Hangi açıdan ve nereden bakarsan bak o tabloya, MonaLisa' nın gözleri yalnız senin üzerinizdedir ve sadece sana gülümser. Sır, Ser Da Vinci' nin olağan dışı yeteneğiyle fırçasından çıkan - ki söylentilere göre sayı ve semboller şifrelediği - gözlerinde değil elbette. Ya da gülümsemesinde gizlediği alaycılıkta da değil.
Sır, o anda Mono Lisa'nın nereye ve nasıl baktığında gizli. Tıpkı, anılarını tazelemek için albümlerine göz gezdirdiğinde, hafifçe gülümseyerek o anları tekrar yad ettiğin tüm resimlerdekiler gibi. Sen objektife bakarsan gördüğün tek şey fotoğraf makinesinin bir parçasıdır. Ama o resme bakan herkes, senin kendisine bakan gözlerini görür. Aklına geldikçe çekmecelerinin birinden o albümü çıkarıp, geçmiş zamanlardan birinde kendini yakaladığında, göz göze gelirsin yine kendinle.
İşte bak. Sen sana bakıyor. Şimdi söyle bana. Bir sonraki sayfaya geçmeden ama (!) Hemen şimdi, şu anda. Ne söylemek istersin gözlerine?
Her Şey ya da Hiçbir Şey
Bazen gözlerin gördüğünü, sözler doğru ifade edemez. Bazen de göz göze geldiğinde sözlere hiç gereksinim duymazsın. Gördüğün şey bazen hiçbir şey olur, bazen de her şey. Her ne kadar o görmeyi umduğun şeyin, asıl ile uzaktan yakından ilgisi yok ise de, ona inanır ve neredeyse tüm varlığını ortaya koyabilecek kadar arzu edersin. Çünkü o artık senin için "her şey" dir. Şimdiye dek her ile hiç arasında bu denli yakınlık kuramamış biri olarak, artık "her şey" in için vaz geçemeyecek "hiçbir şey" in yoktur. Tek sorun, yaşamının bir parçası haline getirebilmek uğruna O' nu, önce kendine sonra O' na, neyi nasıl söyleyeceğindir.
Anthony Robbins "Sınırsız Güç" de, George Bernard Shaw' ın şu sözlerine yer vermişti.
Doğru anahtarla her şeyi, yanlış anahtarla hiçbir şeyi söyleyemezsiniz. İşin tek inceliği anahtarı oluşturmaktır.
Shaw' ın kastettiği anahtarı oluşturmak adına ne kadar yetin var?
Doğru Cümleler Kalbe Ulaşır, Yanlış Olanlar Boşluğa
Sadece "Seni seviyorum" diyebilmek değilse sevmek, "Seni seviyorum" diyebilmek bu denli kolay olup, hissettirememek o denli zor ise. Kolayına kaçıp "seviyorum ya işte, daha ne istiyorsun" diye çıkışarak görmesini bekliyorsan sevgini, tüm gözler üzerinde olsa da, yüreğine dokunamayandır sözler.
Tek bir bakıştan, tek bir cümle duymak ister gönül. İçten gelen tek bir cümle. İnanılmaz gelen. Ulaşılmaz kılan. Değerli hissettiren. Tutkuyla kutsanan. Arzuyla dolup taşan tek bir cümle.
Söylemiş olmak için tükettiğin her kelime, daha yerine ulaşamadan havada kaybolur sen istemesen de. Yüreğini titretebiliyor ve görebiliyorsan gözlerini gözlerinde, işte o zaman inanır onu ne denli sevdiğine.
Veremediklerini Beklememek Gerek
Biliyorsun değil mi? O' na veremediklerini sana versin istiyorsun. Yapamadıklarını yapsın. Sana dair her şeyi anlamlı kılsın. Hayatının merkezine koysun seni. Senin dışında bir hayatı olmasın. Sen söylemeden anlayabilsin söyleyemediklerini de. Ne istediğini, ne istemediğini, neyi sevip neyi sevmediğini, nasıl mutlu olup neye üzüldüğünü bilsin. Sadece elleriyle değil, kalbiyle de dokunsun tenine. Dokunsun işte O' na dair ne varsa her şeyiyle yüreğine. Seni kutsasın istiyorsun taparcasına. En değil tek değerlisi olayım istiyorsun. Ne denli ulaşılması güç olsam da ulaşabilsin. Dudaklarımı öptüğünde sadece bir öpücük olmasın o. Arzu dolu ateşi olsun. Yansın aşkımla, kavrulsun. Görmez olsun gözleri benden başka hiçbir şey. Nefes alsın ama, bana baktığında kesilsin nefesi. Ne söylersem söyleyeyim, ne kadar haksız olursam olayım, beni o denli sevsin ki beni hep haklı kılsın sevgisi. Hayatını adasın sana. Sadece bedenini değil, ruhunu da doyursun istiyorsun sevişmeleriniz.
İyi de. Sen ne kadarını yapıyorsun beklediklerinin? Ne kadarını hak ediyorsun?
Bir gün tartışmalarımızdan birinde eşime "Bana veremediklerini benden beklemek bana haksızlık değil mi" diye sordum. Hiç düşünmeden ve oldukça kızgın cevapladı. "Hayatımı verdim sana. Daha ne bekliyor, ne istiyorsun. Nankörlük etme". Ardından birçok kadının klasik listesini sıraladı önüme dolu dolu.
- Yemeğini yapıyorum - Çamaşırını yıkıyorum - Bulaşıklarını yıkıyorum - Ütünü yapıyorum - Evini temizliyorum - Çocuklara bakıyorum - Bütçemize katkı sağlıyorum - Kapıda karşılıyorum - Anlayışsız değilim - Sana sadığım, aldatmıyorum - Alış verişi abartmıyorum - Kapris yapmıyorum - Çok konuşmuyorum - Her şeye dır dır etmiyorum - Gizlim saklım yok senden - Sana sormadan adım atmıyorum - Her istediğinde seninle yatıyorum
"Peki bütün bu yaptıklarından sonra, seni özel kılan ne? Bunların olabilmesi için sana neden ihtiyacım olsun" diye sordum. Ve ekledim. "Senin hayatımı verdim dediğin şey bu mu".
Çok net ve kestirme bir cevap verdi; "Bir erkek başka ne isteyebilir ki"
Tek bir şey söyledim;
"Senin istediğin ve beklediğin her şeyi. Ben senden hayatını istemedim. Sevgilim ol istedim sadece".
Bazı kadınlar anne olduktan sonra sadece anne rolünü üstlenirler. Onlar anne olmak için yaratılmış kadınlardır. Sonrasinda iyi bir eş, iyi bir sevgili olamazlar. Her kadının harcı değildir hem anne hem sevgili olabilmek. Ama bunu kabul etmezler. Her istediğinde seninle yatıyorsa iyi bir sevgilidir, bakış açısı bu şekilde olur çünkü. Bir insana kendimi bu denli adayamam, ve onun da bana kendisini adamasini bekleyemem. Ben şimdiden kabul ediyorum; anne olmak için doğmuş kadınlardanım.
Erkekler neredeyse her kadın için nasıl aynı yargıda bulunuyorsa, bizler de her erkeği "hizmetçi, yardımcı arıyor" olarak görüyoruz. Kadınların pek çoğu "beni sevsin, sevgisini versin yeter." gibi bir söylemde bulunur. Bu cümleyi kuran erkekler de mevcut. Kadınlar nasıl ilgi istiyorsa, erkekler de bir o kadar huzur arıyor ilişkide.. Sevgililik döneminde, birinci sırada sevgi ile ilgi yer alıyor. Evlilik aşkı öldürür sözü de burdan sonra başlıyor. Işler yapılıyor, sorumluluklar yerine getiriliyor. Ancak sevmeyi unutuyor insanlar.. Her şey tamam dahi olsa, bir yerlerde bir şeyin eksikliği hissediliyor. Sevgi.. Etkileyicisiniz yine, teşekkürler..
Çok yerinde açıklamalar. Standart bir evlilik ya da ilişki için söylenebilecek daha fazla bir şey olamazdı. Haklısınız. İlişkilerin yürüme şeklinden ziyade, erkek adına her şeyi çözebilen şeyin "kendini adamak" olduğu fikrine karşıyım. Elbette üstlenilen sorumluluklar aynı dengede olmalı. Huzuru bulmayı, sevgiyi göstermeyi vs. bir kenara bırakalım. Duygusal beklentilere baktığımızda adil olamıyoruz gibi geliyor bana. Erkek sadece yatmayı isteyen ve "bi huzur ver be kadın" diyen değildir. Arzu duyulmayı da ister. Çok teşekkür ederim ilginize ve yerinde görüşlerinize. :)
Da Vinci'nin 20 den az resim çalışması var ama Mona Lisa tablosu apayrı bir teknikle yapılmış. 16 senede tamamlanmış ve stütyodan stütyoya taşımış tabloyu. Sürekli değişiklikler yapmış. Bunu bilinçli olarak yapıyor. Sebebi gülümseme etkisi yaratmaya çalışması. Bu etkiyi yaratmaya çalışmak için kendi uyguladığı bir teknik yüzünden. Kullandığı boya ve cila kimyasallarının etkisini oluşturması seneleri buluyor. Bu etkiden sonra başka bir kimyasal uyguluyor ve yine belli bir süre bekliyor. Katman ve katma işlenen bir resim. Tabi tam hatırlamıyorum ama daha bir çok değişik sırrı var tablonun. Neden bu kadar şey yazdım onu da bilmiyorum :)
Heralde o söz sözü söyleyen uzaylıydı. Klasik Türk erkeği , o kadının saydığı herşeyi bekler evlilikte, ütüsü, yemeği yapılmasın ev temizlenmesin ondan habersiz çıkılsın kıyamet kopar evde, birkezde eşim bunları yapıyor , bende ona bir süpriz yapayım bugün tiyatroya ya da bir tatile bilet alayım demez, evliliği tüketme noktasına getirenler hep onlardır aslında...
Ben beklemiyorum. Kıyametler de koparmıyorum üstelik. Hesap bile sormam. Özgürlüğünü asla kısıtlamam. Bütün bunları kendim de yapabilirim. Bana hizmet edecek bir kadına hiçbir zaman ihtiyacım olmadı. Hizmet edecek bir kadına değil, aşkımıza tutkuyla sahip çıkacak bir sevgiliye ihtiyaç duyarız bir çoğumuz. Tıpkı çoğu kadın gibi. Teşekkür ederim ilginize.
Offff! Bayağı sert olmuş. Çok doğru, yine kalbinden vurmuşsun. Kadın erkek hepimiz hep bir beklenti içindeyiz. Masallarla büyüdüğümüzden midir nedir, hep bir mutlu son bekliyoruz. Oysa dediğin gibi onun için ne yapıyoruz? Ben de şu alıntıya yer vermek istiyorum Cengiz Aytmatov'un o şahane romanının uyarlaması "Selvi Boylum Al Yazmalım"dan Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti.. Durursam bir daha kurtulamam.. Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Çok güzel olmuş demeye artık gerek duymuyorum zaten bolca duyacaksın ve yazıların hakkında ne düşündüğümü çok iyi biliyorsun. Fazla akılcı cümleler var ben kendimi bunları söyler miyim diye düşündüm. Sanmıyorum, mantığım ağır bassın çok isterdim oysa. Emeğine sağlık güzel Kalemli adam... Buarada 2. Gifteki 2. Çıkan hatun adeta kopyam, ne kadar bana benziyor çok şaşırdım görünce :)
Çok teşekkür ederim hocam. Seni göremediğim her paylaşımda bir boşluk hissediyorum resmen. 😊Yüreğine sağlık. Nerdeyse 1 yıl olacak tanışalı. Yüzüne dair bir fikrim hiç oluşamamıştı. İşte bu tiyo biraz daha yakın hissettirecektir artık. Sevgiyle kal.
Sadece sunu demek isterim.. El ele degdiginde sicaklik bana geciyorsa, yeterli.. Cünkü artik eski beklentilerimiz kalmadi. Yas ilerledikce icimize kapandik. Galiba yalniz ölecegim.
Hadi ordan. Yaşmış. Daha otuzlu yaşlarda bu kadar karamsar olmak yakışmıyor sana. Hele bana, kendini hiç anlatma hiç. :) Tutkunun yaşı değil, aşka kattığı şeydir önemli olan. Je vous remercie :)
Evet, geçmişten günümüze biz kadınlar ( ne kadar görmüş geçirmiş ne kadar eğitimli ne kadar açık görüşlü olursa olsun) bazen erkeğine hizmet etmekten ve bunu ona ödülmüşcesine sunmaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz. Ne sizi anlamaya ne sevmeye ne sevişmeye ne duymaya ne hissetmeye çalışıyoruz sizi beyler. Çarpıcı, düşündürücü ve fevkalade bir yazı.
Rica ederim, yazının bende düşündürdüğü kısa bir kesidi yazdım. Eleştiri desek daha doğru olur. Sabaha kadar binbir düşünce dolaştı aklımda yazıyla ilgili ve şu sonuca vardım: İkili ilişkilerde; şeffaf olmak, beklentileri saygılı ve kırıcı olmadan olduğu gibi söylemek her iki taraf içinde sağlıklı ilerleme olacağına ulaştım. Sizinde yüreğinize, düşüncelerinize sağlık.
Elbette doğru iletişim, hoşgörü, sadakat ve en önemlisi saygı, sağlıklı bir ilişkinin olmazsa olmazları. Benim karşı çıktığım şey, "erkeğin hizmet bekleyen, kadının hizmet eden" kanısı. Bu hizmetleri alabilmek için bir kadına ihtiyacımız yok çoğumuzun. Sevgiyi görebilmeye, hissedebilmeye, şımartılmaya, arzu duyulmaya ihtiyacımız var. En çok da bu saydıklarımın hizmet olarak addedilmemesine.
Çok yerinde olmuş beklentilerimizin aslinda sizin içinde beklenti olduğunu unutarak yaşıyoruz hayatın uzunca bir bölümü. Hep ben diye bişey olmaz karşılık bekliyosak hep biz olmak gerek. Emeğinize sağlık
Teşekkür ederim. Beklemeyi değil, güzel sevebilmeyi öğrenmek gerek. Ve bu sevgiyi sadece erkeğe yüklememek gerek. Erkekler de tutkulu bir aşk ister. Güzel sevilmek.
Çok sağlam bir bence olmuş tebrik ederim 👏🏻👏🏻Ama şunu bil ki kadın beklediklerini alamazsa ve soğursa onu geriye getiremezsin ve sana o saydığın cümleleri kurmak içn fırsat kollar zaten ki haklı olur da..
Benceyi çok beğendim bir erkeğin bu kadar duygulu ve tutkulu olabileceği sadece sevgi isteyebileceği hiç aklıma gelmemişti ben de ruhuyla seven insanlardanım eşiniz şanslı imiş fakat hayat denen yokuşun ortasında onun da sevgisi sıradanlaşmış
ne desem bilemedim. Sen anlatinca anlıyorum desem durumu özetlemiş olurum galiba. Benciliz. Sadece sen isteyince yataga atesli girip, şevişirken bosalsin da uyuyayim mantığında olan kadınları bosayin
Bir erkek başka ne isteyebilir ki, lafını kişiler kendisi için söyleyebilir. Bir kadın listedekileri yapıp bunu diyorsa "fakat kibirlisin" diyebilirim.
0
0 Yorumla
Gizli Üye
(30-35)
+1 yıl
Muhteşem ama kadınlar evliliğinde cinselliğe bile değer vermiyor sadece taklit ediyorlar erkeğin işi biter bitmez sırtlarını dönerler
Ana fikir şu. "erkek hizmet bekleyen, kadın hizmet eden değildir. Bu hizmetleri alabilmek için bir kadına ihtiyacı yoktur çoğu erkeğin. Tıpkı her kadın gibi sevgiyi görebilmeye, hissedebilmeye, şımartılmaya, arzu duyulmaya ihtiyacı vardır. En çok da bu saydıklarımın hizmet olarak addedilmemesine."
En İyi Cevaplar