“Oğlan, kızı ister. Verirlerse evlenir, vermezlerse âşık olur.”
Aşkı aşk yapan, imkânsız olması mıdır? Tüm büyüsü aslında kavuşamamanın verdiği acıda mı saklıdır? Bu sorular aklıma efsaneleşmiş aşkları getirdi. Acaba dillere destan olan ve hep özendiğimiz aşıklar kavuşabilmiş olsaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü?
Leyla ile Mecnun
Ah Kays! “Efsane Aşk” dendiğinde hepimizin aklına geliyor. Biz onu Leyla’ ya olan aşkı sayesinde çöllere düşen ve bir süre sonra da aklını yitiren “Mecnun (Deli)” olarak tanıyoruz. Bu kadar efsane olmalarının tek nedeni kavuşamamış olmaları elbette. Kavuşsalardı ne olurdu bir düşünelim!
Leyla ve Kays birbirlerini sever. Aileler engel olmaz ve evlenirler. Köhne bir evde yıllar boyu yaşarlar. Başta hiçbir şeyin önemi yoktur. Onlar birliktedir ya, varsın evin çatısı aksın. Yıllar geçer, çoluk çocuğa karışırlar. Leyla sürekli dırdır eder. Artık o köhne evde yaşamak istememektedir. Kays ise kendini içkiye verir. Haliyle çöllere düşmediği için ilahi aşkı bulamaz. Kavgalarından komşular sürekli rahatsız olmakta; bizler de bu aşktan mahrum kalmış bulunmaktayız.

Ferhat ile Şirin
Hikâyemizin kahramanlarından olan Şirin’in teyzesi, Şirin’i Ferhat’a vermediği için sonu ölümle biten ve efsaneleşen bir aşk. Ne kadar acı varsa işin içinde, bizim için o kadar değerli. Benim içim el vermedi ve onları kavuşturmaya karar verdim.
Şirin’in teyzesi, şımarık yeğenini çok sevmekte ve her istediğini kabul etmektedir. Bir gün Şirin, fakir Ferhat’a aşık olduğunu söylediğinde de onlara engel olamaz. Sevdicekler evlenir. Ferhat, ülkenin prensesiyle evlendiği için tahta geçmiştir. Birden sınıf atlayan Ferhat’ın gözünü zenginliğin büyüsü bürümüştür. Aşık olduğu Şirin’in şımarıklıklarından bıkar ve ülkeyi sürekli genişletmek için seferlere çıkar.
Seferlerin birinde düşman tarafından öldürülür.
Böylece kimse dağı delip ona zarar vermemiş olur.

Bir de şu karikatür var tabi. Ferhat, çilekeş anasını dinler. KPSS’ yi kazanır ve Şirin’in sarayının kapısına dayanır. Klasikleşen “Bir zamanlar küçümsediğiniz fakir ama gururlu…” cümlesiyle Şirin’in teyzesini utandırır. Pişman olurlar ama Ferhat, okulundaki bir öğretmenle evlenmiş ve mütevazı bir hayat sürmüştür.
İkinci seçenekteki hikâyede dağ biraz delinmiş oluyor. Yüzyıllar sonra turistlerin ziyaret edebileceği bir yer haline getiriliyor.
Romeo ve Juliet
Shakespeare’ in kafa yapısının kesinlikle benimkiyle aynı çalıştığını düşünüyorum. Ona göre de aşkı aşk yapan, çekilen acıdır.
Zira Romeo, Juliet’ ten önce başka bir kadını sevmektedir. Kaçak olarak gittiği partide sevdiği kadından daha güzel olan Juliet’ i görene kadar “Rosaline’ i isterim!” diye ağlıyor.
Belki düşman olmasalar, Juliet ile de gönül eğlendirecekti kim bilir? Ona güzel gelen, aşkın imkânsızlığı ve ailelerin karşı koymasıydı.
Aileler karşı gelmeseydi ve düşmanlıklarını gidermek için bu iki genci evlendirmeyi düşünselerdi gençlerin sonu böyle olmazdı. Romeo, gönül eğlendirdiği zengin kız Juliet ile evlenmek istemezdi. Fakir bir kız bulurdu ve adeta Türk filmlerini andıran bir senaryo çıkardı ortaya.

Yani efsaneleşen aşklarda da görmüş olduğumuz gibi; aşk bize ne kadar acı veriyorsa o kadar değerlidir. İşin özü, acı çekmeyi seviyoruz.
Çevremizde de bu durum fazlasıyla mevcut. Seveni değil, üzeni seçmek aslında bizim de mazoşist olduğumuza işaret olabilir.
Hayat kısa ve zaten yeterince acı doluyken, en azından sevmenin/ sevilmenin acı vermemesi gerektiğini düşünenlerdenim. Tabii kalbin kimi seveceğini seçemiyoruz o da ayrı konu...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar