Ne yapıyordu bilemiyordu. Senelerdir o çok sevdiği adamın peşinden mi gitmekti suçu?
-Hayır! diye bağırdı bir ses ona doğru. Bu ses onun yıllardır içini yiyen bazende pes ederek susan vicdanının sesinden başkası değildi. Yıllardır hep onu susturmaya bastırmaya çalışmıştı fakat bugün dinleme zamanıydı. Bugün yüzleşme zamanıydı.
Yerinden zorla kalkarak odasına doğru ilerledi. 2 haftadır hiç toplanmamış yatağına uzandı. Hıçkırıklarına mani olamıyor avuçlarını kanatırcasına yumruklarını sıkıyordu. Onu bu kadar ağlatan ve artık uyan tokadını atan Doktorun 'Hamilesin' haberi miydi? Yoksa Levent'in 'Bitsin' lafı mıydı? Henüz karar verememişti.
Senelerce güvendiği aşık olduğu deli gibi sevdiği adamdı Levent.O kadar yılı bir çırpıda nasıl siler atardı? Mine ise Levent için öteki kadındı. Karısından sıkıldığı zaman sinirlendiği zaman evindeki huzuru bulamayınca sığındığı omzunda ağladığı bir sığınaktı. Bazı geceler delicesine seviştiği kadındı. Öteki kadındı o öteki kadın. Herkesin aşşağıladığı, Levent'in karısının tükürürcesine söylediği o kadın. Ya da 12 yaşındaki kızı iremin babam o kadını senden daha mı çok seviyor anne dediği öteki kadın.
Yaşadıkları bir film şeridi gibi geçti gözünün önünden. 7 yıl önce tanımıştı Levent'le. O zamanlar henüz 20 yaşlarında hayat dolu çok güzel bir genç kızdı. Kreşte öğretmenlik yapıyor çocuklarla uğraşmaya bayılıyordu. Levent'in kızı İrem o zamanlar 5 yaşlarında tatlı bir kızdı. Annesi de babası da çalışan bir çocuğun genellikle kreşten başka şansı olmazdı. Levent kızını çok seviyor ona aşırı ilgi gösteriyordu. Mine bazen onları uzun uzun izler her sabah kızla babasının ayrılma sahnelerine dalar giderdi. Levent ise Mine'nin çocuklara olan ilgisini hayata olan bağlılığını bazen çocukca olan davranışlarının olgun kız edasına dönmesini hayranlıkla seyrederdi. Bazı zamanlar işe geç giderek Mine'yi izler bazı zamanlar işten erken dönerek yine onu izlerdi. İlk önceleri kızını bırakmak için geldiği bu yuva artık mineyi görme amacına döndüğünü çok sonra farketti. Mine bu ilgiye karşılıksız kalmamıştı elbet. Aralarındaki muhabbet çok sonra vazgeçilmez bir dostluğa dönmüştü. Levent onu yemeğe davet ettiğinde kalbinin atışına mana verememişti genç kız. 30 yaşlarında yakışıklı kibar bu beyefendiye hayır demek mümkün müydü? Mine'nin evet cevabına binanen Levent'in mavi gözlerinde beliren parıltıyı ömrü boyunca unutamazdı Mine.
Öteki gün yemek için heyecanla hazırlanırken aynadaki görüntüsüne gözü ilişti. Simsiyah saçlarına eşlik eden siyah elbisesi bembeyaz teniyle öyle güzel uyum sağlamıştı ki o anda yeşil gözlerinde bir hüzün belirdi. Kendine hatırlatmak üzere aynaya doğru fısıldadı 'Dostça yenen masum bir yemek'. Sonra tekrar etti 'Dostça'. O evli bir adam. Küçük bir kıza sahip evli bir adam, dedi. Susturdu sonra vicdanını.
Muhteşem geçen bir yemeğin ardından birbirlerinden zorla ayrılmışlardı. Levent artık kreşte daha fazla zaman geçiriyor işleri ise aksatıyordu. İşyerindekiler patronlarının bu haline anlam veremeseler de hiçbirşey soramıyorlardı.
İlk önceleri dostça gerçekleşen bu yemekler daha sonraları başka amaçlara dönmüş artık içlerinde tutamadıkları aşklarını birbirlerine itiraf etmişlerdi. Artık önemli değildi onlar için ne evlilik ne çocuk. Onlar birbirlerini seviyorlardı. Suç muydu yani evli olduğun kadından başka bir kadını sevmek? Ya da suç muydu evli olan bir adama deli gibi aşık olmak?
Çok iyi giden bu beraberlikleri elbetteki kötü sonuçlar doğuracaktı. Karısı Zehra artık olan biteni öğrenmiş aldatılmanın acısını yaşıyordu. Levent, Zehra'yla bitip tükenmeyen kavgalarının ardından hergece kendini Mine'nin kollarına atıyor sabahları onun öpücükleriyle uyanıyordu. Bu durum çok sürmedi tabi.
Mine babasının ölümü üzerine Bursa'ya gitmiş 1 ay dönmemişti. Levent artık zor zamanlarında sığındığı limanı bulamamış mutsuz giden evliliğinin pençesinde savaşacak gücü bulamamış bu sefer kendini içkinin kollarına bırakmıştı. Mine döndüğünde onu perişan bir şekilde kapısının önünde sarhoş bulmuştu. İçeri almıştı onu. Ona her ne kadar kızdıysa da birbirlerini o kadar özlemişlerdi ki sarılıp öpüşmeleri her zamankinden daha muhteşem olan sevişmelerine dönmüş ve özlemleri yatakta son bulmuştu. Birkaç hafta evine uğramayan Levent artık kendini toparlamıştı. Sabah öperek vedalaştılar. Akşam görüşmek üzere sözleşseler de akşam gelmemişti Levent. Sonraki gün ve sonraki gün de. Gözleri yollarda kalan Mine her kapı zilini o; her Mine diyeni o sanıyordu. Telefonlarına cevap bile vermiyordu. Ne olmuştu anlayamamıştı birtürlü.
İlk başta geciken ay başının stresten olduğunu düşünse de ardından gelen mide bulantısıyla şüphe duymuş soluğu hastanede doktor kapısında bulmuştu. Ve doktorun hamilesin sözüyle irkilmişti.
Bu çocuk doğmamalıydı. Çocukları bu kadar çok seven bu kadın şimdi bir çocuğun canına kıyabilecek kadar canileşmişti. Bu kötülüğü ona nasıl yapardı. Bu çocuk doğmamalı diye tekrar etti içinden. Bu çocuğu doğurmak bu masuma yapılabilecek en iğrenç kötülüktü iylik değil. Evli olan bir adamla yatmış ve yanlışlıkla hamile kalmış bu aşağılık kadına hangi çocuk göğsünü gere gere bu benim annem diyebilirdiki.
Levent'i bulmalıydı. Tek çare olarak onun işyerine gitti. Orada bulamayınca ufak bir not bırakıp acil kendisini araması gerektiğini söyledi. Aradan geçen birkaç günün ardından tam umudu kesmişti ki gelen telefon sesiyle yüzü güldü arayan Levent'ti. Heyecanla telefonu açtığında karşısında soğuk bir ses her zamanki yerde bugün saat 5 te buluşalım dedi. Telefon kapandı.
Saat 5'ti..Hafif hafif yağan yağmur altında merhabalaştılar. Günlerce birbirlerini görmeyen iki sevgilinin selamlaşması bu kadar mı soğuk olurdu. Ona neden bu kadar gün aramadın diye soramadı bile. Otursana dedi Mine. Oturamam işim var dedi Levent. Ayakta süren kısa bir konuşmaydı bu. Bir ayrılık konuşması bu kadar mı kısa sürerdi. Ağzından zehirli bir ok gibi çıkan 'Sonu olmayan bu yolda daha fazla yürümenin manası yok bitsin' lafı kalbinin tam ortasına saplanmıştı Mine'nin. Sustu sustu sustu uzunca bir sessizlikten sonra zorla şu kelimeler çıktı ağzından Bu kadar mıydı herşey?
-Evet, dedi Levent, ne bekliyordun sana bir gelecek vaad edemem. Eşimle yıpranan evliliğimiz için yeni bir başlangıç yaptık. Sana da mutluluklar diliyorum. Hayatından çıkacak kadar çok seviyorum seni. Evli adamla mutlu olamazsın daha fazla dedi.
Hiçbirşey söyleyemedi Mine, hoşcakal bile diyemedi. Daha hamileliğini bile diyememişti oysa. Öylece kaldı ve hızı iyce artan yağmurun altında Levent'in gidişini izledi...
Pencerenin önünde yağan yağmur onu yine seneler öncesine götürmüştü ki 'Ne güzel yağıyor değil mi anneciğim ?' diyen sesle irkildi. Suratındaki o anlamsız ifade kocaman tebessüme döndü. Mavi gözlerindeki hayat dolu bakışlarıyla 20 yaşlarındaki bu genç kız yıllar önce delice sevdiği Levent'in kızından başkası değildi.
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar