Bir Sabah İki Hayat

Yağmurlu ve karanlık bir İstanbul sabahıydı. İnsanlar her günkü gibi işlerine yetişmek için koşturuyor, yağmurun daha da kötüleştirdiği trafikle boğuşuyorlardı. Son model aracı içindeki Kemal, Maslak’a doğru ağır ağır ilerlerken radyodan sabah haberlerini dalgın dalgın dinliyordu. Kasvetli hava ve sabah karısıyla yaptığı kavganın üstüne bu moral bozucu haberleri dinlemenin içini daralttığını hissetti. Savaşlar, geçim sıkıntılarından kendini zehirleyenler, kazalar, şiddet vakaları... İnsanlar mutluluk ve haz peşindeyse neden sadece can sıkıcı şeylerin haber değeri vardı? Bunu anlayamıyordu. Radyoyu kapattı. Artık sadece arabanın sileceklerinin çıkardığı sesi duyuyordu. Bu sesi huzur verici bulurdu. Huzur ve mutluluğa o kadar ihtiyacı vardı ki. Yeniden sevmekten ümidi kesince annesi aracılığıyla tanıştığı Sema ile üç yıl önce evlenmiş ve bir de kız çocukları olmuştu. Çoğu insanın rüyasını kurduğu ev, araba ve dolgun maaşlı bir işe sahipti. Otuzlu yaşlarının sonuna gelmişti ve bu hedeflere ulaşmak için çalışmış, didinmişti. Şimdiyse geldiği yer ve bu yoldaki dönüşümü onu bambaşka biri yapmıştı. Kazandıklarına rağmen kaybettikleriyle yüzleşirken aslında istemediği bir noktaya vardığını hissetti. Sadece sorumluluklarını yerine getiren, programlanmış bir robottan ne farkı vardı? Sahi hiç kendi olmuş muydu? Evet, kendi olduğunu hissettiği zamanlar olmuştu ama bu çok eskidendi. Hiç farkına varmadan nasıl bu duruma gelmişti? Kendini köşeye sıkışmış hissediyordu.
Şirketin geniş döner kapısından girdikten sonra her zamanki soğuk sandviçini almak üzere kafeteryaya yöneldi. Tanrım ne kalabalıktı. İnsanlar evde aileleriyle kahvaltı yapmayı ne zaman bırakmıştı? Yoksa herkes kendi gibi miydi? Öyleyse nasıl bu kadar mutlu görünüyorlardı? Bu rutin içindeki boğucu düzende onun bilmediği neyi biliyorlardı? Sandviçini aldı ve karşılaştığı tanıdık yüzlerle selamlaşarak boş bir masaya yöneldi. Masada bir gazete vardı ama ilgisini çekmedi. İnsanların kendi büyük sorunları varken ülke sorunlarıyla ilgili konulara kafa yormasını anlayamazdı. İnsan ancak kendi ve çevresiyle ilgili konularla haşır neşir olmalı ve enerjisini boşa harcamamalıydı. Canı yine sıkıldı. Bugün düşündüğü her şey neden canını sıkıyordu?
Ofise çıkmak için asansöre doğru yönelirken yetiştirmesi gereken birikmiş işleri düşündü. Ömrünün ne kadarını daha bitmek bilmez bu sıkıcı işleri yaparak geçirecekti? İstifa etmeyi sıkça aklından geçirse de buna cesareti yoktu. Ancak cesur insanlar hayallerinin peşinden giderdi bu dünyada. Hem kardeşim yaşları da geçmişti ne de olsa. Hayatının ortasında, içinde gerçekleştiremediği hayallerin burukluğunu taşıyordu. Henüz pişman olacak yaşa gelmemişti ama hayatın koşuşturmacası bitip de inzivaya çekildiğinde pişman olacağını hissediyordu. Keşke konforumu bırakabilme cesaretim olsaydı, keşke ömrümü para kazanmak için değil de haz alarak yaptığım işlerle harcasaydım diye düşüneceğinden emindi neredeyse. Yıllar önce yaptığı seçimin sonucunun bu kadar ağır olacağını düşünememişti. Gerçi olanlar karşısında kendisine de pek seçenek bırakmamıştı hayat, ancak yine de göze almalıydım diye düşündü. İçinde bir gün her şeyin değişeceğine ilişkin umudunu hiç yitirmemişti yine de. Asansörün kapısı ses çıkararak açıldığında düşünceleri dağıldı birden. Yine stresli ve yoğun bir gün onu bekliyordu.

Bir Sabah İki Hayat


Beyaz sabahlığıyla geniş balkonda oturmuş dalgın dalgın sigara içiyordu Sema. Siyah ve uzun saçları dağınık ve yüzünde ciddi bir ifade vardı. Hafif yağan yağmurun beyaz çıplak ayaklarını ıslatmasına aldırış etmedi. Kemal’in kapıyı sertçe kapatarak çıktığını duydu. Ettikleri kavganın etkisindeydi hala, sinirliydi. Allahtan minik kızı uyanmamıştı yoksa bu ruh haliyle ilgilenemeyecekti hiç. Güzel hayalleri varken neden böyle olmuştu her şey? Aşık olmadan evlenmişti evet yoksa hatası bu muydu? Yoksa bu haksızlıkla baş etmek için kendini mi suçluyordu? Aşk bitiyor kızım önemli olan aklı başında, hali vakti yerinde bir adamla evlenip yuva kurmak; bak yaşın da geçiyor artık, dünyanın düzeni bu diye ikna etmişlerdi onu bu evliliğe. Zamanla seversin alışırsın demişlerdi. Başlarda her şey güzeldi gerçi; Kemal ilgili ve sevecen davranıyordu ona, anlayışlıydı. Kızları olduktan sonra ise her şey çok değişmişti. İçine kapanmıştı kocası. Bir derdi vardı ama söylemiyordu ona, yoksa söyleyemiyor muydu? Başka bir kadından şüpheleniyordu ama bu zamana kadar herhangi bir yanlışına da rastlamamıştı. Kendisini artık güzel bulmuyor ve kocasına yeterli gelemediğini hissediyordu. Sevişmeleri giderek seyrekleşmiş ve ruhsuzlaşmıştı. Konuşmayı bırakalı çok olmuştu birbirleriyle ve böyle giderse hayatlarındaki sorunların azalmak yerine büyüyeceğini akıl edebilecek kadar eğitimliydi. Bebeği olunca Kemal artık çalışmasını istememiş ve tazminatını alıp ayrılmıştı işinden. Üniversiteden bir iki kişi ve yan komşuları dışında pek arkadaşı kalmamıştı. Evlenen herkes hayatından çekilmişti birer birer, herkes kendi hayatına dalmıştı. O böyle olsun istemezdi hiçbir zaman, eleştirirdi evlenip kabuğuna çekilenleri. Ancak ne demişlerdi: Neyi kınarsan onunla sınanırsın.
Boğazının kuruduğunu hissetti ve sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Balkona açılan kapıdan yine geniş sayılabilecek ve modern tarzdaki mutfağa geçti ve bir bitki çayı yaptı. Ayakta tezgaha yaslanmış çayını yudumlarken bir hıçkırık koptu birden. Eliyle ağzını kapayarak ağlamaya başladı. O bunları hak etmemişti. Sadece mutlu olmak istemiş ve bunun için her fedakarlığı da yapmıştı. Girdiği çıkmazdan kurtulmalıydı. Şu an karnında taşıdığı iki haftalık bebeği doğuramazdı. Dün öğrenmişti bunu Sema ve ne hissedeceğini bilememişti. Büyük bir haber karşısında hiçbir şey hissetmemek belki de en kötüsüydü. İçindeki sevgi, merhamet ve coşku nereye gitmişti? Aklına depresyon ilacı geldi. Dün sabah içmeyi unutmuştu. Doktor durumunu ağır görmemiş ama yine de altı ay kullanmasını istemişti. Alelacele kutudan çıkardığı bir hapı çayla birlikte yuttu. Yemek masasının üstünde pek de dokunulmadan yarım bırakılmış kahvaltılıkları kaldırdı. Balkondaki çiçekleri sularken dalgın dalgın; Kemal’in hamile olduğumdan haberi olmamalı diye düşündü. Kendi başına sessizce halledecekti bu işi.
Gece pek de iyi uyuyamamıştı. Salondaki kanepeye uzanıp geniş ekran televizyonu açtı. Boş boş bakarak zaplamaya başladı kanalları. Sıcak bir duşa girmeliyim ve kendimi toplamalıyım diye düşündü. Öğleden sonra kayınvalidesi torununu görmeye gelecekti ve eve çeki düzen verilmeliydi. Bitki çayının ve ağlamanın etkisiyle gevşemişti ve gözleri yavaşça kapanmaya başladı.

#black_maverick

Bir Sabah İki Hayat
Cevapla