20/01/2014…
Bembeyaz bir sayfa var önümde. İstediğim her şeyi yazabilirim şu an buraya. Ben seni yazacağım, adı konmamış sevdam. Nasılsın bugün? Konuşmadığımız bilmem kaçıncı gününde haberim olmadan nasıl geçiyor günlerin? Oysa önceden olsa, her gün ne yaptığını kolayca öğrenebilirdim. Şimdi öğrenemiyorum işte, olmuyor. İstesem de yazamıyorum.

İki kişinin arasına biri daha girince, yazamıyormuş insan; anladım. Ne kadar “tamam, arkadaşız” dese bile, anca karşısındaki yazınca cevap verebiliyormuş. Aksi olmuyormuş işte, Üzülüyor, kırılıyor; belki belli ediyor, belki de edemiyormuş. Ona dair sözler yazıyormuş bilmem hangi paylaşım sitesinde. Karşıdaki o sözlerin kendisine olduğunu belki anlıyor, belki anlamıyormuş. Herhangi bir tepki, sevgi gelmeyince afallıyormuş insan. “Dur” diyormuş kendi kendine, “Ne yapıyorsun sen?”… “Neden” diyormuş ardından. “Çaresizim, özlüyorum ama yapacak bir şeyim yok, neden?”…

Evet, bazen insan çok çaresiz olduğunu düşünür. Sevdiği sevmez, beklediği gelmez, özlediği hep başkalarının yanındadır; yapacak bir şeyi olmaz. Bazen insanlar bu çaresizliğe tepki olarak; “Dünyanın bilmem neresinde şu felaket oluyor, o kadar insan ölüyor; senin derdine bak.” derler. Ama bilmezler o insanın içinde kaç insanın öldüğünü… Haklıdırlar işte, bir şey diyemezsin ona da. Anlamazlar hiçbir zaman seni, tam anlamıyla. “Kimse de anlamaya çalışmadı zaten” diye düşünürsün. Sonra fark edersin ki; gerçekten kimse seni anlamaya çalışmamış. Herkes kendi derdine düşmüş.

Unutulmuş, bir kenara atılmış gibi hissedersin çoğu zaman. Evet, unutulmuş… Sevmeyi unutulmuş… Sahiplenmeyi unutulmuş… Bir kenara atılmış sonra… İşi düştüğünde gelir olmuş insanlar artık yanına. Yoruldum, yeter artık desen de kimse umursamaz senin yorulmuş olmanı. Her zaman daha fazla yardım isterler senden. Bir kez, “Hayır!” dedin mi, senden kötüsü yoktur dünyada. Durumu böyle görünce üzülürsün de. “Neden?” dersin, cevap bulamazsın. Yorgun yorgun yaşamaya devam etmelisindir çünkü. Ölemediğine göre tek cevap budur, anlarsın. “Çok şükür,” dersin. “Hayırlısı,” dersin. “Sabır,” der ve yoluna devam edersin. Başka çaren yoktur, bilirsin…

Sana gelince, adı konmamış sevdam...
Evet, yeni doğmuştuk biz. Daha adımız bile konmadan öldürdün bizi. “Ya sen geç, ya ben erken; Kavuşamadık!” diyordu Rafet El Roman… Tam da bizdi belki anlattığı, öyle değil mi? Evet, bak bunu okuyup okumadığını dahi bilemiyorum. En fazla bu acıtıyor. Okuyorsundur belki, uzun yazıları okumayı seversin sen. Ama benim yazdığımı okuyacak kadar var mıyım hala sende, onu da bilmiyorum. Bilemiyorum. Canım yanıyor ama tek kelime edemiyorum çoğu zaman. Yoruldum, diyorum; anlamıyorlar. Neyse anlamasınlar. Bir anlamı da yok zaten anlamalarının; ona göre davranmadıkları sürece… Davranamazlar. Anlayamazlar.
“Keşke” demekle dememek arasında gidip geliyorum sürekli. “Keşke olsaydık” demeli miyim sence? Cevap vermiyorsun. En çok susarken canımı yakıyorsun zaten. “Hayırlısı,” diyorum ben de. Her susuşta yeni bir “Hayırlısı” ekliyorum can yakışlarımın en can yakıcı kısımlarına. Can yanışlarımın en can yanıcı kısımlarına eklediğim gibi...
Neyse…
Sen sus…
Ben de susayım…
Susalım böyle…
Öldürelim tekrar;
Başlamadan,
bin kez öldürdüğümüz “biz”i…
Adı konmamış sevdam;
Hadi sana da,
Bize de...
İyi susmalar…
Adı konmamış sevdalarımıza...
Saygılarımla...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar