Gülümsedim. Her Cumartesi onunla iş çıkışı eve gelmek yerine Taksim'de buluşur, Odakule'nin tam karşısındaki Midpoint’te yemek yer, birkaç kadeh şarap içtikten sonra oradan kalkar, arkadaşlarımızın çoğunlukla takıldığı Jolly Joker’de sabahın 4’üne kadar eğlenirdik. Sadece benimle dans etmeyi severdi, bütün o kalabalığın içinde sadece ikimiz olurduk. Gözlerinin içine bakarken daha da sessizleşirdi mekân, sanki gözlerinden akan o eşsiz mavilik her tarafı sarmaya başlar ve karanlık gece kulübü birden okyanusun ortasındaki ıssız bir adaya dönüşmeye başlardı. Hani şu ufuk çizgisine baktığınızda, denizle gökyüzünü birbirinden ayıramadığınız, her yerin masmavi kesildiği adalar gibi...
Sadece benimle dans etmeyi severdi, bütün o kalabalığın içinde sadece ikimiz olurduk.!
İşyerime vardığımda, mesainin başlamasına 6 dakika vardı. Her zaman dakik olmak konusunda ciddi bir takıntım vardı, her ne kadar cumartesi günleri ofis kapalı olsa da, bunu alışkanlık haline getirmiştim. Kendi işime sahip biri olarak, Cumartesi günleri çalışarak, haftalık değerlendirmeleri yapar ve bir sonraki haftanın planlarını yapardım. Bilgisayarımı yeni açmıştım ki, çok yakın bir arkadaşım girdi içeri. Fikirlerine oldukça değer verdiğim, işimle ilgili her konuda desteğini aldığım mükemmel bir insandı. Her cumartesi yanıma gelirdi ve biz saatlerce işi daha ileri götürmek için çalışırdık. Biraz muhabbetin ardından, çalışmaya koyulduk. Öğleden sonra saat 4’e kadar nefes bile almadan çalışmıştık. Arkadaşım kız arkadaşını almak üzere çıkıyordu. Akşam Jolly Joker’de buluşmak üzere ayrıldık. Derin bir soluk aldım, montumu kaptığım gibi Taksim’in yolunu tuttum…

Pist kalabalıktı, herkes çılgınlar gibi eğleniyordu, kalabalık nedeniyle birbirimize inanılmaz yakın dans ediyorduk. Kulağıma eğildi, bugüne kadar bana söylediği en ahlaksız teklifini yaptı. Fısıltılar şeklinde planını anlatırken, gözlerim her kelime de biraz daha büyüyor gibiydi. Onayladığımı göstermek için kafamı salladım, birden elime yapıştı ve beni peşinden sürüklemeye başladı. Kadınlar tuvaletine girerken, kapıda kuyrukta bekleyen kadınlar garip bir şekilde beni süzüyorlardı. İçeri girdik, tam o sırada boşalan kabinlerden birine girdik, daha kabinin kapısındayken şiddetli bir şekilde öpmeye başlamıştı bile. Üzerindeki ateş kırmızısı saten bluzun arkasındaki düğmeleri açmaya başladım, bir yandan da ellerini vücudumda hissetmeye başlamıştım. Üzerimdeki gömleği çıkartmam için bile sabredemiyordu, düğmelerimden bir kaçını kopartırcasına çıkardı üzerimden. Dışarıdaki konuşmaları duyabiliyordum, kadınlar içeride yaşananların dedikodusunu yapmaya başlamışlardı, ancak hiç biri içeride yükselen ateşin derecesini tahmin edemezlerdi. Kendimizden geçmiş bir şekilde sevişmeye devam ettik. Alkolün etkisi giderek daha da çoğalıyor, başım giderek daha fazla dönüyordu, ancak aldığım haz ve duyduğum zevkten hiçbir şekilde vazgeçmeye niyetim yoktu. Ateş ayak parmaklarımdan saçlarımın ucuna kadar bütün vücudumu sarmıştı, gece kulübünün yüksek ritimli şarkılarıyla doruğa daha hızlı yaklaşıyordum...
Elimdeki kadehi bir dikişte bitirdikten sonra peşinden piste indim...
Uyandım. Gözlerimi hala açmamıştım, ama havanın aydınlandığını hissedebiliyordum. Yavaşça elimi çift kişilik yatağın öteki tarafına uzattım, ona dokunmak için. Yatak çift kişilik değildi, elim boşlukta asılı kaldı. Gözlerim açılıverdi birdenbire, aynı hızla kısmak zorunda kaldım. Burası benim bordo siyah döşenmiş yatak odamın aksine, bembeyaz dekore edilmiş bir odaydı. Yarısı bitmiş kokulu mumlarımın bıraktığı koku yerine, keskin bir arınmışlık kokusu vardı. Anlam veremediğim bir takım elektronik cihazlar görüyordum, beyaz giymiş bir erkek ve bir kadın bana bakarak konuşuyorlardı. Sanırım bir hastanedeydim. Buraya nasıl gelmiştim? Gece neler yaşanmıştı, arkadaşlarım, sevgilim neredeydi? Yoksa bir kaza mı yapmıştık? Ama hayır, cumartesi geceleri araba kullanmazdım, alkollü olduğum için taksi kullanırdık. Peki, o zaman ne olmuştu. Uyandığımı gören, doktor olduğunu tahmin ettiğim erkek, başucuma yaklaşıp gözbebeklerimi kontrol etti. Sonrasında konuşmaya başladık…

Birkaç saat sonra hastaneden ayrıldım, işyerine gittim. Arkadaşımı aradım, cumartesileri bana yardım eden arkadaşımı. Telefonu cevap vermiyordu. Kafamda sanki şimşekler çakıyordu, alkolden mi, yoksa doktorun söylediklerinden mi anlamıyordum. Doğruca Midpoint’e gittim, oradaki garsonlarla konuştum. Garsonlarla konuşurken her kelime baş ağrımı biraz daha arttırıyor gibiydi. Jolly Joker’e gittim, oradaki yetkililerle de konuştum. Ofise geçtim en sonunda, güvenlik kamerası kayıtlarını açtım. Her cumartesiyi tek tek kontrol ettim…
Her cumartesi, tek başıma çalışıyordum, akşam işten çıkıyordum, sonrasını garsonlardan dinleyelim…
“Ekin bey her cumartesi buraya gelir, hep aynı masaya oturur, mutlaka 2 servis açtırır ve hep aynı şarabı ister. İlk başlarda buna anlam verememiştik, ancak müdürümüz buna bu şekilde devam etmemiz gerektiğini söylediğinden bir şey demezdik.”
“Ekin bey hep 12’ye doğru buraya gelir, tek başına bir loca tutar, masasında hep birkaç kadeh vardır ancak hep tek başınadır, başkalarının geleceğini söylediği zamanlarda bile hep tek başına ayrılmıştır mekândan. Bolca bahşiş ve hesap bırakır, bu yüzden hiçbir garson çıkıp da bir şey demez Ekin bey’e…”
Doktorun ve garsonların söylediklerini birleştirdim kafamda, her şey yerine oturmaya başlamıştı. Arkadaşım yoktu, sevgilisi yoktu, benim sevgilim de yoktu…
Şizofrendim…
Kitabımdan...Bu hikayedeki kurumlar gerçek olup, anlatılan hikaye tamamen kurmacadır...
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar