyle sevebilmek için dua ediyor. Bir gün Teoyu onu daha çok mutlu edebilicek, gözünün içine bakmaya bile kıyamıyacak kadar seven birini bulup evlenip çocukları olması için dua ediyor. Kimbilir belkide bir gün junior Teoyuda görme fırsatı olur...
Bu hikaye ve olaylar tamamen gerçektir. Türkçe hatalarım için özür diliyorum. Uzun oldu kusura bakmayın...Anlatmam gerekiyordu artık.
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
2Cevap
Vay be
İlginçmiş
Devamı yokmu?