Örneğin doğum günlerimizde doğum günü pastalarında yer alan mumları dilek tutarak üfleriz peki neden bunu yaparız? Paganlar ay takviminin her 6. gününde Artemis tapınağına üzerinde mumlar olan kekler götürürlerdi. Artemis'e adaklar sunuyorlardı. O zamanlarda birçok kültürde ateşten çıkan dumanın Tanrılara duaları, istekleri, dilekleri ulaştırdığına inanılıyordu. İşte bu inanç zamanla günümüze kadar erişmiş ve pastamızda yer alan mumları üflemeden önce dilek tutmamızın nedeni olarak görülüyor. Doğum günü partilerinin altında yatan sebep ise yine pagan inançlarına dayanıyor. Kişinin doğduğu günde kötü ruhların ona zarar vermeye kalkacağı inancı yüzünden insanlar bir araya toplanıp yüksek sesle şarkılar söyleyip kötü ruhları korkutup kaçırmaya uğraşıyorlarmış.🤗🌿 Peki sizlerin bildiği günümüze ulaşan eski inançlar var mı?
Eski inanışlardan günümüze uzanan ve hala yapılmaya devam eden davranışlar nelerdir?
"Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor. 22 Aralık'ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık'ta gün gecyi yeniyor. Bunu "Yeniden doğuş bayramı" Türkler kutluyorlarmış. Türkistan'da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam vaşka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı'ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı'dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa'ya geçti. Konunun Noel'le alakası yok. İznik Konsili'nde pagan adeti görülen bu adeti İsa'nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy'da Almanya'da başlıyor, daha sonra Fransa'ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor."
Bu konuyu bende merak edip araştırmıştım. şu an adları aklımda yok ama yanılmıyorsam dede ve torun olarak geçiyordu Türk mitlerinde. Türk inanışları İslamiyet'e kadar pagan yapılı olduğundan birçok kültüre etki etmesi normal bence. Çünkü çok eski ve illaki kopyalanacak. Şintoizm, Şamanizm, Paganizm neredeyse hep aynı öğretiyi barındırıyor.
göçebe bir toplumun dünya üzerinde bu derece iz bırakmış olması ve bunu zenginlik içinde yapmış olmaları kültür akışının ne derece kuvvetli olduğunu gösteriyor. Katılıyorum ve ekliyorum animizm, totemizm, dinamizm.
Ben aptallık olarak değilde bilgisizlik olarak görüyorum. Geçmiş zamanlarda bilinmeyen illa anlamlandırılmak zorundaydı ve bunu Tanrıya bağladılar. Çünkü mudahele güçleri yoktu ve olan doğa olayları ve korku insanların kendinden daha güçlü bir varlığın bunları yapacağına ikna etmek için yeterliydi. şu an ise bazı konular açığa çıkmışken hala geçmişe inanan bir kesim var. Bu da onların düşünceleri inançları saygı göstermekten başka bir şey yapamayız.
Şöyle ki bir ateist olarak dünyanın hiç bir yerinde saygı görmüyorum. Görmediğim içinde çocuklar ve bilmeden fikir sahibi olmayanlar hariç herkese karşı nefret doluyum. Ama yorumununa kesinlikle katılıyorum. Eski çağlarda nerde bilim ve bilgiye ulaşım. Aslında bu çağda bile mantık safsataları bilimi icra edenlerde bile bu kadar yaygınken bu ritualistic hareketlere daha çok rastlıyacağız.
Ha bir şey daha eklemek gerek bence din toplumun geneli için çok gerekli. Çünkü manevi korkusu olmayan bir insanın kötülük ve iyilik kavramlarına bakış açısı sadece "suç ve ceza" kitabındaki gibi vicdan muhasebesine kalıyor.
Kısacası ateist ve iyi olarak yaşamak çok çok zor :)
Ben de bir ateist olarak iyi olarak yaşamının zor olmadığını savunuyorum. Benim merhamet duygum ve vicdanım ceza-ödül sistemi dışında. Kendimin ve vicdanımın farkındalığı beni suç işlemekten alıyor ki bu ne demek? Ben iyi bir insanım demek. Sözde ceza kavramına inanıp kötülük işleyemeyen kişiler ise ne kadar iyi davranırsa davransın içinde var olan kötülük onu benim gözümde güvenilmez ve kötü yapar. İşte bu tam bir ikiyüzlülüktür.
Şimdi sorun şu ki. Merhamet dediğimiz bu soyut kavram herkesde ne yazıkki sende bende olduğu kadar yok. Ve buna bütün bu cahil kitleyi teslim edemeyiz.
Ki bence herkesde iyilik ve kötülük denge içerisinde.
Çünkü şöyleki bu da ayrıcabir felsefi tartışma konusudur. Doğa durumunda iyi nedir kötü nedir? İyi olan kendimize iyi gelen mi demekte olabilir mi?
Kısacası bir ceza sistemi yoksa insanlar neden iyi kalsın?
Kurtlukta düşeni yemek ne kadar kanunsa insanlarda aynı vahşi duygularla hayatta kalarak bugünki modern vahşi hayatı yani kapitalizmi icat etti.
Yazdıklarınıza tabiki katılıyorum, dinlerin temeli zaten sosyal hayata nizam getirmekten öteye geçmiyor. Yoksa kaos kaçınılmaz olur. Benim anlatmak istediğim şuydu; bir insan sırf inanç mensubu değil diye kötü olmak zorunda değildir. Belki kendimi tam ifade edemedim o yüzden bir kopukluk yaşadık ama anlattıklarımız bir birinden farklı konular değil. 🌿
Hayır belki de ben anlamadım sen kusura bakma.. Evet kesinlikle öyle. Bir insanın dini yok diye. Değeri olmayacak diye bir şey yok. Hani ama hani doğa durumunda da ne din var ne bu evrensel etik değerler.
Aslında geçende bir sohbet de ben bu evrensel değerlerin -etik değerlerin- tam anlamıyla gerçekleşmesinin önündeki engellerin birinin de din ve kültür kökenli yetiştirilme tarzında olduğunu ifade etmiştim. Sen ne düşünüyorsun?
Kesinlikle öyle yaşanılan coğrafya, mensup olunan din ve buna bağlı hayatına yön vermeni söyleyen değerleri, toplumda saygınlığı dahi toplumsal normlara uyum belirliyor. Etik değerler insanlar arası ayrımı yok sayar ancak semavi dinler ve bazı dinler kendinden olmayanı öldür der. Dinden çıkanı öldür der ancak yaşam hakkı bu oluşumlar da yok oluyor. Kadının değeri yok. Çocuk evlilikler günümüzde dahi yetiştirilme tarzına ve coğrafyaya bağlı devam etmekte.
Kesinlikle özellikle kadınlar için oldukça üzüntü verici bir tablo. Konut dokunulmazlığı içerisinde hakim olan dini ve kültürel normlar aile içinde bir çok yanlışı temelden verilmesini sağlayarak toplumun genel yapısını bozuyor.
Haklısın katılıyorum. " Bu evden gelinlikle çıktın kefeninle girersin" "kızını dövmeyen dizini döver." " Her evde olur böyle şeyler sabret kocanın huyunu git" " kol kırılır yen içinde kalır." Bunlara daha devam edebilirim. Günümüzde bir de eski kadınlar nerede? Eskiden evliliğine sahip çıkıyor, kocasına itaatsizlik etmiyordu kadınlar deniliyor. Kadın itiraz etse ne olcak kefenle gel diyen bir baba var. Şimdi az da olsa bunlar yıkılmış durumda ve kadınlar kendi ayakları üzerinde durmayı başarabiliyor ve şiddete, hakarete göz yummuyor.
Zaten devamlı olarak değişen bir kültür. Yani bu popüler kültür akımı. Ve özgür düşüncenin asla olmasına izin vermeyen asla değişmeyen dogmalarla. genel geçer bir doğru toplum yapısına kavuşmak ve bunun edebiyatçılığı yapmak komiklik. Sözde 20 yıl önce bizim ülkemizde taciz tecavüz vakaları Avrupaya ve abdye göre oldukça azdı. Bizde tacizci ve tecavüzcu adliye kapısında linclenirdi. Nerde bu "genel yapımiz" :)
Bunun kökeninde ise Türk kültürü olduğunu biliyorum. Karanlıkta ve tek başına ormana girmeye korkan kişilere ağaçlara vuruyor. Böylece kötü ruhların korkup kaçağına inanıyorlar. 🤗 Bu bağlamda başa kötü bir şey gelmesine engel olmak için yine bir tahtaya vuruluyor. ☺️ İnsan çok tuhaf cidden.🤗
En İyi Cevaplar