Yine destan yazmış demeyim heee 😅 yoruldum ben burada
Zamanı gelmişti.
Artık çocuk gitmek zorundaydı.
Bunu ikisi de biliyordu ama hiçbir şey söylememişlerdi.
Sonunda çocuk telefona yazdı:
“Pisst fıstık… burada mısın?
Gitmem gerekiyor.”
Kız mesajı okuduğu anda elleri titremeye başladı.
Kalbi göğsünde sıkıştı.
Gözleri doldu, nefesi kesildi…
Sanki o mesajı daha geç okusaydı, çocuk biraz daha kalacakmış gibi hissetti.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Bu konuşmadan önce aralarında hep küçük bir şaka vardı.
Kız biraz trip yapsa, çocuk hemen şöyle derdi:
“Hee trip at, bak az kaldı askere gideceğim… sonra yokum.”
Kız bu cümleye hep gülerdi.
Sanki çocuk askere gitse bile hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi.
Sanki bu, onlar için küçük bir ayrılıkmış gibi.
Sanki onun için hiçbir problem olmayacakmış gibi.
Ama şimdi gerçekti.
Son mesajdı.
Gitmek zorundaydı.
Kız titreyen parmaklarla yazdı:
“Yaa… gitme… kaç buraya gel ” 🥹
garip bir his çöktü içine.
Sanki içinden bir şey kopuyordu.
Sanki can, candan ayrılıyordu.
Sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
“Gitmem gerekiyor yoksa ceza alacağım.”dedi çocuk gülerek
Ardından kız bir anda duygularını tutamadı, içinden gelen her şeyi ilk kez döktü:
“O zaman… şunu söyledi…
Sen gelince ne halde olacağım bilmiyorum…
Ama her şey için teşekkür ederim.
Zor günlerde benim için bir ışık gibiydin o karanlıkta…
İyi ki varsın.”
Çocuğun içi bir anda burkuldu.
Ekrana uzun uzun baktı.
Sonra yazdı:
“Sen de iyi ki varsın…
Zor günlerde bana nefes oldun.
Ve ben gelince seni çok iyi göreceğim.
Bak o zaman diyeceksin ki; ‘İyileştim ve her şey geçti.’
Kendine iyi bak olur mu?”
Kız ağlaya ağlaya cevap yazdı:
“Sen de kendine çok iyi bak…
Allah’a emanet ol…” 🥹
“Çabuk gel…”
Çocuk cevap verdi:
“Tamam.”
Ve o “tamam”…
ikisinin de aklında uzun süre yankılanan son kelime oldu.
Çocuk askere gittikten sonra da sustu kız…
ama parmakları susmayı bilmiyordu.
Telefonu eline aldı.
Ekran yine soğuktu, yine sessizdi.
Biliyordu.
Mesajın okunmayacağını biliyordu.
O iki mavi tık gelmeyecekti.
Ama yine de yazdı.
“Çok özledim yaa…
Şimdiden.” Sadece 2 saat geçmişti
Göndere bastığında kalbi hızlandı,
sanki karşı tarafta biri varmış gibi.
Sanki o an okumuş, gülümsemiş,
“Ben de,” demiş gibi.
Oysa cevap gelmeyecekti.
Bunu en başından biliyordu.
Ama alışmıştı.
Her saniye onunla konuşmaya,
suskunluğu bile paylaşmaya alışmıştı.
Mesajı göndermek,
onunla aynı anda nefes almak gibiydi.
Okunmasa da,
ulaşmasa da…
Yazmak yetiyordu.
Çünkü bazı özlemler cevap istemez.
Sadece var olmak ister.
Ve kız,
okunmayacağını bile bile yazdığı o mesajla anladı:
Bazı alışkanlıklar,
insanı sessizce kendine bağlar.
Ve en zor ayrılık,
cevap gelmeyeceğini bilerek konuşmaya devam etmektir.
Onlar sessizce büyür.
Ve kız, dışarı çıkacağını söyleyen o mesajdan sonra,
haftalarca dışarı çıkmadı.
Sadece karanlıkla konuştu.
Sadece kalbiyle.
Çocuk yoktu. O gittiğinde, sessizleşmişti.
Ama sessizlik, rahatlatıcı değildi; daha çok bir ağırlık gibi çökmüştü kızın üzerine.
Kız, hastane odasından bir adım bile atmadı.
Kapılar, beyaz duvarlar, sürekli çalan cihazların bip sesleri… artık onun dünyasıydı.
Ev, bahçe, güneş… hepsi birer hatıraydı; ulaşılmaz, dokunulmaz.
Ailesi her gün kapıda bekliyordu ama bir şey diyemiyordu.
Kız, onları gördüğünde zorla gülümsüyor, sessizce başını sallıyordu:
“İyiyim.”
Ama bu yalan, hem kendisine hem de herkese ağır geliyordu.
Günler, haftalar… zaman sadece odanın duvarlarını daha da yakınlaştırıyordu.
Her nefes bir yük, her bakış bir hatırlatma…
Yaşamın devam ettiğini gösteren her işaret, aynı zamanda acının derinleşmesiydi.


Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer