Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem

Karıştırın karıştırın. Ama gizli gizli. Aman görmesin, bilmesin. Uykusunun en derin anında. Hani "top patlasa uyanmaz" diye geçirip içinizden, pirelerin kalkış iznini çoktan alıp, otomatik pilota bağladığı zaman. Suç üstü yakalanma ve "ne yapıyorsun sen" sorusuyla karşılaşmanızla birlikte verecek cevap bulmakta zorlanma şansınızın çok az olma ihtimaline sığınarak, beyninize çoktan beridir yerleştirdiğiniz delilleri, en güçlü sezgileriyle bulabilen bir hafiye edasıyla ararken siz, ve daha bulmadan bulmuş gibi "göreceksin sen" le başlayıp, ardından gelecek türlü mırıldanmalarla burnunuzdan soluyorken, suçlu, bir türlü ıspatlayamadığınız o suçu yeniden işliyormuş havasında, salakça sırıtarak yastıkla yanak yanağa yorgana dolanmışken. Karıştırın karıştırın. Yakalanmayın ki, haklıyken haksız duruma düşmeyin değil mi ama. Üstelik hesap sormanın tadı çıksın. Ne aradığınızı bir bilsek. Aslında biliyoruz. Delil. İhanetin delili.

Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri. Ortak Suç Gizem.


Bir şey söyleyeyim size;



İhanet önce gözlerde başlar. Gözlerinde göreceğinizi başka hiçbir yerde bulamazsınız.



Çanta, cüzdan, cepler ve telefon, artık delil arayacağınız yerler olma niteliğini çoktan maziye gömmüş durumda. Elbette acemi değilse. Çünkü size ihanet eden, her şeyi kusursuzca saklayacaktır. Bir tek şey dışında. Bakışlar. Tüm duygularda olduğu gibi, aşkta, sevgide, öfkede, seviçte, üzüntüde olduğu gibi yani, gözlerdir eleveren aslında ihaneti.


Gizlediğimiz o kadar çok şey var ki. Hiçbir yere sığmaz.


Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem


Aslında konumuz ihanet değil. İhaneti çağırıştıran hal ve hareketlerimiz. Şu gizemli hallerimizin nedenleri. İhaneti bulma gayretimiz. Yani ortada belki de hiçbir şey yokken kafaları karıştırmak, akılları bulandırmak. Çünkü hiçbirimiz masum değiliz. Hadi söyleyin bana, "en değerli varlığım" kılarak baş tacı ettiğiniz, ölümü bile göze alabildiğiniz, "tırnağına zarar gelse ömrümden ömür gider" dediğiniz, kendinize göre ve içinizde yaşattığınız o büyülü duygu ile "ifade edilemez" şeklini alan tanımlamalarınızla hayatınızın baş köşesine koyduğunuz, telefonlarınıza o sözüne ettiğimiz tanımlamaları en iyi ifade eden sözcükle kaydettiğiniz, hatta o sözcüğün bile yetersiz geldiğini düşünerek "daha daha daha iyisi olmalı" diye, hayatta hiçbir şey için bile bu kadar kafa yormadığınız, hayatınızın aşkından gizlediğiniz bir şey yok mu? Türlü gerekçelerin ardına gizleyerek kendinizi kendinizden, değil kimselere, bazen kendinize bile söyleyemediklerinizden bahsediyorum. Elbette var. Hepimizin var. Hiçbir yere sığdıramadığımız kadar. Ve bu giz dolu dünyamız, biz ne kadar sadık olsak da, O'nun içinde hep bir şüphe uyandıracak, hep kafasında bir "acaba" sı olacak.


Biraz önce bir sanaldaşım bana şu soruyu sordu. "Eşiniz bu siteye üye olduğunuzu biliyor mu?" Siz cevap vermek ister misiniz?


Deli gibi KIS-KA-NI-YO-RUZ.


Bakmayın siz "hayatta kıskanmam" diye, en gururlu halimizle şöyle "ı-ıh" çekerek kaşımızı kaldırıp, başımız yukarıda sağa sola sallamamıza. Yine sallıyoruz işte, bir çok şey gibi. Bal gibi de kıskanıyoruz. Kimimiz hastalık derecesinde, kimimiz "işte öylesine" deki kadar az da olsa ve ikisinin ortasında kalan yüzlerce dercelendirmeye "seven kıskanır" açıklamasını getirerek, öyle ya da böyle, o ya da bu şeklide kıskanıyoruz.


Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem
Biliyor musunuz, bana göre kıskançlığın altında yatan gerçek neden, kaybetme korkumuz. En öfkeli hallerimizle hesabını sorduğumuz şey "bunu nasıl yaparsın" değil de "bana nasıl yaparsın" değil midir çoğu zaman.


Teknolojiyle gelişen delil arama yöntemleri.


Çocukken annemin, babam ile ilgili bir şüpheye düştüğünde nereleri karıştırdığını hatırladım. Şimdilerde pek revaçta olmayan bu yöntemlerin yerini cep telefonları ve sosyal paylaşım siteleri aldı. Annem, önce babamın kıyafetlerinde bir saç teli bulmaya zorlardı kendini. Eski yeşilçam filmlerinden rastlayacağınız şekilde, gömlek yakasında rujlu dudak izi. Şimdilerde kiss emojisi var ya. Ha işte tam da o.

Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem
Ceket ve pantolon ceplerinde, bir adres ya da telefon numarası yazılı bir kağıt parçasına rastlamak için gösterdiği çabayı izlemek, bana müthiş keyif verirdi. Her akşam eve dönüşünü kapıda karşılarken, eğer on dakika bile gecikse, gözlerinin önce babamın alyansını kestiğine şahit oldum hep. Sarılıp, sağ yanağını öpmeye başladığında "hoş geldin" diyerek, o "hoş geldin" in aslında "kimin koynundan geliyorsun" u belli ederek sıra sol yanağını öpmeye geldiğinde, av köpeği edasıyla yön değiştirip, üzerinde, şimdiki gibi hemen uçup gitmeyen cinsten ağır birparfüm kokusu alma içgüdüsü izlemeye değerdi. Oysa şimdi bir tık kadar yakın değil miyiz serecelerimizi dökmeye. Bırakın şifreleri, kullanıcı kodlarını vs.leri. Virüs dediğimiz şeyin hangi program guruplarını içine aldığını bilen bilir.



Demem o ki dostlar;


Bir kadın çantasında taşımaz gerçeklerini. Orada bulabilecekleriniz, kadının renkleri ve ihtiyaçlarıdır. Elbette aradığını bulamayacak kadar karman çorman oluşu, hatta kendini kaybedecek kadar kalabalık oluşu yanıltmasın sizi. Karar verememektir o kalabalığın nedeni.


Bir erkek ceplerine koymaz sırlarını. O sırlardan ödü kopar genelde. Çünkü, doğru anlatabilme çabasına girerken kendini, bir kılıfa sokar kişiliğini. Şekilden şekile girip, her renkten biraz kullanmak gibi.

Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem


Peki ya güvene mi ne oldu?


"Bana güvenmiyor musun" gibi aptal bir sorunun içinde kayboldu. Çünkü cevabı "Elbette güvenmiyorum" oldu. Her ne kadar yüzüne karşı "Güvenmek istiyorum" kibarlığına dönüştüyse de.


"GÜVEN, KAZANILMAZ VERİLİR" gerçeğini görebilenlerden olmanız dileğiyle. Her zaman olduğu gibi;


#Sevgiylekalın


#Blueobsession

Kadının Çantası, Erkeğin Cepleri... Ortak Suç Gizem
Cevapla