Herkes Kendi Kalbinin Önünü Süpürsün!


“Sorun sende değil bende” diyenlere kızıyor musunuz? Kızmayın.


Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız hakkında konuşurken birden telefon çalar ve şaşırırsınız, çok farklı düşünce kalıplarına sahip olduğunuz kardeşinizle hiç konuşmadan aynı fikre kapılmış olursunuz, bazı kişilerle diyalog bile kurmadan anlaşırsınız ya o zamanlar neler olduğuna hadi hep beraber göz atalım.


Duygular çene altından kasıklarımıza kadar olan bölgede algıladığımız hislerdir.


Heyecanlanınca karnımız ağrır, aşık olduğumuzda midemizde kelebekler uçuşur, kötü bir olayla karşı karşıya geldiğimizde göğsümüzde fiziksel bir ağrı hissederiz.

Bu hislerin adı her ne kadar öfke, sevinç, heyecan, aşk, nefret, kıskançlık ve türevleri olsa da bunlar aslında zihnimizin ürettiği “sanal” hislerdir, desem tam yerinde bir cümle kurmuş olurum. İnsan beyni sadece iki duyguyu algılar; sevgi ve korku. Diğer tüm hisleri beynimizde kurgular ve isim takmaya çalışırız.


Yoğun bir kıskançlık yaşıyorsanız ya aldatılmaktan, ya kaybetmekten korkuyorsunuz demektir.
Herkes Kendi Kalbinin Önünü Süpürsün!


Bir konuda hırs yaptıysanız başaramama korkununuz çoktan sizi ele geçirmiştir. İntikam alma dürtüleriniz yüksekse tekrar kırılmaktan, acı çekmekten korktuğunuzdan kuşkunuz olmasın. Eğer çok kırılgan bir yapınız varsa muhtemelen siz de bir şeylerin raydan çıkmasından korkuyorsunuzdur. Birine karşı öfkeliyseniz onunla bir daha görüşmemekten korkuyor olabilirsiniz. Her duygu iki uçludur. Duygular bedeni ele geçirdiği andan itibaren onların yaydığı frekansla hareket etmek zorunda kalırız ve eşimiz, dostumuz bize “Leyla” der. Leyla olmamışızdır aslında sadece algıladığımız hislerle nasıl başa çıkacağımız bize henüz öğretilmemiştir. Bunun yanında bütün korkuların temelinde yatan 5 tane temel korku vardır ki ben bu yazımda bağlanma korkusunu ele alarak örneklendirme yapıyor olacağım.


Bağlanma korkusu olan biri aşık olduğu andan itibaren normalden farklı davranmaya başlayacaktır.


Çünkü bu his aslında onun karakterinde var olmayan iki yeni karakter getirir. Birincisi çok güçlü, ilişkisini her an silip atabilecek hatta partnerine fütursuzca öfkelenen ve ondan neredeyse nefret eden bir karakter. İkincisi ise partnerine ondan gitmemesi için neredeyse yalvaracak, her kötü zamanında ona tutunmak isteyecek bir karakter. Ve kişi sadece bu korkuyu hissettiği kişi veya kişilere karşı böyle davranacaktır. Yani kişi ya sevgiye, ya korkuya tutunacaktır. İlişkinin sonuna gelindiğinde ise eğer sevgiye daha çok tutunduysa mutluluğa, korkuya daha çok tutunduysa ayrılığa sebebiyet verecektir.



İlişkide korkuya tutunan bir kişi partnerine “benden uzak dur, mümkün olan en kısa zamanda benden vazgeç.” Mesajını telepatik olarak iletir ve karşı taraf er ya da geç bu mesaja cevap verir.



Bu durumun süresi ilişkideki sevgi oranına göre değişecektir. Kişi sevgiye daha çok tutunursa vereceği mesaj ise “beni bırakma, seni sonsuza kadar seveceğim” olacaktır ve partneri bu mesaja da mutlaka cevap verecektir.


Başa dönecek olursak çok sevdiğiniz arkadaşınızla ilgili övgü dolu bir konuşma yaparken, arkadaşınız o sıcaklığınızı hisseder ve sesinizi duymak ister. Kardeşiniz her ne kadar zıt düşüncelere de sahip olsanız korkmadan ondan bir şey isteyeceğiniz zaman sizin için çoktan isteğinizi yerine getirmiş olur. Ya da o diyalog kurmadan anlaştığınız kişiye karşı hiçbir korkunuz olmadığı için konuşmadan bile telepatik olarak mesajlarınızı iletebiliyor olursunuz.


Algıladığımız her hissin bir enerjisi ve o enerjiye bağlı bir frekansı vardır.


Bu frekanslar karşımızdaki kişiye anlık olarak iletilir. İşte buna “telepati” diyoruz. Lütfen yaşadığınız hiçbir şey için karşınızdakini suçlamayın ya da yaşadığınız olumsuz olaylar için kimseye arkanızı dönmeyin. Şunu unutmayın ki ilişkiyi bitirmek çözüm değildir. Siz aynı korkulara sahip olduğunuz sürece benzer sıkıntılar yaşayacağınız kişileri hayatınıza almaya devam edecek ve bunun adına “kader” diyeceksiniz. Eğer mutlu bir aşk istiyorsanız partnerinizi değil duygu durumunuzu değiştirin. Lütfen herkes kendi kalbinin önünü süpürsün. “Ben şimdi niye öfkelendim?” diye düşünüp bu duyguyu sevgiye dönüştürün. Sevginiz çığ gibi büyüsün. Partner değiştirmek ya da karşımızdakini değiştirmek için inanın çok kısa bu hayat. Sevgilerimle..


R. Cansu ÇELİK

Herkes Kendi Kalbinin Önünü Süpürsün!
Cevapla