22. Yaşım ve Yaşadıklarım

İnsan ne zaman büyür?


Geçen zaman mıdır insanı büyüten yoksa yaşanmışlık mı?


Ben bakarım öyle, bazen geçen zamana bakarım bazen de yaşadıklarıma. Geçen zamana baktığım da kaybettiklerimi görürüm en çok, yaşadıklarıma baktığım zaman ise kazandıklarımı. Zaman, sevdiklerimi dokunduklarımı ve hep burada, benimle kalsın istediklerimi elimden alırken yaşadıklarım bana onlarla güzel hatıralar ve umutlu yarınlar bıraktı.


Çizgi film karakteri olarak tanımadığım “Polyanna” nın hayata bakış açısını seviyorum. Çünkü dolu tarafından bakıyor.



Sevildiğine sevin, çünkü ne kadar sevilirsen sevil hep eksik kalacak. Sevdiğin için sevin; yoksa ne kadar seversen sev tam karşılığını alamazsın. Eksiklikle kavga etmenin, tamamlamaya çalışmanın bir anlamı yok



22. Yaşım ve Yaşadıklarım


diyor. Sevilmek bizim dışımızda, varlığını hissettiğimiz bir olay yani sevilmek olayının 3. Tekil kişisi biziz. Oysa sevmek öyle mi? Sevmek içimizde, sevmenin öznesi biziz.


Ben sevildiğimi hissettiğim çok an yaşadım, şımardım, bazen hata da yaptım. Beni sevenlerin, sevgi çokluğunu anlamadım, sevgisine değer vermedim sonra. Üzdüm, ağlattım. Canımı yakanın, canını yaktım. Oysa sevgi hor görülür mü? Ben hiç sevmedim mi?


Ben de sevdim.


Annemi sevdim. Babamın bana bakarken gülen gözlerini sevdim. Onun ela gözlü, iyilik meleği büyük kızını sevdim. Annemin zeki, sempatik oğlunu sevdim. Sonra, onların çocuklarını çok.


22. Yaşım ve Yaşadıklarım


Dostlarımı sevdim, İrem’i, Gökçe’yi, Oflu’yu, Memiş’i sevdim. Yeşim Hoca’yı ve onun idölüm olmasını, Tolga Hoca’yı sevdim, onların “deli kızım” demelerini sevdim. Şehremini’ de onlarla biriktirdiğim anıları sevdim.


Deniz’i sevdim, onun bana kattıklarını, iyi yüreğini çok sonra. Pınar’ı sevdim, en eskim olup eskimeyişini sevdim. Başkaları için ihtiyaçken onlar için değerli olduğumu hep hissettim ve bu hissi sevdim. Elyase ve Ahmet’in içlerinde ki yaramaz, kanı şirin çocukları sevdim.


Dedikodudan kaçtıklarını söyleyip dedikodu yapan fazla meraklı akrabalarımın iyi kalplerini sevdim. kuzenlerimin güzel niyetlerini, duruşlarını sevdim.


17 yaşındaydım o zaman, bana sevmeyi öğreten ayaklarımı yerden kesen adamı, Mabel’i sevdim.


Sevildiğim zaman aynada gözlerimin parladığını gördüm, “en özel senmişsin gibi…” İnsana en çok yakışan şeyin mutluluk olduğunu fark ettim. Ve mutluluk başarı da, para da değilmiş bunu da fark ettim daha bir sevdim. Onun bana bıraktığı en mutlu anlarımı sevdim. Bu günden tam 4 sene önce vapurda beni ilk öptüğü zaman



“Martılar, ben bu kadını çok seviyorum ve yarın bir gün ben onunla evleneceğim, siz de şahidimsiniz”



diye bağırırken ki masumluğunu sevdim. O günden tam 1 sene sonra Yerebatan Sarnıcı’nda -herkesin içinde- dizlerini kırıp bana okuduğu şiiri, 19 yaşına inat evlilik teklifi edişini, çıkardığı gümüş yüzüğü sevdim.


22. Yaşım ve Yaşadıklarım


bana şiirler biriktirdiği Miray'ı sevdim. ~Miray; ocak ayında doğan güneş. Ve bu gün 7 ocak~Ve neden sonra, bu güzel anıların “adımızla yinelenen bir şarkı da” kalmasını sevdim.


21 yaşına geldim, birini tanıdım



“benimle misin, değil misin İskoçyalı? ”



deyip elimi tutuşunu sevdim. 21 yaşıma bastığım gün(kar vardı o zaman da), onun beni Kemerburgaz da ormana sabah koşuya götürüp “açım” diye söylenmeye başladığım an bagajdan çıkardığı poğaçalarını sevdim. Aslında uzun hayat yolunda, kısa süre sevdim onu ama öğrettikleri başkaydı, izi vardır bende. Çünkü biz bazen uzaktan bakıp diyoruz ki


“bu kesin böyledir”, heh! o öyle değilmiş işte.


Saygılı ve ahlaklı görünmek ile saygılı ve ahlaklı bir insan olmak farklı şeylermiş ve bu en önemli öncelikmiş, bunu öğrendim. Gerçek saygısını, ahlakını ve hayata bakış açısını sevdim.


Ama ben en çok kimi sevdim biliyor musun?


Çükübik! Ben en çok çükübiği sevdim. Aslında onu anlatacak çok fazla kelimem yok.



~Ben kötüydüm, ben bir ara baya kötüydüm. Hani hepimizin olur ya. İçimizde ki çocuğa umut şarkıları söyleyemeyiz, özlemini açlığını ve susuzluğunu gideremeyiz. Bir mucize isteriz ki; gelsin, bitsin acılar, kanayan yarayı görür, merhem isteriz. Yani ne bileyim şimşek çaksın, gök gürlesin, kıyamet kopsun ama bir şey olsun bitsin ve Güneş doğsun. Güneş ve mucize..~



Ona hiç gidip “Seni seviyorum” demedim. O da bana demedi. Çıkıp hayatıma hoş geldin, iyi ki geldin demedim. O da bana demedi. Ben onu kelimelerle sevmedim, kelimelerle anlatamam.


Bir gün Çamlıca tepesindeydik, nasıl becerdik bilmiyorum ama kaybolmuştuk. Yağmur yağmaya başlamıştı. Bana çıkıp dedi ki



“sen bana aşıksın biliyorsun değil mi?”


“ben sana bakmam saçmalama”



dedim. Gülmeye başladı. Gülmeye başladım.


22. Yaşım ve Yaşadıklarım


O benim elimi hiç tutmadı biliyor musunuz? Ama o benim elimi hiç bırakmadı da.


Ben o yanımdayken hiç düşmedim. Düşemedim. Bazen sarsılırdım, hissederdi sanki. Bizim kelimelere ihtiyacımız yoktu. Tutardı böyle gözlerimin kahvesinden sirkelerdi. Korkmazdım dünyadan, “o” vardı.


O kadar çok şey öğrendim ki, büyüdüm. Ben onun kıvrak zekasıyla büyüdüm, “bizim küçük hesaplarla uğraşacak vaktimiz yok, yarın bir gün bu olayı hatırlamayacaksan ağlamayacaksın”


Onun yanındayken heyecanlanmadım, kalbim de kelebekler de uçuşmadı, karnımda ağrımadı benim. Daha bir sağlam bastı ayaklarım, daha da güçlendim. Yaslandım ona, “kimse bana bir şey yapamaz” dedim.


Sonra bir gün bana dedi ki



“o kadar güzeldin ki, ben sana dokunmaya kıyamadım”



başka güzel söz yok ondan bana kalan, he bir kez de “gülüşün çok başka senin biliyorsun değil mi?” demişti. Onu sevdim. Öyle çok sevdim ki;


Gidişini bile sevdim...


“Seni tanıyorum, sen bakarsın ben anlarım. Sevdiğin insanları biliyorum, ama onlar öyle değil bak sana başka bakarlar. Seni görmezler. Seni görmüyorlarsa şayet arkanı dön ve kaç” demişti giderken bana.


Evet…


Ben de öyle yaptım, beni kırdılar kaçtım. Beni görmediler kaçtım. Dizlerimi kanatmaya çalıştılar yine kaçtım. Benim bir limanım var, içimde. Kelimelere ihtiyaç duymadığım bir liman. Oraya kaçtım, kaçıyorum. Ben o limanı biliyorum, çünkü ben o limana o kadar çok sığındım ki ben o limanı ezberledim.



“Dibi bilirim, diyor.



En büyük kökümden bilirim onu:


Seni korkutur.



Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.”



Ben dibi sevdim, dipte bulduklarımı da sevdim. Çünkü Hz. Mevlana’nın da dediği gibi,



“hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.”



Sonra ben…


Her şeyi herkesi sevdim de, Dünya’nın kendi etrafında döndüğünü zannedeni sevemedim. Menfaati olmadığı kişiye selam vermeyeni sevmedim. Kendini süper seni sıfır sananı sevmedim.


Kusursuz insan arayanı ve kendini kusursuz sananı sevmedim. İnancımı ve inandıklarımı aşağılayanı sevmedim.


Cimri insanı sevmedim, bir tebessümü bile veremeyen cimri insanı hiç sevmedim.


En çokta sevgimi değersizleştirenleri sevmedim.




Ve ben artık kadere teslim… Öyle zamana bakıyorum, hüzünlü yanıma… Elimde olmayanlara bakıyorum, yanımda olmayanlara, kaybettiklerime bakıyorum. Zamanın benden aldıklarına bakıyorum ve bana getireceklerine… İstikbalime bakıyorum sonra, belirsizliğine, yaptığım -varsa- bir iyiliğin ve onca hatanın bana nasıl geri döneceğini bilmeyişin verdiği tedirginlikle, istikbalime bakıyorum.


Artık yaşım 22. Bu gün benim doğum günüm,


Zamana bakarsak toyum, bana kalırsa büyüdüm.


Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ım;


Sana teşekkür ederim.


22. Yaşım ve Yaşadıklarım
Cevapla