İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Mart 2016'da erkek arkadaşımla çıktığımız ve hala devam eden Avrupa seyahatinde gördüklerimizi, tamamen objektif bir şekilde, siz sevgili KS üyeleriyle paylaşmaya karar verdik. Rotamız başlangıçtan itibaren; Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Belçika, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Lüksemburg, Hollanda şeklinde gidiyor; dolayısıyla paylaşacaklarımız şimdilik Avrupa'nın bu ülkelerine ait deneyimler olacak. Geri geldiğimizde ise fotoğrafları düzenleyip yine sizle paylaşmayı çok isteriz. Birlikte düzenlediğimiz Bence'mizle ilgili olarak her şeyden önce belirtmek isteriz ki, Bence'mizde herhangi bir aşağılama ya da yüceltme amacı yoktur; tek istediğimiz artılarımızı, eksilerimizi tartmak ve doğrulara bakarak yanlışlardan vazgeçilmesini sağlamak. Bir insan bile eksilerini fark etse, doğrulara yaklaşıp çevresini de doğrulara yöneltse, ne mutlu bize!

Keyifli okumalar dileriz!

Kılığa kıyafete saygı
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Birçok yerde duyduğumuz, bazen kulaklarımıza inanamadığımız hatta şehir efsanesi sandığımız bir söz vardır Avrupa'yla ilgili söylenen: ''Adamlar bakmıyor ya!'' Şehir efsanesi değil arkadaşlar; insanlar gerçekten bakmıyor. Türkiye'de ''tahrik objesi'' sayılan ve tahrik indirimine neden olan birçok kıyafet; dar pantolon, tayt, askılı bluz etek, mini şort... istediğinizi giyin, insanlar gerçekten bakmıyor!

Kendi adıma, buraya ilk geldiğimizde, büyük şehirlerden birinden gelmiş olmamıza rağmen Türkiye'nin birtakım ''sapık'', ''yobaz'', ''bağnaz'' kesiminin yaratmaya çalıştığı korku algısından ötürü, Avrupa'da da benzer şeyler yaşayacağımı sanmıştım; aksine, tayt da giysem, askılı bluz da giysem ya da yoldan geçen herhangi bir kadın bazılarına göre ''açık'' giyinmiş bile olsa, sokaktan 100 insan geçiyorsa, 5-10 insandan fazlası bakmıyor, çoğunluk kafasını bile çevirmiyor.

Türkiye'de yaşayan kadınlar bilir; dar pantolon giydiğinizde bile kendinizi çıplak hissedersiniz bakışlardan ötürü. İşte o hissi kesinlikle yaşamıyorsunuz; aksine insanlar vücudunuza değil, direkt olarak gözlerinize baktığı için, Türkiye'de yaşadığınız ''cinsel obje'' hissinin aksine, insan olduğunuzu hatırlıyorsunuz. Bunun nasıl temiz, saf ve güzel bir his olduğunu herkesin deneyimlemesini isterdim bir süreliğine de olsa.

El ele tutuşana, sarılana, öpüşene verilen tepkiler

İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Sokağa birlikte çıktığımızda, el ele tutuşurken bile tedirgin olmuştuk biri bir şey diyecek diye. Eh, alışkanlık olmuş sevgiye ve aşka olan nefret. Burada ise sevgilinizle el ele tutuşun, öpüşün, sevgilinize yolda durup sarılın; insanların yaptıkları ya yanınızdan geçmek oluyor ya da gülümsemek. Hatta yanınızda durup ''Çok tatlısınız'' deyip kendi yanındaki insana sarılan, o insanı öpen bile oluyor. Sevgi ve aşk insanları nefrete ve şiddete değil, sevginin ve aşkın çoğalmasına itiyor.

Dini inançlara olan saygı
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Sanıldığının aksine, burada İslamiyet'e ya da herhangi başka bir dine, inanca ya da dinin ya da inancın gerektirdiklerine karşı herhangi bir nefret yok. Bu sanrıyı kim neresinden uydurmuş bilmiyorum ama siz sorun çıkarmadığınız sürece, insanlar kılığınıza kıyafetinize bakmaksızın, sadece bir insan olarak konuşuyor sizle.

Zamanında bir yerde okumuştum Fransa'da çimenlerde güneşlenen kadınlara saldıran çarşaflı kadınları, sonra da ''Ovropo'do Oslomofobo vor'' diye ağlaşan yine kendileri olmuştu. Eğer onlardan biri değilseniz, kimseye karışmıyor, saldırmıyor ya da kimseyi taciz etmiyorsanız, size karışan, saldıran ya da sizi taciz eden de olmuyor. Kısaca burada herkes ne yapıyorsa, karşılığında da onu alıyor. İnsansanız, göreceğiniz tek şey insanlık! (Bunu okuyunca aklınıza otobüste kıyafetinden ötürü tekmelenen kadın gelmiş olabilir; o nefretin ve o günlerin de yok olması dileğiyle!)

Bu konuda paylaşmak istediğimiz bir başka fotoğraf ise, Charlie Hebdo katliamında bir Fransızın tuttuğu pankart.

İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

*''Je suis Charlie, je suis juive, je suis musulmane, je suis française.'': ''Ben Charlie'yim, ben Yahudi'yim, ben Müslüman'ım, ben Fransız'ım.''

Toplu taşıma ve trafik kuralları
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Türkiye'de her eve 3-4 arabanın aksine, burada toplu taşıma ve bisiklet kullanımı fazlasıyla yaygın. Neredeyse her yol üçe ayrılmış durumda; motorlu taşıtlar için, bisikletliler için ve yayalar için. Bundan ötürü trafik ışıkları da hem motorlu taşıtlar için, hem bisikletliler için hem de yayalar için çalışıyor. Herkes kırmızıda durup yeşilde geçmeye o kadar dikkat ediyor ki, korna sesi duymayalı yıllar olmuş gibi hissediyorum.

Yayalara yol verme durumu da şehir efsanesi değil; eğer karşıdan karşıya geçecekseniz, ışık olmasa da, yaya yolu olmasa da arabalar durup size yol veriyor. Türkiye'deki gibi yolun ortasına atlayan yayalar da yok, yaya geçidinde durmayan ya da yayalara yol vermeyen sürücüler de.

Sigara tüketimi ve çevre kuralları
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Burada, Türkiye'de olduğundan çok daha az insan sigara içiyor ve çoğunluk sarma sigarayı tercih ediyor. Ama ne yazık ki, yere izmarit atma konusunda Avrupalıların da çok gelişmiş oldukları söylenemez. İzmaritleri birçok insan yerlere atıyor fakat Türkiye'yle ayrıldıkları yer; yerlere poşet, peçete gibi büyük çöpleri atan saygısız insanların olmaması ya da çok az olması. Onun da zaten çok büyük para cezaları var.

Moda anlayışı ve günlük kıyafetler
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Türkiye'de, özelllikle büyük şehirlerde, Avrupa'ya ya da Batı'ya özenen (özendiğini sanan) çok sayıda insan var gerek kıyafet gerekse marka olarak. Buraya geldiğimizde bu bize o kadar gülünç geldi ki, Türkiye'ye geldiğimizde o tip insanların karşılarına geçip ''Sen bir pantolona milyarlar harcıyorsun da, burada parayı kıyafete veren insan yok; insanlar parayı görünüşe değil yaşamaya harcıyorlar!'' dememek için kendimizi zor tutuyoruz. En lüks şehirlerin bile sokaklarında insanların genelde giydikleri şey, ev kıyafetinden hallice oluyor; bir pantolon, bir tişört, üstüne bir ceket. Onlar da kendinden büyük markaları olan kıyafetler değil, aksine sade, rahat ve sıradanlıkta şıklığı bulabilmiş kıyafetler. O yüzden paranızı kıyafete harcayıp Batılı olduğunuzu düşünmeyin arkadaşlar; burada rahatlık ve sadelik en çok tercih edilen şeylerden biri.

Selamlaşma kültürü
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Türkiye'nin yine büyük şehirlerinde, genellikle bir markete girdiğinizde çalışana ''Merhaba'' dediğinizde, karşınızda gereksiz bakışlar görüp hayattan soğumanız kaçınılmaz, aynı şekilde otobüse bindiğinde selamlaşan insanlar görmüyor olmanız da. Burada ise selamlaşmak neredeyse bir kural haline gelmiş durumda. Otobüse bindiğinizde şoföre selam vermediğinizde gerçekten ''kaba'' olarak algılanıyor. Aynı şekilde marketten çıkarken size ''İyi akşamlar'' diyen çalışanlara selam vermemek de ayıp sayılıyor.

Otobüste yaşlılara yer ve binen yolculara yol verme
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Otobüste ''yer verme'' durumu kesinlikle en doğru şekilde oturtulmuş. Kimse, karşısındaki sadece kadın olduğu için pozitif ayrımcılık yaparak yerinden kalkıp size kendinizi ''eksik'' hissettirmiyor, hatta insanlar zaten otobüste neredeyse oturmuyorlar bile. Çift koltuklardan biri doluysa, yolcu hemen başka bir çift koltuğa geçiyor; büyün çift koltuklar doluysa da siz biraz çekilene kadar kimse yanınıza oturmuyor. Yaşlılar, hamileler ve çocuklular için ayrılan yerlere de kimse oturmadığı için kimsenin kimseye yer vermesine gerek kalmıyor.

Ama Türkiye'deki otobüse, metroya binene yol verme kültürü, Avrupa'dan genel olarak daha gelişmiş. Türkiye'de binen yolcuya yol vermeyen insanlar uyarılırken, burada yol vermemesine rağmen insanlar uyarılmıyor. Bizdeki durum kötünün iyisiyken, burada kötünün kötüsü denebilecek düzeyde.

Yardımlaşma kültürü
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

İnsanlarda gerçekten yardımlaşma hevesi var, ki bu yaklaşık olarak Türkiye'de de böyle. Eğer yardıma ihtiyacınız varsa (büyük bir çanta taşımak zorundaysanız vs.) hemen biri gelip yardım ediyor, hatta gideceğiniz yere kadar eşlik ettikten sonra, iyi günler deyip geri gidiyor. Bu kısım Türkiye'de tacize kadar varabiliyor ama yine de (tacizcileri değil de iyi niyetli, yardımsever insanları düşünürsek) genel olarak Türkiye'de de yardımlaşmanın oldukça geliştiğini düşünüyorum.

Tacize karşı durma ve ses çıkarma kültürü
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

*''No means no!'': ''Hayır, hayır demektir!''

Eğer biri sokakta sizi rahatsız etmek üzereyse ve başka biri de bunu görüyorsa, taciz etmeye çalışan adamı yüksek sesle hemen uyarıyor, diğer vatandaşlar da buna destek oluyor ve taciz böylelikle önlenmiş oluyor. Tacize sessiz kalmak ya da destek olmak, burada fazla rastlanan bir şey değil.

Kendi ülkesini yüceltmeme kültürü
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Buradaki Türklerde gördüğümüz ve kötü diyebileceğimiz bir özellik; sürekli kendi ülkesini yüceltme ve diğer ülkelerden üstün tutmaya çalışma, konu ne olursa olsun. Oysa Avrupalılarda, bunun aksine her yeri kendi özellikleriyle tartma ve sizin geldiğiniz ülkedeki güzel şeyleri sıralama huyu daha yaygın. Mesela siz ''Türkiye en güzel ülke'' derken, onlar ''Ülkemi beğeniyorum ama şöyle şöyle kötü özellikleri var. Bu arada sizin ülkeniz de çok güzel'' diyebiliyorlar. Eleştiriye tamamen açık ve objektifler. Sadece kendilerini övüp sizin ülkenizi aşağılamaya çalışmıyorlar.

Sizli-bizli konuşma kültürü
İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar

Yaşınız kaç olursa olsun, yabancılar sizle her zaman ''siz'' diyerek konuşuyor. Gerek üniversitedeki bir hoca, gerek bir profesör, gerek doktor, gerek bakkal, kimse size ''sen'' diye seslenmiyor ve sizden de aynısını bekliyor. Genel olarak sizli-bizli konuşmayı, bir saygı unsuru olarak görmesem de (çünkü saygı siz diyerek değil davranışlarla gösterilir), Türkiye'de öğrencisine ''sen'' deyip öğrencisinden ''siz'' karşılığı bekleyen ve kendisini, öğrencisinden üstün gören öğretmenlerin aksine, burada herkes kendini karşısındakiyle eşit olarak görüyor ve ona göre davranıyor.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, herhangi bir aşağılama ya da yüceltme amacı gütmüyoruz. İstediğimiz tek şey, buradaki insana saygının, çevreye saygının ve insanlığın biraz da olsa Türkiye'ye geçmesini sağlayabilmek. Bence'mizi okuyan herhangi bir insan bile çevresini değiştirse, ne güzel. Eleştiriye açık olmak, doğruyu görüp yanlışı durdurmak en önemlisi.

İnsanlıkla ve saygıyla kalın!

İki Gezginden: Avrupa'da Olup Türkiye'de Olmayanlar - Türkiye'de Olup Avrupa'da Olmayanlar
Cevapla