Bu bencemde size ilk duyduğumda beni oldukça derinden etkileyen bir hikâyeye sahip olan "Mona Rosa" şiirinden bahsetmek istiyorum.
Şiirin isminin anlamı "Tek Gül"
Her kelimesinden farklı bir anlam çıkarılan bir şiirdir bu. 14 kıtalık sözlerinde aşk, sevgi, hasret, itiraf ve sitem bulundurur. Şair burada sevgisini kelimelere dökmüştür.
Sevginin de belli bir dili yoktur. Belirlenmiş bir yazarı yoktur. Sevenin kalbinden gelen duygular vardır. Sevdalar da tonlarca basit kelimenin değil, söylenmemiş -belki de asla söylenemeyecek- sözlerin izlerini taşır. Şiirde sözler değil, hisler vardır.
Usta şair Sezai Karakoç'un ünlü şiiri Mona Rosa'yla ilgili çok rivayet vardır. Ama o rivayetler arasından şiirin gerçek hikayesi tam 30 yıl sonra ortaya çıkmıştır.
Bu şiiri mükemmel kılan özelliği içinizi yumuşatan sözlerinin yanısıra içerisinde barındırdığı gizemdir. Dışarıdan bakıldığında, sevdiğine yazmış gibi görünse de, aslında yazdığı kişinin kendine hissettirdikleriyle oluşturmuştur bu efsane şiir.
Asıl olan, şiiri yazmış olduğu kadın değil, şairin yazarken hissettiği duygulardır. Çünkü şiir, sözcüklerin sesiyle değil, anlamsal çağrışımlarıyla oluşturulur. Şair, şiiri yazarken tek başınadır. Yalnızca hisleri vardır. Özlemi, acısı, sevinci, yine şairin kendisine aittir.
Kelimeler değil duygular, sesler değil hisler konuşur.
Bu şiiri oluşturan kıtaların ilk haflerine bakıldığında da bir isim oluştuğu görülür. "Muazzez Akkaya'm..."

Sezai, gelecekte başına geleceklerden habersizce üniversiteyi kazanması üzerine Ankara Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesine gider. O zamanlar yeni bir üniversite öğrencisi olmanın heyecanını taşımaktadır. Dersler devam ederken neden sonra gönlünü bir muhacir kızına kaptırır. Bu kaptırış rüzgarın önüne atılmış bir tüy gibi hayatını sürükleyecektir.
Sonu olmayan bu başlangıç ömrü boyunca sürecek bir aşkın habercisidir.
Kısa bir süre sonra aşkına dayanamayıp kıza açılmaya karar verir. Fakat, kızın kendini terslemesini ve ret cevabını alma riskini göze alamamaktadır. Anadolu'nun bağrından gelen genç Sezai Karakoç'un kalbi kırılmıştır. Ama bu kırgınlık fazla uzun sürmez. Sezai geri toparlanır ve şansını tekrar denemeye, hedeflediği aşkı yaşamak için elinden geleni yapmaya, karar vermiştir. Şairimiz dört yıl boyunca bu aşkı yaşamış gönlünü yakmıştır. Gün gelmiş sene sonu gelmiştir. Ankara Üniversitesinin öğrencileri dört yılın yorgunluğu ve okulu bitirmenin heyecanıyla mezuniyet gecesinde birleşir. Kalabalık bir mahşer gününü andırır. O kalabalığın içinde olmayanlarda vardır, Sezai Karakoç. Genç aşık, o gün büyük bir istek üzerine şiir yazdığının da bilinmesi üzerine kürsüde bir şiir okumak için bulunur. Ve o an gelir Sezai Karakoç anons edilir. Kürsüye çıkan Sezai, ana baba misafir öğretmen öğrenci deryasına bir bakar. Kalabalığın içinde aşkını arar, gönlünde yer alamadığı kusursuz sevdasını. Daha sonra okumaya başlar..
Mona rosa siyah güler ak güller
Geyve’nin gülleri beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah senin yüzünden kana batacak
Mona rosa siyah güller ak güller
Şiir bitene kadar o kalabalıktan hiç bir ses gelmez. Oysa Sezai Karakoç şiirin tamamını sevdiğinin gözlerinden gözlerini hiç ayırmadan okumuştur. Son kıta da başlayan uğultular, kalabalığın şiiri çok beğendiğini mırıldayan dudaklar ve bu aşk kime diye sorular sorular arasında bir kız? Elbette ki, o sözlerin sahibi Muazzez Akkaya'dan başkası değildir.

Sezai Karakoç'un Monna Roza adlı şiirine ilham olan 82 yaşındaki Muazzez Akkaya, Monna Roza şiirinin kendisine yazıldığını bildiğini itiraf etti.
"Okul yıllarında bana olan ilgisini fark etmiştim; bu şiiri yazdığını da biliyordum, ama ben ona karşı aynı yakınlığı duymamıştım. Belki bir yerde karşılaşırsak bir merhaba derim. Allah hepimize uzun ömür versin."
Muazzez Akkaya, hem şairin kendisine olan tutkulu aşkından hem şiirin kendisine yazıldığından haberdardı. Ama görmezden ve duymazdan geldi. Karakoç da kimseye bir şey söylemeden aşkını dizelere nakşetmekle yetindi, hiç evlenmedi!
Muazzez Akkaya üniversite yıllarında sevdiği başka biriyle evlenip mutlu bir yuva kurdu. Ve böyle geçti yıllar, tıpkı şiirin dizelerindeki gibi...
Zaman çabuk çabuk geçiyor Mona;
Saat on ikidir, söndü lambalar.
Uyu da turnalar gelsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
Zaman çabuk çabuk geçiyor Mona.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar