Hep korkmuşumdur bu düşünceden. Aşık olunca insan ne hisseder nasıl bir duygu derdim hep kendi kendime. İnsan tanışmadan,yaşamadan,hissetmeden bilmiyor bu duyguyu. Hep uzak durmak istemişimdir bu duygudan. Çünkü bu duygu insan yakar,kül eder bitirir. Çünkü Aşkın getirdikleri kadar götürdükleri de vardır.

En çok da korkmamın nedeni duygusal olmam sanırım. Çünkü daha o zaman o küçücük minicik kalbime sevgi düşerken 5-6 yaşlarındaydım. İlk hediyemi ablamla aynı yaşta olan birini kolye hediye ederek vermiştim. Şimdi yazarken bile tebessüm oluşuyor. Nasıl bir cesaret ve akılla yaptım ben de bilmiyorum :) O yaşta bir kıza hediye etmek nedir yahu :) Bunun adına sevda mı denilir çocukluk masumluğu mu denir bilinmez ama böyle bir duyguyla başladı "Sevgi yumağı". Sevgi yumağı dememin sebebi ise sevda bir çığ gibi büyür insanın kalbinde ve durdurması imkansız bir duygudur. Çünkü insan sevmek sevilmek için yaratılmıştır.

Bu sevgi deneyimden sonra uzaktan bir akrabamızın kızı vardı. Tabi bizim memlekette olmadıkları için pek göremiyordum. Bayramlarda,seyranlarda gelirlerdi. İlk o zaman onu hissettim. Farklı bir duyguydu. Kendime bile söylemekten korktum,başıma gelmesinden korktuğum bir duygu mu yaşıyordum Allah'ım diyordum. Nitekim de öyle oldu. Ama tabi bunu daha sonra O'nu kaybedince anladım.

İşte yine bir yaz üniversite sınavına hazırlanırken bize gelmişlerdi. Bambaşka bir şeydi. Daha önce etrafımdaki kızlar sadece benim zıt cinsimdi ama O işte O Nefertiti'nin saçları gibi saçları(Bir insana saç bu kadar mı yakışır. ) Afrodit'in güzelliği gibi güzelliği vardı. Yani baştan aşağıya bir ahu güzellikti. Geldiklerinde bize "O nasıl bir heyecandır Allah'ım" tarifi imkansız. Şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırdım. Elim ayağım birbirine dolaştı :) Sonrasında işte biz iskambil kağıtlarından pişti oynuyoruz. Ben kazanıyordum ama O üzülmesin diye gizliden kağıtları ona verirdim. O zaman daha yüreğime düşmemişken ben üzülmesine istemiyordum bir saçma oyun yüzünden bile. Gündüz öyle geçti zaman nasıl geçti anlamıyordum bile.
Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, onunla ölçüyordum: “Onu gördüm - görmedim, göreceğim - görmeyeceğim, gelecek - gelmeyecek..”
Ivan Gonçarov
Gece olmuştu yemek yiyeceğimiz zaman gelmişlerdi bu defa bize ama kendisi tek gelmişti bu defa annesi yoktu. Tam yemek üzerindeyken gelmişti aç olduğum halde yemek yiyemedim. O zaman sebebini bilmiyordum ama daha sonra anladım. (Meğerse insan sevince aç olduğun halde yemek yiyemiyor,uykusu olduğu halde uyuyamıyormuş.Uyku bile haram olurmuş sevdalıya). Neyse yemek yiyemeden kalktım sofradan. Hazırlanmamız lazımdı. Çünkü bir düğüne gidecektik beraber ailemle ve O'nunla.
Konuşurken onu izlemeyi seviyordum.
Ne söylediği umurumda bile değildi. Konuşurken dudağının kenarlarının yanak uçlarına yakınlaşması, cildinin belli belirsiz bükülmesi, dişlerinin görünmesini seviyordum. Bazen saçı enfes burnunun üzerine düşer bir an da olsa dikkati saçına kayardı.Güldüğünde ağzını fazla açmaz, kısık bir şarkı gibi ince bir tebessümle yetinirdi. Güldüğünde onu daha da sevmek isterdim.Çünkü o ne zaman gülse benim yanaklarım kahkaha atıyordu. Ona tam olarak ne zaman aşık olduğumu hatırlamıyordum fakat bunun hayatımda yaptığım en güzel şey olduğundan kesinlikle emindim. Bir noktadan sonra artık benimle olmayacak olmasına alışabileceğim gerçeği nefes almamı zorlaştırsa da bir zamanlar yüzünün bir kaç santim ötesinde aldığı soluğun sıcaklığını kalbimde hissettiğimi asla unutmayacağım.

Düğüne gittik hep birlikte. O'nun yanında yürümek,onun nefesini hissetmek için beraber yürümek istiyorum bir o kadar da rahatsız etmemek için gerisinden takip ediyordum. Yürümüyor adeta dans ediyor gibi ahenkle gökyüzünde yürüyor gibi. Uçuyor adeta ya da benim gözüme öyle göründü. Düğüne gittiğimizde kadın-erkek ayrı oturuyordu. Ben başka tarafta O ise ailemle oturuyordu. Bu bakışı ben de yaşadım. Yaşamayan bilemez. Düğün yoktu ki sanki. Sadece O ve ben vardım. O bakışmalar kaçamak bakışlar bir ömre sığacak kadar bakışlardı. Bana baktığını gördüğüm an fırtınalar koparken içimde ben Ona baktığımda kor düşüyordu yüreğime. Bu bir bakıştan öte bir harmoniydi aslında.
Bir bakışın kudreti hiçbir lisanda yoktur.
Bir bakış bazen şifa, bazen zehirli oktur.
Bir bakış bir bakışa bazen neler anlatır.
Bir bakış bir aşığı senelerce ağlatır.
Bir bakış aşığı aşkından emin eder.

Düğünden dönerken sonbahar ayı olduğu için hafif biraz havanın sevda dolu üfleyişi vardı sanki. Sanki mevsim,sıcaklık,rüzgar bile benden yana olmuş havanın o ılık rüzgarı esiyordu. Baktım üşüyor benim üstümde de hırka vardı. Tabi hoşlanan erkek hiç hoşlandığı kızın üşümesine dayanabilir mi ? Hemen çıkardım verdim hırka mı ? Benim üzerimde de ince bir gömlek vardı. Üşümeme rağmen (ki bir yandan da sevda ateşi tütüyor bağrımda) "Üşüyorsun sen de " diyordu bana. Ben "Yok ya ne üşümesi" diyordum. O anki bakışı bir bebeğin masumiyetle bakışı gibi Ateşin kelebeği yakışı gibi bir bakıştı. Yürümeye devam ederken ben ki o zaman romantizm nedir bilmeyen ben çocukluk ve rezil olma pahasına bilerek arkasından ayakkabısına basıyorum ayakkabısı çıkıyor. O da "Yeter artık basma" ya diye gülümserken dünya bile nereye döneceğini şaşırıyorken ben nasıl şaşırmayayım o gülüşü.

Belki yerlere gül serecek zamanım olmasa da o kısa zaman diliminde(ki benim için çok uzun bir geceydi,bitmesini istemediğim rüya gibi bir gece."Binbir Gece" masalındaki gibi bitmesini istemediğim bir gece) ben de ağaçlardan kopardığım yaprakları başına atıyordum. Onlar birer yaprak değil adeta birer sevda kuşlarının başına taç ettikleri yıldızlardı aslında.
Peki sonra ne mi oldu ? Tabi ki hüzün oldu. O zamanlar bilmiyordum demiştim ya yazarken başta kaybedince anladım nasıl bir duyguyu yaşadım. Çünkü artık O yoktu. Belki de benim şiirleri sevmeme neden olan kişidir O. Belki böyle hüzünlü bırakan da O'ydu.
"O zamanlar bilmiyordum, sonradan öğrendim. Meğer insan hayatında sadece bir kişiyi severmiş. Sonra; hep onunkine benzer gözleri, gülüşleri, huyları olanları seçermiş farkında olmadan. Sonrası hep O’ymuş aslında."
Ondan bana kalan şey sadece fotoğraflar. En acısı ne biliyor musun? Göz göze gelebilmek için fotoğrafını açıp gözlerinin içine bakmak. Herkes bilmez ama insanı yer bitir bu acı. Ne mi oldu evlendi. Ve kızı oldu. Bakıyorum bazen fotoğraflarına kendi kendime diyorum ki" Ne buldun bu adamda" oysaki benim olsaydın,oysa bizim kızımız olsaydı,oysa yuvamız olsaydı Cennetten bir köşk olurdu diyorum. Neden mi böyle oldu ? Çünkü söylemedim gurur yaptım. Ve kaybettim. Hayat düğünden gelirken ki mucizesini sunarken bana O'nu kaybettikten sonra bu defa acı yüzünü gösterdi. O'nun ismini hatırlatan tabelalar,sınıfta O'nun ismini hatırlatan isimler,burda bile O'nun adını hatırlatan kullanıcı adlar. Siz,siz olun "keşke söyleseydim" acısıyla karşılaşmamak için söyleyin. Çünkü hayat kısa,çünkü hayat sandığımız üzere uzun bir yolculuk değil sevda masalında. Kim ne derse desin her imza her insanı mutlu etmez aslında. Kimi için bir imza mutluluk kaynağı iken kimi için birer hüzün gözyaşlarıdır.
Kim ne derse desin...
Her nikah imzası mutlu etmez
insanı, Birileri mutluluğa imza atarken; Diğer yanda başkalarının "Ölüm fermanı" imzalanır, Bunu da RAHMAN'dan gayrı
kimse bilmez...
Çünkü o kişi herkese ve
kendine aynı yalanı söylemiştir; "Unuttum"... Kalbi RAHMAN'dan başka kim bilir ki...?
Zamanı almaya gücünüz yoksa eğer kendi Sevda masalınızı ertelemeyin.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar