Aşık Bir Erkeğin Hikayesi :)

Bir akşam yemeğe çıkardım...


Daha önceden rezervasyon yaptırdığım restoranta doğru arabamla yola koyulduk. Yolda giderken radyoyu açtım. Radyoda çalan müzik ilk tanıştığımız kafedeki müzik ile aynıydı. O an sanki yeniden tanışmaya gidiyoruz gibi hissettim, sanırım o da öyle. Restoranta varmıştık. Arabayı durdurur durdurmaz seri hareketlerle arabadan indim.


Beni o halde görünce tatlı bir şaşkınlık oluştu yüzünde. Şoför koltuğundan, kapısını açmak üzere ağır adımlarla ilerlemeye başlarken o da kapısını açacağımı anlayıp hiç bir şekilde kapıya davranmadı. O tatlılığı izlerken ağır adımlarım git gide yavaşlarken ağzım da şapşallığımı yansıtacak kadar kulaklarıma varıyordu. Kapısına geldiğimde hala göz gözeydik. Yüzündeki o masum gülüşe bakarak adeta erimiştim. Şapşallığım gitgide artıyordu o gülüşü izlerken. Elim kapının kulbunda biraz bekledikten sonra bana eliyle "hadi aç" işareti yaptı. O an kendime geldim.


Aşık Bir Erkeğin Hikayesi :)


Etrafımda çok fazla insan ve arabanın arkasında da birden fazla araba vardı. Herkesin bana baktığını farkettiğimde elim ayağıma dolandı. Birden hızlı bir hamle ile kapıyı açmaya çalıştım fakat aceleyle açtığım kapı dizime çarptı. Herkes şaşkınlığıma alaycı bir şekilde sırıtarak cevap verdi fakat ordaki bir gülümseme bir anda üzüntüye dönüştü. Değil ordaki insanlar, tüm dünya bana kahkaha atsaydı da O'nun gülüşü üzüntüye dönüşmeseydi.


Canımın yandığını düşünüp üzüldüğünde, yanmayan canım yanmaya başladı. Ama ne yalan söyleyeyim üzlülmesi bile ayrı bir güzeldi. Kendimi toparlayıp hemen tekrar açtım kapıyı. Etrafımdakiler bana gülerken O neredeyse ağlayacakmış gibi oldu. Vale anahtarı aldıktan sonra kolumu dirseğimden hafif kırarak ona doğru uzattım, koluma girdi ve restoranın içine doğru ilerlemeye başladık. Restorantın içine girene kadar



"Bir şeyin var mı, ağrın sızın var mı?..."



gibi sorular sorup durdu. Yeminler ettim ama canımın yanmadığına inandıramadım. Cam kenarında ayarladığım masaya oturduktan sonra bile yüzü hala asıktı, üzgündü. Kendisinin yüzünden olduğunu düşünüyordu. Neyse ki manzara biraz olsun rahatlattı. Manzarayı çok seviyordu, aynı benim gibi. Manzarayı izlerken yine gülümsemeye başladı. Bense hayatımın en güzel manzarasını o an izlemeye başladım. O dışarıyı bense onu izliyordum. Az bir zaman sonra bunu farketti. Bana döndü:



"Neden bu güzel manzarayı değil de bana bakıyorsun? Beni sürekli görebilirsin ama buraya sürekli gelemezsin"



dedi. Ben de gülümseyerek



"İnsanlar her an ölebileceğini unuttuğu için zamanı çok değersiz şeyler için harcıyorlar. Burası ölmez, parasını verdiğin her an senindir. Senin veya benim bir dakika sonra ölmeyeceğimiz kesin değil. Bu yüzden asıl manzarayı ben izliyorum."



dedim. O güzel gülümsemesini birde bana bakan o güzel gözleri pekiştirdi. Ben de ona bakmaya devam ettim. O bana ben ona bakıyordum. Sanki gözlerini ilk kırpan kaybedecekmişcesine birbirimizin gözlerine bakıyorduk. Adeta küçük iki çocuk gibi yarış yapıyorduk. Ne kadar oldu bilmiyorum ama biz bakışmadan önce yan masamızdaki çift garsona yeni sipariş veriyordu. Şef garson bizi kendimize getirdikten sonra ise o çiftin tabaklarını garson çocuk topluyordu. Şeften özür diledik. Siparişlerimizi verdik. Siparişleri beklerken



"Hadi ben senin o güzelliğine doymadan bakıyorumda sen nasıl beni izlemeye dayanıyorsun?"



diye bir soru yönelttim. Sorduğumda ağzında yemek vardı, gülmek istedi ama gülemedi. Lokmasını yuttuktan sonra gülüşünü hiç bozmadan



"Bazı insanların gözleri güzeldir bazılarının bakışları, gözlerin güzelliği pek bir anlam ifade etmez ama bakışların güzelliği kalpten gelir. Aslında ben senin bakışını değil kalbini izliyorum ve o sürekli bana aşık olduğunu söylüyor."



diye cevap verdi. O an ona olan aşkım daha da katlanmıştı. Beni çok etkilemişti. Çoğu kişi bizim masayı izliyordu. Dışarıda gülenler içeride imrenme duygusunun kokusunu salıyordu adeta ve ben bu kokuyu çok rahat hissediyordum. Sol ellerimizle tutuşarak yemek yiyorduk bakışlarımızı şef bölmüştü ama ellerimizi o an sadece ölüm ayırabilirdi.


Bize dışarıda gülen bir kadın dikkatimi çekti o an. Sanırım bizden özenerek kocasının elini tutmaya çalışıyordu, fakat adam karısının ne yaptığını hiç anlayamayacak gibi görünüyordu. Yemeklerimiz bittikten sonra muhabbet etmeye başladık, birbirimize bişeyler anlatıyorduk. Ben hep kısa şeyler anlatmayı seçiyordum çünkü onun sesini duymak istiyordum. En son bir şeyler anlatmaya başladım. Çok güzel dinliyordu.


Benim ses tonum git gide azalmaya başladı. Kendimden geçmiştim. Dört sene olmasına rağmen ilk günkü gibi aşıktım. Bir çocuk gibi... Yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmuyordu. Sanki gülerek doğmuş gibiydi. Hele o gülümsemesine renk katan bakışları yok mu beni benden alıyordu. Onu bu şekilde izlerken bana bişeyler söylüyordu ama hiç duymuyordum. Aslında hiçbir şey duymuyordum. Ne restoranttaki müziği ne de etraftaki masalardan gelen konuşma sesleri. En son bana



"İyi misin?"



diyerek ellerimden sarstı. Aslında tam öyle mi dedi dumadım sadece dudaklarını okumuştum. İnşallah doğru anlamışımdır. Bunu farkedince sesler yavaş yavaş yükselmeye başladı. Kendime geldiğimde salak bir şekilde sırıtıyordum. Bana



"Birşey anlatıyordun daldın gittin"



dedi. İnanın, nerde kaldığımı bırakın oraya nerden geldiğimizi unutmuştum. Ne diyeceğimi bilemeyerek:



"Unuttum"



dedim. Sesli bir şekilde gülmeye başladı. Ben o arada su içiyordum. Gülüşü hiç durmadı. Benim de gülesim geldi. Su boğazımda kaldı, öksürmeye başladım. Ben öksürerek gülüyürum o da bana bakarak gülüyor. Bu sefer gerçekten rezil olmuştuk. İkimizde kıpkırmızı olduk. Şef garson yanımıza geldi. İkimize de baktı. Biz aynı anda hafif bir öksürükle gülmeyi kestik. Sonra o ortamdaki üç kişi olarak birbirimize baktık. Şef bana ben O'na, O şefe daha sonra hep beraber gülmeye başladık. Tüm restorant bize bakıyordu. Bir süre güldükten sonra şef gülerek:


"Hesap isteseniz hepimiz için iyi olacak aslında. Size birşey olmaz da, ben yarın buraya gelemem diye korkuyorum."


dedi. Tabii biz hemen özür dileyerek hesabı istedik. Ödedikten sonra şef bizi çıkışa kadar ağırladı. Kapıdan çıktıktan sonra bize:


"Bu mutluluğu ne pahasına olursa olsun sakın kaybetmeyin, çünkü sizi birbirine bağlayan sizin gülüşleriniz"


dedikten sonra hemen içeri girdi. İkimizde etkilenmiştik çünkü hiç bu yönden bakmamıştık ve de çok haklıydı. Saat bayağı geç olmuştu. Saat gece 4 civarlarıydı. Eve gitmeye hiç niyetimiz yoktu. Yıllar önce çok kez gittiğim bir yer geldi aklıma oraya gitmek istediğimi belirttim. Sevinerek gidelim cevabını verdi.


Amatörce bir yazı :)


Gideceğimiz yer bir tepeydi. Doğuya bakan bir tepe. Gittiğimizde güneş daha doğmamıştı fakat ışığını hissediyorduk. Büyük bir kayanın üstüne oturduk. Ayaklarımız aşağı doğru sarkıyordu. Ellerimizi biraz geriye uzatarak destek alır bir vaziyette oturduk. O'nun kafası benim omzumda benim kafam onun kafasının üstüne gelecek şekilde oturduk. Güneş doğmaya başlamıştı. Bir an kafasını kaldırdı. Bana



"Ne zamandır iltifat etmiyorsun bana"



diyerek sitem etti. Aslında böyle şeylere pek takmazdı fakat güneşin doğuşunda ona güzel birşey söylemem gerektiğini düşünmesi çok da mantıklı gelmişti bana. Gözlerine bakarak:


"Edecek iltifat kalmadı ki sevdiğim, iltifatlar bitti de güzelliğin bitmedi. Artık ben iltifatlara seni anlatıyorum ki başka bir zaman sana geldiklerinde daha anlamlı olsunlar."


O güzel gülüşünde güneşi güneşi görebiliyordum. Benim için güneş hiç bu kadar güzel doğmamıştı. Tekrar başını omzuma koydu ve o güneş hiç bir zaman batmadı benim için...

Aşık Bir Erkeğin Hikayesi :)
Cevapla