Zor olan hangisi? Hayatını uğruna adadığın, gözünden süzülecek tek bir damlasına dünyaları yıktığın, kendinden bile sakındığın, kalan yaşantının tamamını sadece O'nunla geçirmeyi planladığın, ve bu uğurda sorgusuz sualsiz kendine eş kılarak yuva kurduğun insana, her ne olursa olsun, ama her ne olursa olsun sadık kalmak mı? Yoksa ihanet etmek mi? Nedir sadakati zor kılan ve ihaneti bu denli kolaylaştıran kim?
Arsızca istiyor gönül
Arsızlığı doyumsuzluktan değil elbette gönlün. Yarım kaldığından.Tamamlanamadığından. Gönül ne istiyor aslında? Peki ya eksik kalan ne? Ne kadarını biliyoruz deliler gibi bir aşkla bağlandığımız insanı mutlu kılan şeylerin? Kendisi gibi olabilmesine ne kadar iznimiz var? Ne denli fırsat veriyoruz sevgisini ve kendisini göstermesine? Bir açığını yakalamak için fırsat mı kolluyoruz yoksa? Ne kadarına razıyız yapması için çıldırdığımız, yapmadığında çıldırasıya lanet ettiğimiz şeylerin?
Kime aşık olmuştuk önce?
Oysa O'na dair her şeye aşık olmuştuk. Her şeyini sevmiştik. O'na dairken her tutku, her duygu, her tebessüm. Oturması kalkması, gülmesi ağlaması, yürümesi koşması, konuşması, sözleri cümleleri, aklı beyni fikri, gözleri, elleri, sırtına geçirdikleri, üzerine işledikleri, renkleri şekilleri, zevkleri, sevdikleri sevmedikleri, olurları olmazları, olmazsa olmazları, olmamalı kıldıkları, değerleri, değersiz saydıkları, değer yargıları, özelleri, özel kıldıkları, özelleştirdikleri, özledikleri, unuttukları, unutmak istemedikleri. Tepeden tırnağa O' ydu O işte. Sadece O. Tüm çıplaklığıyla, tüm saydamlığıyla, tüm saflığıyla, tüm kurnazlığıyla, yalansız dolansız, olduğunca, olabildiğince, neyse, nasılsa, ne kadarsa o kadardı.
Ve sonra
Bazen gözleriyle bazen sözleriyle bazen de tavırlarıyla haykırıyordu gözlerimizin içine bakarak. "Seni aldatmıyorum" diyordu. "Gözlerinin içine baka baka başka biriyle oluyorum beynimde. Çünkü beni öyle bir yere yerleştirdin ki sen. O yerde hiç olmadım ben. Sende saklıyken tüm benliğimle sana dair her şeyim. Ve beni ben yapan her şey, senden olabildiğince uzakken. Belki de sen uzaklaştırmışken. Olmadığım bir ben çıkarmak için uğraşırken bile yetemedim sana. Oysa sana ne kadar çok ihtiyacım vardı. Belki hayatımda biri yok. Ama ihanete o kadar hazırım ki, farkında değilsin. Sana ne denli ihtiyacım olduğunun farkında olmadığın gibi. İşte tam da bu yüzden aldatmıyorum seni ama, gözlerinin içine baka baka ihanet ediyorum bize."
Çünkü gerçek aşk, önce seni sen yapan özelliklerine aşık olup, sonra tüm o özellikleri birer birer değiştirmeye çalışmak değildi.
Beklememeyi öğrenirsin bir süre sonra
"Her ne olursa olsun, kimse ihaneti hak etmez" diye düşünürsün. "Hem kendine, hem ilişkisine saygısı olan kimse de ihanet etmez" dersin içinden. Dışarıda bir yerlerde, kayıtsız şartsız, beklentisiz, umarsız, seni sadece sen olarak kabul etmeye hazır, senin için her şeyi göze alabilecek kadar sana aşık birileri çıktığında karşına, kahredersin. "Neden" diye sorarsın çıldırasıya haykırarak. Avazın çıktığı kadar bağırırsın "Neden ya neden..."
"Ömrümü O'na adamışken, her şeyimle avuçlarına koymuşken kendimi, bu denli tutkuyla, bu denli büyük bir aşkla bağlıyken, neden O değil de bir başkası. Hayatıma girmek için ölen, beni mutlu etmek için elinden geleni yapan başka biri. Ama hayatımdaki aşk beni tüketiyor." diye kıyametler koparken içinde, yiyip bitirirken kendini, sorarsın yine kendine;
"Sadakat mi zor olan. İhanet mi çok kolay bu durumda?"
Sonra, "Zaman her şeyin ilacı değil, cevabın ta kendisidir" derken bir yandan, son cevabı verirsin kendine;
"Artık çok geç..."
Rüzgar
Gerçek Sorunuzu Sorun Kendinize: "Sadakat mi Zor Olan? İhanet mi Çok Kolay Yoksa?"
Bence hiçbir zaman geç değildir ya, karamsar olmayalım. :) Yine döktürmüşsünüz. :)
Zor olan ihanet etmek olmalı. Çünkü aslında ihanet ettiğimiz kişi kendimizizdir ve ömür boyu ihanet ettiğimizi bilerek aynaya bakmak kadar zor bir şey düşünemiyorum. Kendimizi bir ömür buna mahkum etmektense sorgulayabiliriz mesela. O "neden"sorusunu kendimize sormak yerine, ömrümüzü adadığımız ve bizi hiçe sayan kişiye sorabiliriz bu soruyu. Belki farkında değildir? Belki de istemiyodur... Eğer 2. seçenekse, ona bunu söyleme, kendimize de bize değer verenle mutlu olma özgürlüğü tanımış oluruz. "Sen yoluna, ben yoluma" dedikten sonra ne ihanet olur ortada, ne çekilen bir vicdan azabı, ne de üzgün kalpler...
İşte kişilik farkı. Kişinin gözü açsa 10 kişiyi oyalar ve bir iş beceriyom sanır. Ama kişinin gözü toksa bir tane olsun benim olsun ben onun olayim dyosa bağlı olur sadık olur.
Sadakattir çok zor olan... Aslında seversen zor olmaz çünkü sevgi öyle birşey mi kalp tüm duyu organları yönetiyor beyin dahil yani ondan başka kimse senin ilgi alanına girmiyor. Yani one plan gerçekten sevmek o zaman sadakat Hiç de zor olmaz.
Anı yaşamıyoruzki. Belki başka şeylerden mutsuz olduğumuz için şimdiki zamandan kaçıyoruz. Hayallere dalıyoruz sonra. Şimdiki zamanın o sıradan güzellikleri, o kurduğumuz sahte hayallerden daha güzel aslında. Belki bundandır.
bir insan şu anda yaşamıyorsa ya çok hayal kırıklığı yaşamıştır ya da aklında geçmişten-gelecekten bişeyler vardır. bir taraf anı yaşar bir taraf şimdiyi.. bir yanlış anlaşılmalar silsilesi düğüm olur. anlaşamazlar biter gider bence.
En İyi Cevaplar